KDV’nin Son On Yıllık Verilerinin Etkinlik ve Adalet Açısından Değerlendirilmesi

Ana Sayfa » Güncel Haberler » KDV’nin Son On Yıllık Verilerinin Etkinlik ve Adalet Açısından Değerlendirilmesi
Paylaş
Tarih : 13 Eylül 2013 - 7:52

GİRİŞ

İnsanların yerleşik ve ortak yaşama geçişiyle beraber, ortaya çıkan ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında devlet ve devlet benzeri örgütlemelere çeşitli adlar altında belirli bedeller ödediği bilinmektedir. Vergiler ilk devletlerin kurulmasıyla birlikte devletlerin finansmanını sağlama amacı için düşünüldüğünden ve bu amaçla konulduğundan devlet ile vergi kelimesi özdeşleşmiştir. Önceleri devletin idamesi için alınan vergi, artık iktisadi hayatın düzenlenmesi, devletlerin büyümesi ve gelişmesi içinde alınır hale gelmiştir.

Vergilendirmede verginin gerekliğinin kabul edilmesinden sonra, karşılaşılan en temel sorular ise verginin kimlerden ve nelerden, hangi yöntemlerle alınacağıdır. Ülkelerin bu sorulara verdikleri cevaplara göre vergi sistemleri meydana gelmektedir. Vergi sistemleri elbette ülkelerin sosyal, siyasal, tarihi, kültürel, hukuki ve iktisadi yapılarına göre önemli değişiklik gösterebilmektedir.

Çalışmamızın konusunu oluşturan “KDV’nin Son On Yıllık Verilerinin Etkinlik ve Adalet Açısından Değerlendirilmesi” günümüze ilişkin bir sorunu ortaya koyması nedeniyle önem taşımaktadır. Dolaysız-dolaylı vergi sınıflandırmasına göre son yıllarda Türk Vergi Sisteminin yapısının ciddi oranda değişmesi bizi bu konuyu incelemeye itmiştir.

Çalışmanın önemi ise katma değer vergisi uygulamalarının adaletsizliklere neden olabilmekle beraber etkinlik açısından olumlu etkilerinin olduğunu açıklamasıdır. Bu çalışmamızda olumsuz eleştirilere yer verildiği kadar, konunun olumlu yönleri de anlatılmıştır. Böylece konuya tek yönlü bir bakış açısı ile yaklaşmaktan kaçınılmak istenmiştir. Devletin dolaysız vergi toplamaktaki isteksizliği ve yetersizliği adalet ilkesini zedeleme pahasına dolaylı vergilere yönelmesine yol açmıştır.

“KDV’nin Son On Yıllık Verilerinin Etkinlik ve Adalet Açısından Değerlendirilmesi” konusunu araştırma teknikleri, makale yazma kurallarına uygun bir biçimde oluşturmayı amaçlayan bu çalışmamızda konu ile ilgili bir literatür taraması da yapmak gerekmiştir. Ancak bu konu ile ilgili bilimsel makalelerin yok denecek kadar azlığı, konunun bütün yönleri ile değerlendirilmesini, pek çok kısmının tekrar gözden geçirilerek yeniden yazılmasını gerektirmiştir.

Bu çalışmada yöntem olarak KDV’ye ilişkin son on yıllık mali verilerin ayrıntılı analiz edilmesi tercih edilmesi kullanılmıştır. Maliye Bakanlığı verileri esas alınarak tarafımızdan gerekli çıkarımlar ve analizler gerçekleştirilmiştir. Veriler ve yorumlar hiçbir kaynaktan alınmamıştır. Bu çalışmada başka kaynaklardan alınan kısımlar atıf kurallarına uygun olarak gösterilmiştir. İngilizce kaynaklar ise orijinal metinden doğrudan çevirme yapılarak alınmıştır. Aktarma usulü kesinlikle kullanılmamıştır.

I-KDV’NİN SON 10 YILLIK VERİLERİNİN GENEL ANALİZİ

 

Öncelikle son on yıllık KDV verilerini elde etmek ve değerlendirmek gerekir. Ancak ülkemizde mevzuatın çok sık değişmesi, kamu hesaplama, istatistik kültürünün yetersizliği, bütçe uygulamalarının ve yapısının değişmesi gibi pek çok nedenle sağlıklı verilere ulaşmak zordur. Hatta çoğu zaman elde edilen verilerinde karşılaştırılabilirlik özelliği yanıltıcı sonuçlara ulaşılabilecek kadar zayıftır veya bir takım düzeltmeleri yapmayı gerektirir.

TABLO 57

KATMA DEĞER VERGİSİ’NİN GENEL BÜTÇE VERGİ GELİRLERİ İÇİNDEKİ PAYI

(2001-2010) BİN TL

            VERGİ (1)      DAHİLDE(2)    HARİÇTE(3)    TOPLAM(4)

GELİRLERİ   ALINAN KDV   ALINAN KDV    KDV              (2/1)        (3/1)       (4/1)

YIL  TAHSİLATI     TAHSİLATI      TAHSİLATI     TAHSİLATI   ORAN1 ORAN2 ORAN3

2001    39.735.928 7.289.543 5.149.317 12.438.860 18,3 13,0 31,3
2002    59.631.868 11.542.749 8.857.452 20.400.201 19,4 14,9 34,2
2003    84.316.169 15.389.547 11.641.552 27.031.099 18,3 13,8 32,1
2004 *  101.038.904 18.666.461 15.658.747 34.325.208 18,5 15,5 34,0
2005**  131.948.778 22.038.878 20.224.772 42.263.650 16,7 15,3 32,0
2006  151.271.701 25.291.023 25.432.537 50.723.560 16,7 16,8 33,5
2007  171.098.466 28.965.495 26.495.628 55.461.123 16,9 15,5 32,4
2008  189.980.827 30.085.656 29.980.574 60.066.230 15,8 15,8 31,6
2009  196.313.308 34.034.036 26.135.212 60.169.248 17,3 13,3 30,6
2010  235.714.637 39.438.999 36.210.987 75.649.986 16,7 15,4 32,1

NOT: 1- 2001-2005  Rakamları Mahalli İdare ve Fon Payları Hariç Red ve İadeler Dahil Tutarlardır.

2- 2008-2010 Yılları Vergi Gelirleri İçerisindeki Gelir V. Tevkifat Rakamına Asgari Geçim İndirimi Dahildir.

(*)  Önceki Yıllarla Aynı Baza Getirmek İçin Rakamlara Red ve İadeler Eklenmiştir.

(**)  2006 – 2010 Yılları Bütçe Kanunu’nda Mahalli İdare ve Fon Payları İle Red ve İadeler Dahil Olduğundan, Aynı Baza Getirmek İçin Mahalli İdare ve Fon Payları İle Red ve İadeler Tutara Dahil Edilmiştir.

TABLO 1: Kaynak Gelir İdaresi Başkanlığı Sitesindeki Bilgilerden Derlenmiştir. http://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/CVI/Tablo_57.xls.htm Erişim Tarihi 01.01.2012

Tablo 1 deki veriler incelendiğinde toplam vergi gelirleri tahsilatı içerisindeki toplam KDV tahsilatının payının ufak tefek değişikliklere rağmen önemli ölçüde değişmemiştir. 2001’de %31,3 olan oran 2010 yılında 32,1’e yükselmiştir. Grafik 1’de yıllara göre toplam vergi gelirleri tahsilatı içerisindeki toplam KDV tahsilatının payı gösterilmiştir.

 grafik-1

 Not: Grafik 1 Tablo 1’deki verilerden yola çıkılarak tarafımdan oluşturulmuştur.

Grafiksel analizlerde tepe ve dip noktaları önemlidir ve bu kısımların özellikle dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. Grafiğin başlangıç noktasını oluşturan 2001 yılı büyük bir ekonomik krizin görüldüğü yıldır. 21 Şubat 2001 krizi, kamuoyunda “Kara Çarşamba” olarak adlandırıldı. Kriz, 14 aydan bu yana izlenen sıkı para politikasında önemli revizyona neden oldu. Hükümet, “dalgalı kur” politikasına geçme kararı aldı. Krizin etkileri uzun süre devam etti. Binlerce kişi işsiz kaldı, çok sayıda işyeri kapandı. Doğal olarak kriz yılı ile karşılaştırılan diğer yıllar olduğundan daha iyi gibi gözükebilir. 2002 yılı seçimlerin olduğu, genel olarak krizin etkilerinin geçtiği bir yıldır. 2002 yılında ekonomi büyümüş, krizden sonra hızlı bir toparlanma sürecine girilmiş, vergi tahsilatı ve dolayısıyla toplam KDV tahsilatı da artmıştır. Benzer durum 1994 krizinden sonra 1995 yılı içinde gözlemlenmektedir. 2003 yılında yeni bir kriz dalgasının geleceğine ilişkin beklentiler, Japonya ve Asya ülkelerinde ki bozuk mali durum ve yeni hükümetin bankacılık sektöründe yaptığı düzenlemeler yıla damgasını vurmuştur. 2004 yılı ise toparlanmanın en üst noktaya geldiği yıldır. Türkiye ekonomisi 2004 yılında dünyanın en büyük 18’nci ekonomisi haline gelmiştir. Buna paralel olarak 2004 yılı toplam KDV tahsilatı da yükselmiştir. 2007 yılı ise vergi iadesinin kalkmasıyla tüketicilerin piyasada fiş ve fatura almamaları ile KDV tahsilatı azalmaya başlamıştır. 2008 yılı dünyada baş gösteren küresel kriz ülkemizde de tüketimin kısılmasına, tasarruf eğiliminin artmasına neden olmuştur. Teğet mi geçecek yoksa etkileyecek mi gibi beklentiler ekonomik aktörlerin temkinli davranmasına yol açmıştır. Yatırımların ve tüketimin azalmasına müteakip KDV tahsilatı da azalmıştır. 2010 yılı ise yine kriz sonrası genişleme ve rahatlama dönemi olarak görülmektedir. Bu dönemde de KDV tahsilatı belli ölçüde artmıştır.

Grafik 2’de yıllara göre toplam vergi gelirleri tahsilatı içerisindeki dahilde alınan KDV tahsilatının payı gösterilmiştir.

 grafik-2

Not: Grafik 2 Tablo 1’deki verilerden yola çıkılarak tarafımdan oluşturulmuştur.

Dahilde alınan KDV’nin toplam vergi gelirlerine oranının analizinde genel olarak bir istikrarın bulunduğu görülür. Oran kesinlikle %15’in altına düşmemiş ve %20’yi de aşamamıştır. 2002 yılında maksimum değere ulaşırken 2008 yılında minimum değere gelmiştir. 2002 yılının krizden sonraki genişleme ve rahatlama dönemi olduğu bilindiğine göre 2002 yılında dahilde alınan KDV’nin maksimum olması anlaşılabilir. 2008 yılındaki azalma ise küresel mali krizin etkisidir.

Grafik 3’de yıllara göre toplam vergi gelirleri tahsilatı içerisindeki hariçte alınan KDV tahsilatının payı gösterilmiştir.

 grafik-3

Not: Grafik 3 Tablo 1’deki verilerden yola çıkılarak tarafımdan oluşturulmuştur.

Hariçte alınan KDV tahsilatının dahilde alınan KDV tahsilatına göre daha fazla değişme gösterdiği Grafik 3’ten anlaşılmaktadır. Bunun nedeni hariçte alınan KDV’nin dış ticarete özellikle de ithalata bağlı olmasıdır. 2001 yılı mali kriz nedeniyle ithalatın -24 azaldığı bir dönemdir. Benzer şekilde hariçte alınan KDV tahsilatının ikinci dip noktası yine ithalatın bir önceki yıla göre -30,2 azaldığı yıldır.

II-KDV’NİN SON 10 YILLIK VERİLERİNİN ADALET İLKESİ AÇISINDAN ANALİZİ

KDV vergi sitemi içerisinde yer alan dolaylı vergilerin içerisinde değerlendirilir. Dolaylı vergilerin en önemli sakıncası, gelire oranla tersine artan oranlı olması ve vergi adaleti ile bağdaşmamasıdır. Kişi bazında değil, işlem bazında alınan bu vergiler özellikle talebi esnek olmayan mal ve hizmetlerde, vergi adaletini bozucu yanları öne çıkmaktadır(Yılmaz,1996:12). Türkiye’de 1982 Anayasası’nın Vergi Ödevi başlıklı 73.maddesinde verginin mali güçle orantılı olarak alınacağı belirtilmiştir. Bu madde de Türkiye’de ödeme gücü ilkesine göre vergilemenin anayasal düzeyde benimsendiğini göstermektedir. Ödeme gücüne göre vergileme denilince, ödeme gücünün göstergesi olan, gelir, servet ve harcamalar üzerinden vergi alınması gerekir. KDV konusu ve kapsamı itibariyle muamele vergilerinden olup, teorik ve teknik üstünlükleri ile harcamalar üzerinden alınan vergilerin en gelişmiş olanıdır. Çok aşamalı ve yayılı satış vergisi niteliğinde olup; mal veya hizmetin her el değiştirilmesinde eklenen değer üzerinden tarh edilen bir satış vergisidir(Arslan,1983:1).

Vergilemede adaletin sağlanması düşüncesi ise katma değer vergisinde oran farklılaştırmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü dolaylı bir vergi olan katma değer vergisi, vergi mükelleflerinin şahsi ve ailevi durumlarını göz önünde bulundurmayan, objektif nitelikli bir yükümlülük olduğundan, vergi adaleti ile bağdaşmamaktadır. Dikey vergi adaletinde kısmi bir sonuç sağlayabilecek farklı oran yapısı uygulanabildiği dozda, verginin adaleti bozma etkisi zayıflayabilir. Ancak tek oranlı uygulandığında verginin adaletsizliği artmaktadır. Çünkü gelir artışları karşısında gerileyen tüketim harcamaları varsayımı altında, tek oranlı vergi, gelire göre gerileyen oranlı bir yük görüntüsü ortaya çıkarmaktadır(Önder, 1986:22).

Katma değer vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı OECD ülkelerinde yüzde %18 iken; Ülkemizde %30’un üzerinde olduğunu Grafik 1’de açıklamıştık. Buranın yüksekliğinin pek çok nedeni olmasına rağmen temel neden hükümetlerin dolaysız vergiler yerine, mali anestezi etkisi bulunan ve kısa vadede toplanan KDV’ye yönelmektedir. Vergi adaletinin vergilemede etkinlik amacına göre önem kazandığı durumlarda yapılması gereken KDV oranlarını indirmektir. KDV oranlarının indirilmesi ile adaletin sağlanması mümkündür. Oranların düşürülmesi ile Laffer eğrisinin ifade ettiği imkanlardan (vergi oranlarının azalması ile bazı şartlar altında vergi gelirlerinin artabileceği yaklaşımı) yararlanılabilmekle birlikte, bireylerin vergi ödemekten kaçınmaları da önlenebilecektir (Akbulut, 2000:126).

Son on yıllık KDV verilerinin adalet açısından değerlendirilmesinde toplam KDV tahsilatının toplam vergi gelirleri içerisinde 2010 yılında toplam %32,1 oranındadır. Adalet ilkesi açısından hem yatay hem de dikey adaletin sağlanması gerekmektedirler. Talep esnekliği az olan temel tüketim mallarında kişinin ödeme gücünün dikkate alınması mümkün olmamaktadır. Bir litre benzin alındığında en zengin kişide en fakir kişi de aynı katma değer vergisini ödemek zorundadır. İşte ödeme gücünün dikkate alınmasının zor olduğu dolaylı vergiler gelir dağılımı adaletini bozucu bir etki de yapmaktadır.

III-KDV’NİN SON 10 YILLIK VERİLERİNİN ETKİNLİK İLKESİ AÇISINDAN ANALİZİ

Kavram olarak etkinlik, bir amacın gerçekleştirilme derecesi olarak ifade edilmektedir. Başka bir tanıma göre ise etkinlik, “örgütün amaçlarına ulaşma derecesini, basarı ve başarma derecesini belirtmektedir” (Acar ve Merter, 2005: 7). Dolaysız vergilerin diğer en çok beraber bahsedildiği kavramlardan biri de etkinliktir. Etkinlik kavramıyla vergi gayreti açıklanmaya çalışılmaktadır(Arıcı, 2007:13). Etkinlik kavramıyla esas anlatılmak istenen vergi toplamadaki etkinliktir. Yani KDV’nin devlet bütçesinde yarattığı fiskal etkidir.

KDV gibi dolaylı vergiler harcamayı yapan herkesten (indirim, muafiyet ve istisnalar hariç olmak üzere) alındığından vergi tabanı gelir veya kurumlar vergisine göre çok daha geniştir. Bu vergiler gelirin azalmasına neden olsa da tüketici ve üretici tercihlerinin değişmesine neden olacak bir ikame etkisi meydana getirmeyeceğinden ekonomik etkinlik açısından daha üstündürler (Durmuş, 2004:223). Durmuş’un aksine olan görüşlerden birisi de Auerbach ve Poterba’ya aittir. Onlara göre, vergileme ilkelerinin ve sistemik yapısının çok rasyonel olmadığı ve etkinlik kazanmadığı az gelişmiş ülkelerde özellikle kümilatif dolaylı vergiler, sadece prodüktif vergi etkinliğini azaltıcı yönde ticari yönetim ilkeleri çerçevesinde bir vergi baskısı ve yoğunluğu oluşturmamakta, teşebbüs ve yaptırımlara yönelik aynı sektörel bazda üretim yapan firmalar arasında da üretime yönelik ihtisaslaşmayı frenlemektedirler (Auerbach ve Poterba, 1987: 4-12).

Dolaysız vergilerin yanı sıra KDV gibi bir dolaylı verginin neden alındığına dair çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; KDV uygulamasının sosyal refahı arttıracağı yönündeki inanıştır. Fakat KDV’nin sosyal refahı arttırabilmesi için gelir vergisinin yapısı etkinlik ve adalet yönünden optimal olmaması gerekir. İkincisi ile KDV ile halkın zorunlu ihtiyaçlarını oluşturan temel gıdadan düşük vergi alınması, aksine lüks mal ve hizmetlere yüksek vergi uygulanabilmesidir. Bu yolla dışsallıkların içselleştirilmesi mümkün olabilmektedir.

Tüketim ve dolayısıyla üretim kararlarında ekonomik etkinliği ciddi ölçüde bozucu etkileri sebebiyle vergi toplama ile ilgili temel adalet ilkelerini ihlal etmesi bir tarafa, KDV ile ilgili en önemli sorun bu vergiyi kimin ödediğinin net olarak ortada olmamasıdır. Bir tüketici bölük pörçük yaptığı harcamaları üzerinden toplam ne kadar vergi verdiğini tam takip edememektedir. Ayrıca diğer tüketicilerin ne kadar tüketim vergisi verdiğini kestirmesi de güçtür. Diğer bir deyişle, tüketici kendisinden kamunun hizmetleri karşılığı olarak, ne vergi alındığını, diğer mükelleflerle karşılaştırıldığında az mı, yoksa çok mu vergi ödediğini bilememektedir. KDV mali anestezi etkisi yaratarak vergi toplanmasında mükelleflerin tepkisini en aza indirmektedir. Gelir ve Kurumlar vergisine göre de vergi tabanının geniş olması pek çok mal ve hizmette talep esnekliğinin de az olması nedeniyle (Ramsey kuralına da benzer şekilde) vergi toplama etkinliği çok yüksek düzeyde olmaktadır.

IV-SONUÇ

Dolaylı dolaysız vergiler sınıflandırması dikkate alındığında Türk Vergi Sisteminin yapısı son yirmi yılda ciddi oranda değişmiştir. 1990’lı yılların başlangıcındaki dolaysız ve dolaylı vergiler oranı, izleyen yıllarda ciddi bir şekilde dolaylı vergiler lehine olarak değişmiştir. Dolaysız vergilerin genel bütçe gelirleri içerisindeki payı %52’lerden %27’lere kadar düşmüş, dolaylı vergiler ise %73’lere kadar çıkmıştır. Bu da dolaylı vergileri Türk Vergi Sisteminde çok önemli bir noktaya taşımaktadır.

Toplam vergi gelirleri tahsilatı içerisindeki toplam KDV tahsilatının payının ufak tefek değişikliklere rağmen önemli ölçüde değişmemiştir. 2001’de %31,3 olan oran 2010 yılında 32,1’e yükselmiştir. Dahilde alınan KDV’nin toplam vergi gelirlerine oranının analizinde genel olarak bir istikrarın bulunduğu görülür. Oran kesinlikle %15’in altına düşmemiş ve %20’yi de aşamamıştır. 2002 yılında maksimum değere ulaşırken 2008 yılında minimum değere gelmiştir. 2002 yılının krizden sonraki genişleme ve rahatlama dönemi olduğu bilindiğine göre 2002 yılında dahilde alınan KDV’nin maksimum olması anlaşılabilir. 2008 yılındaki azalma ise küresel mali krizin etkisidir. Hariçte alınan KDV tahsilatının dahilde alınan KDV tahsilatına göre daha fazla değişme göstermektedir. Bunun nedeni hariçte alınan KDV’nin dış ticarete özellikle de ithalata bağlı olmasıdır. 2001 yılı mali kriz nedeniyle ithalatın -24 azaldığı bir dönemdir. Benzer şekilde hariçte alınan KDV tahsilatının ikinci dip noktası yine ithalatın bir önceki yıla göre -30,2 azaldığı yıldır.

Adalet açısından değerlendirildiğinde Katma Değer Vergisi kişinin ödeme gücünü dikkate almadan uygulanan bir vergi olması, piyasa mekanizması içerisinde özellikle nihai tüketiciye yansıtılabilen bir vergi olması nedeniyle olumsuz kabul edilir. Katma Değer Vergisi nihai tüketicilerin kullandığı ve talebi esnek olmayan mal ve hizmetlere uygulandığında (Ramsey kuralında açıklandığı gibi) gelir dağılımı adaletini bozucu bir etkiye sahiptir.

Vergi adaletinin vergilemede etkinlik amacına göre önem kazandığı durumlarda yapılması gereken KDV oranlarını indirmektir. KDV oranlarının indirilmesi ile adaletin sağlanması mümkündür. Oranların düşürülmesi ile Laffer eğrisinin ifade ettiği imkanlardan (vergi oranlarının azalması ile bazı şartlar altında vergi gelirlerinin artabileceği yaklaşımı) yararlanılabilmekle birlikte, bireylerin vergi ödemekten kaçınmaları da önlenebilecektir

KAYNAKÇA

ACAR, İ. ve M. E. MERTER (2005); “Türkiye’de 1990 Sonrası Dönemde Vergi Denetimi ve Vergi Denetiminde Etkinlik Sorunu, Maliye Dergisi, Sayı:147,Ocak-Şubat.

AKBULUT, A. (2000), “Verginin Mali Amacı ve Türkiye’deki Sonuçları”, Vergi Dünyası, Sayı:231, sf.121-127

ARICI, F.(2007); “Türk Vergi Sisteminde Dolaysız Vergilerin Etkinlik ve Adalet Açısından İncelenmesi”, Sakarya Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi

ARSLAN, E. (1983); “Katma Değer Vergisi ve İlgili Yasa Tasarısının Getirdikleri”, Vergi Dünyası – CD, Kasım

AUERBACH, A. J. ve J. M. Poterba (1987); “Why Have Corporate Taxes Declined” in NBER Tax Policy Annual 1, Lawrance H. Summers,(e.d.), pp.1-29.

DURMUŞ, M. (2004); “Vergi Sistemleri ve Temel Belirleyicileri”, Yaklaşım, Yıl 12. Sayı 135, Mart, s.219-224.

ÖNDER, İ. (1986); “Katma Değer Vergisinin Ekonomik Etkileri”, Maliye Araştırma Merkezi Konferansları, 30. Seri, Yıl 1984-1985, Gür-Ay Matbaası, İstanbul

YILMAZ, H. (1996); “Türkiye’de Vergi Yapısı ve 1980’den Sonra Sektörel Vergi Yüklerinin Gelişimi”, Uzmanlık Tezi-DPT, Ankara

Bir önceki yazımız olan Bir sene askerlik borçlanması emeklilik şartlarınızı değiştirmez - 13 Eylül 2013 başlıklı makalemizde bağ-kur hizmeti, bir sene askerlik borçlanması ve Emeklilik Şartları hakkında bilgiler verilmektedir.

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz


GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI

escort pendik kartal escort Jigolo Arayan Bayanlar pendik escort porno hikayeleri jigolo