Emeklilik Yazı Dizisi – 12: Açıktaki Memurun Malûlen Emekliliği

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 20 Kasım 2014 - 9:25

Görevdeki memurun hastalığa veya kazaya bağlı meydana gelen görevini yapamama durumuna bağlı malûlen emekliliği görev yapmakta olduğu kurumu aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Peki çeşitli nedenlerle emekli olmadan memuriyetten ayrılıp da açıkta iken malûl duruma düşen eski memurlar nasıl malûlen emekli olacaktır? Elbette açıkta iken malûl duruma düşenlerin bu malûllükleri vazife veya harp malûlü olamayacaklarından adi malûl sınıfına gireceklerini belirtelim.

Adi malûllükte emekli aylığı bağlanabilmesi için iştirakçilerin en az 10 yıl fiili hizmet süresinin bulunması gerekiyor. İstisnai biçimde beş yıl fiili hizmet süresi bulunan iştirakçilere, tedavisi, imkânsız bir malûliyete uğramaları ve başkasının kuvvet ve yardımı olmaksızın hayatını idame ettiremez duruma düşmeleri halinde 15 yıl hizmeti bulunan malûller gibi aylık bağlanabiliyor.

Malûllük şartı

Görevlerinden ayrıldıktan sonra, herhangi bir sigortalılık haline tabi olmayanların çalışma gücünün en az % 60’ını kaybettiğinin sağlık kurulu raporuyla saptanması ve elbette malûlen emekliliğin temel kuralı olarak sigortalı statüsüyle ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce çalışma gücünün % 60’ını veya vazifesini yapamayacak derecede meslekte kazanma gücünü kaybetmemiş olması gerektiğini de burada vurgulamak gerekiyor.

Keseneklerini kendisi almadan ayrılanlar

İstifa eden veya müstafi sayılanlar da dahil olmak üzere 10 yıldan az hizmeti olanlara ayrıldıklarında emeklilik kesenekleri verilebiliyor. Bunlardan talebi olmayıp keseneklerini almayanlar bulunuyor.

Kesenekleri verilmeyenler

Keza;

İstifa edenler; (Milletvekilliğine seçilmek üzere seçim kanununda yazılı müddet içinde istifa etmiş olup da milletvekili seçilmiş bulunanlar hariç)
İstifa etmiş sayılanlar;
Emeklilik hakkı tanınmayan kadrolara nakil suretiyle tayin edilenler;
Belediye başkanlığından veya il daimi komisyonu üyeliğinden hizmet sürelerini tamamlamadan ayrılanlardan emeklilik hakkı tanınan bir vazifeye tayin edilmemiş veya azami yaş hadleri sebebiyle tayin edilememiş olanlar;
İdareten veya cezaen vazifelerine son verilenler;
Bakanlık emrine alınanlardan, kurumlarca teklif edilen eski vazifelerine eşit veya bir aşağı derecedeki emeklilik hakkı tanınan vazifeleri kabul etmemek suretiyle ilgisi kesilerek aylıksız duruma geçenler;
Kadro yüzünden açıkta kalanlardan aylıksız veya ücretsiz duruma girenler;
Kadroları kurumlarınca geçici hale getirilenler;
Muvazzaflık hizmetini kısa veya tam olarak yapmak üzere vazifeleri ile ilgileri kesilmek suretiyle silah altına alınan iştirakçilerle, seferberlik, talim veya manevra için er olarak silah altına alınan ve vazifeleri ile ilgileri kesilen hizmetlilerden

Hizmet süreleri 10 yıldan fazla olduğu için memuriyetten ayrıldıktan sonra kesenekleri geri verilmemiş ve hizmetleri saklı tutulmuş olanlardan 61 yaşını doldurmadan evvel adi malûl durumuna girenlere adi malûllük aylığı bağlanabiliyor.

Açıkta iken malûllükte iki şart

Buna göre;

Bu kapsamdakilerin malûl duruma girmeleri halinde, ilk şart alacakları sağlık kurulu raporlarının Sağlık Kurulunca incelenerek onaylanması gerekiyor. İkinci şart ise ilgililerin emeklilikte geçerli 10 yıl hizmetlerinin bulunmasının yanı sıra, malûllük için başvurdukları tarihte başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalışmadıklarına dair beyanda bulunmaları ve bu durumun sosyal güvenlik kuruluşlarınca da yazı ile belgelendirilmiş olmasıdır.

Başvuru yeri

Bu durumdakilerin malûl duruma düşmeden önceki son sigortalılıkları T.C.Emekli Sandığı iştirakçiliği olması koşuluyla;

“          ………………. emekli sicil numarası ile 5434 sayılı Kanuna göre görev yapmakta iken ve toplamda 10 yıldan (3600 günden) fazla hizmetim var iken görevimden ayrıldım.

Çalışma gücümü yüzde 60 ve daha fazla oranda yitirmiş olmam nedeniyle 5434 sayılı Kanunun 53 üncü maddesine göre malûlen emekli aylığımın bağlanması için gerekli işlemlerin başlatılmasını arz ederim”

biçiminde bir dilekçe ile son altı ay içerisinde çekilmiş 3 adet renkli vesikalık fotoğraf ve malûllük için başvurdukları tarihte başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalışmadıklarına dair beyan formu ile birlikte  “T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı’na (ANKARA) başvurmaları gerekiyor.

Sağlık Raporu

Malûllük durumunu gösteren sağlık raporu alınmadan doğrudan malûllük aylığı bağlanması talebinde bulunan kamu görevlileri, öncelikle SGK’ca yetkilendirilen sağlık kuruluşuna sevk edilerek, malûllük durumunun tespitine esas sağlık kurulu raporunun temini yoluna gidiliyor.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7209

Kanunla Değil, Tebliğle Kasa Affı

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 20 Kasım 2014 - 9:24

6552 sayılı torba yasa ile kasa ve ortaklardan alacaklar hesabına getirilen af üzerine çok konuştuk, dert anlattık. Bu affın üzerinde durmaya devam ettikçe birçok çıkmazla karşılaşıyoruz.
Torba yasanın 74. maddesi; kurumlar vergisi mükelleflerinin, kayıtlarda olduğu halde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ile ortaklardan alacaklar hesabının yüzde 3 vergi karşılığında düzeltilebileceğini söylüyor.
Düzeltmeye neden iki sebep olabilir:
Birincisi, işletmede bulunmayan paranın ortaklara kullandırıldığı gerekçesiyle yapılacak kurumlar vergisi ve KDV tarhiyatından kurtulmak.
İkincisi ise kâr dağıtımı yapıldığı gerekçesiyle yapılabilecek kâr payı vergilemesinden kurtulmak.
Düzeltme vergiden kurtarır mı?
İşte bahsettiğimiz çıkmaz, bu sorunun cevabında karşımıza çıkıyor. Aslında 6552 sayılı kanun hükmüne göre kasa hesabı ile ortaklardan alacaklar hesabı düzeltmesi yüzde 3 vergi dışında herhangi bir vergi doğurmuyor. Ancak bu kanundan aldığı yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 1 No’lu Genel Tebliğ, tam olarak affı öngörmüyor. Vergi tarhiyatı yapılabileceğini söylüyor.
Bakın, kanunun 74. maddesinde yer alan hüküm şöyle: “Bu fıkra uyarınca beyan edilen tutarlar nedeniyle ilave bir tarhiyat yapılmaz.”
Gelin bir de tebliğde yer alan ifadeye bakalım: “Kurumlar vergisi mükelleflerince 6552 sayılı kanunun 74’üncü maddesi hükmü uyarınca yapılan beyanla ilgili olarak, söz konusu tutarların ortaklara dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine yönelik ilave bir tarhiyat yapılmayacaktır.”
İlave vergi
Kanun çok net ve açık bir şekilde düzeltilen tutarlar ile ilgili olarak kesinlikle ilave bir vergi alınmayacağını söylüyor. Tebliğ ise yetki aldığı kanunun hükmünü daraltıyor ve kâr dağıtımına bağlı ilave bir tarhiyat yapılmayacağını söylüyor. Aslında açık bir şekilde tebliğ, kanun hükmünü daraltıyor ve bahsettiğimiz çıkmazı oluşturuyor.
İşin daha da kötüsü vergi idaresi ve inceleme birimleri Kanun hükmünü değil de tebliğ hükmünü esas alıyorlar ve yapılan düzeltmelere rağmen ilave vergi istiyorlar. Tebliğ hükmüne göre, sadece kâr payı nedeniyle tarhiyat yapılamayacağını, ancak işletmede olmayan paranın ortaklara kullandırıldığı varsayımıyla faiz tahakkuk ettirip kurumlar vergisi ve KDV isteniyor.
Yani özetle, çok net bir şekilde ilave vergi tarhiyatı yapılmayacağını söyleyen kanun uygulanmıyor, onun yerine kanun hükmünü daraltan tebliğ uygulanıyor. Düzeltme yapanlar aftan faydalandıklarını zannediyorlar ama aslında affedilen bir durum söz konusu değil.

SOSYAL GÜVENLİK

Raporlu SGK’liye İstirahat Parası Verilir
SGK’nin sigortalılara sağladığı yardımlarından birisi de çalışılmayan (raporlu) günlerde istirahat parası ödenmesidir.
Sigortalı çalışanın hastalık sebebiyle aldığı raporla birlikte istirahata başladığı tarihten önce bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca istirahatın üçüncü gününden başlamak üzere her gün için istirahat parası (geçici iş göremezlik ödeneği) verilmektedir. Yani hastalık halinde ilk iki gün için rapor parası ödenmemektedir.
Ancak sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışamaması durumunda ilk iki gün dahil olmak üzere her gün için geçici iş görmemezlik ödeneği verilmektedir.
4/a (SSK) ve 4/b sigortalısı kadınların (Tarım hariç Bağ- Kur’lular) doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki haftalık süre ilave edilerek çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir.
Günlük kazancın otuz katı
4/a ve 4/b sigortalı kadının, erken doğum yapması ve doğumdan önce kullanamadığı süreleri, kendi isteğiyle ve hekimin onayıyla doğumun son üç haftasına kadar çalışması halinde de geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Ayrıca doğum sonrası istirahat süresine eklenen süreler için de aynı şekilde SGK tarafından ödenek çıkartılır.
Kazada, meslek hastalığında, analık hallerinde geçici iş göremezlik ödeneği; olayın olduğu tarihten önceki bir yıllık durumunun son 3 ayı hesaplanarak çıkartılan priminden toplam alınıyor ve ödenen prim gün sayısına bölünerek hesaplanıyor.
İş kazası ile meslek hastalığındaki ayrıcalık ise, sigortasından bağlanacak gelirlerin aylık kazancı, hesaplanacak günlük kazancın 30 katı olacaktır.
Meslek hastalığı, sigortalının sigortalı olarak çalıştığı son işinden ayrıldığı tarihten 1 yıl geçtikten sonra meydana çıkmış ise, günlük kazancı bu son işinden ayrıldığı tarih esas alınarak hesaplanır.

SORU-CEVAP
Kendi isteğimle istifa edersem tazminat alır mıyım?
İşyerindeki arkadaşlarımdan istifa edenlerin de artık kıdem tazminatı alacağını duydum. Ben de yaklaşık 4 yıldır çalıştığım işyerinden kıdem tazminatı alarak ayrılabilir miyim? H.K.
Kıdem tazminatının kimlere ödeneceği 1475 sayılı iş kanununun halen yürürlükte olan 14. maddesine göre belirlenmektedir. Normal şartlarda istifa edenlere kıdem tazminatı ödenmemektedir. Ancak toplam 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 gün prim ödemesi olup, 8.9.1999 tarihinden önce sigortalı olmuş kişilere, yaş dışında sigortalılık süresi ve prim gün sayısını tamamlamış olmaları şartıyla kıdem tazminatı ödenmesi mümkündür. Bunun dışında istifa edilmesi halinde kıdem tazminatı ödenmesi mümkün olmadığı gibi, işverenin de ihbar tazminatı talep etme hakkı olacaktır.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/144857/Kanunla_Degil__Tebligle_Kasa_Affi.html

G20’den istihdam kararlılığı çıktı

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 20 Kasım 2014 - 9:22

G20 zirveleri, 2008 küresel ekonomik krizinden sonra liderler düzeyinde toplantılar düzenleyerek krizin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik çözüm önerilerinin tartışıldığı önemli ve yetkin bir forum.
15 – 16 Kasım’da Avustralya’nın Brisbane şehrinin ev sahipliğinde düzenlenen zirvede önemli kararlar alındı. 17 Kasım’da açıklanan TÜİK verilerine göre; işsizliğin çift haneye (yüzde 10.1) yükseldiği Türkiye’nin de içinde bulunduğu G20 ülkelerinde işsizlik alarm veriyor!
G20 ekonomilerinin çoğu hâlâ önemli düzeyde iş açığı ile karşı karşıya. Ekonomik büyüme hız kazanmazsa, söz konusu durum en az 2018’e kadar devam edecek gibi görünüyor. İşgücü piyasasının düşük performansı, tüketim ve yatırımlar üzerinde baskı yaratarak ekonomik büyümeyi tehdit ediyor. G20 ülkelerinde hâlihazırda 100 milyondan fazla işsiz insan yaşıyor.
Tüm dünyada giderek artan genç işsizliği de G20 için önemli gündem maddelerinden. ILO’ya göre 74 milyon genç, kayıp bir neslin parçası olma riski ile karşı karşıya. Bireyin kariyerinin daha başlangıcında uzun süre işsiz kalması, iş başında beceri kazanımının gecikmesine ve gelecekteki kazançları ile iş olanaklarının azalmasına yol açıyor.

447 milyon yoksul çalışan
G20 ülkelerinin çoğunda ücret artış oranlarının, verimlilik artışının gerisinde kaldığı görülüyor. Buna karşılık, ücret ve gelir eşitsizlikleri giderek derinleşiyor.
G20 içinde yer alan gelişmiş ülkelerin büyük bir kısmı yaşlanan nüfus ve düşük doğurganlık sebebiyle azalan işgücü potansiyeli ile uğraşıyor. Buna karşılık, yükselen G20’de kaliteli iş açığı, kayıtdışı istihdam gibi önemli yapısal problemler çözüm bekliyor. Bu ülkelerde, çalışması karşılığında günde 2 doların altında kazanç elde eden 447 milyon çalışan yoksul var.

Çıraklığa yatırım yapılacak
G20 liderlerine göre özellikle Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkelerde erkeklerin ciddi anlamda gerisinde kalan kadın işgücü potansiyeli genişletilebilir. G20 sonuç bildirisinden öne çıkan bazı başlıklar şöyle:
* G20 ülkelerinde önümüzdeki 5 yıl boyunca GSYİH’da yüzde 2’lik bir büyüme hedefleniyor. Böylece, küresel ekonomiye 2 trilyon dolar katkı sağlanacağı ve milyonlarca iş yaratılacağı üzerinde duruluyor.
* Girişimciliğin desteklenmesi için “Küresel Altyapı Merkezi” kurulması kararlaştırıldı. Bu merkezin hükümetler, kalkınma bankaları, özel sektör arasındaki bilgi paylaşımını geliştirmeye katkı sağlaması planlanıyor.
* İstihdam planlarında yüksek genç işsizliğine yönelik önlemlere yer verileceği görülüyor. Bunun için eğitim ve yetiştirmelere, çıraklık sistemine ve staj uygulamalarına daha fazla yatırım yapılacağı, gençlerin işe alınması amacıyla işverenlerin teşvik edileceği ve girişimciliğin destekleneceği belirtiliyor.
1 Aralık’ta dönem başkanlığını devralacak olan Türkiye, 2015 yılında Antalya’da gerçekleştirilecek G20 Liderler Zirvesi’nde küresel ekonomi kadar – jeopolitik konumu gereği – küresel barışı da daha fazla gündeme taşıyacak gibi görünüyor.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/g20-den-istihdam-kararliligi-cikti/gundem/ydetay/1972135/default.htm

Muhasebe Standartları kapsamı dışında kalanların finansal tabloları

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 20 Kasım 2014 - 9:21

Daha önceki muhtelif yazılarımızda açıklandığı üzere; 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda 6335 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle ticari defterlerin, Türkiye Muhasebe Standartları’na göre tutulması yükümlülüğü kaldırılmıştır. Dolayısıyla, defterler eskiden olduğu gibi tutulacaktır.

Ancak, ticari defterlerin Türkiye Muhasebe Standartları’na göre tutulmayacak olması Finansal Tabloların (Bilanço, Gelir Tablosu, Özkaynak Değişim Tablosu ve Nakit Akış Tablosu) Türkiye Muhasebe Standartları’na göre düzenlenmeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanununun 6335 sayılı Kanun’la değiştirilen 88. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre; anılan kanunun 64 ila 88. maddesi hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler (tacirler) münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (kısaca, KGK) tarafından yayımlanan Türkiye Muhasebe Standartları’na, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara uymak ve bunları uygulamak zorundadır. Keza, kanunun 69. maddesinin 1 nolu fıkrasında da yıl sonu finansal tablolarının Türkiye Muhasebe Standartları’na uyularak düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, yasal düzenlemeler uyarınca, finansal tablolar düzenlenirken Türkiye Muhasebe Standartları’na uyulması gerekecektir.

Öte yandan, 88. maddenin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle KGK’ya tanınan yetkiler artırılmıştır. Yapılan düzenlemeye göre; “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için özel ve istisnai standartlar koymaya ve farklı düzenlemeler yapmaya yetkilidir. Bu standart ve düzenlemeler, Türkiye Muhasebe Standartları’nın cüz’ü addolunur.”

Keza, 6335 sayılı Kanun’la değişik geçici 1. maddenin 4 nolu fıkrası hükmüne göre; “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar itibarıyla Türkiye Muhasebe Standartlarından muaf olacakları tespit etmeye veya bunlar için ayrı düzenlemeler yapmaya yetkilidir.”

KGK gerek bu gerekse 660 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen yetkilerini kullanarak bu konuda düzenlemeler yapmıştı. Anılan Kurum tarafından son olarak 26 Ağustos 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve daha sonrasında da 1 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan düzeltme kararlarıyla son şekli verilen düzenlemelere göre;
1- Ekli listedeki kurum, kuruluş ve işletmeler (Genel olarak Kamu Yararını İlgilendiren Kuruluşlar-KAYİK) 1/1/2014 tarihi ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde uygulanmak üzere münferit ve konsolide finansal tabloların hazırlanmasında “Türkiye Muhasebe Standartlarını (TMS)” uygulayacaklardır.
2- TMS uygulama kapsamı dışında kalan kurum, kuruluş ve işletmeler ise KGK tarafından bir belirleme yapılıncaya kadar, münferit veya konsolide finansal tablolarının (1/1/2014 tarihinden önce başlayan hesap dönemlerine ait olup hazırlanmamış veya genel kurula sunulmamış olanlar dahil) hazırlanmasında 26/12/1992 tarih ve 21447 (M) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “1 sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği” ve ekindeki “Tek Düzen Hesap Planı”nı uygulayacaklardır. (Ancak bunlardan isteyenler TMS’leri de uygulayabileceklerdir.)

TMS uygulama kapsamı dışında kalanlar için “Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (MSUGT) ve ekindeki Tek Düzen Hesap Planı’nın uygulanacak olması” ifadesi uygulamada tereddütlere yol açmış ve hazırlanacak finansal tabloların “münhasıran vergi kanunlarına uygun tablolar olması gerektiği- başka bir deyişle; Vergi beyannameleri ekinde verilen mali tablolar olacağı” algısına yol açmıştır. Anılan yanlış algıyı düzeltmek üzere, KGK tarafından 14.11.2014 tarihinde “TMS Uygulama Kapsamı Dışında Kalanlar için Finansal Raporlama Duyurusu” yapılarak konu açıklığa kavuşturulmuştur.

Anılan duyuruda açıklandığı üzere;
1 sıra nolu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği’nde hüküm altına alındığı gibi, söz konusu düzenlemenin amacı “vergi mevzuatına uygun mali tablolar üretilmesini sağlamak” olmayıp, bilakis “bilanço usulünde defter tutan gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin faaliyet ve sonuçlarının sağlıklı ve güvenilir bir biçimde muhasebeleştirilmesi, mali tablolar aracılığı ile ilgililere sunulan bilgilerin tutarlılık ve mukayese edilebilirlik niteliklerini koruyarak gerçek durumu yansıtmasını sağlamaktır.”

Ayrıca aynı tebliğde, yapılan düzenlemenin,
a) Muhasebe bilgilerinin karar alma durumunda bulunan ilgililere yeterli ve doğru
olarak ulaştırılmasına,
b) Farklı işletmeler ile aynı işletmenin farklı dönemlerinin karşılaştırılmasına,
c) Mali tablolarda yer alan hesap adlarının tüm kesimler için aynı anlamı vermesine,
d) Muhasebe terim birliğinin sağlanması suretiyle anlaşılabilir olmasına,
e) İşletmelerle ilgililer arasında güven unsurunun oluşturulmasına
yönelik olduğu, yapılan düzenlemede öngörülen usul ve esaslara uyulması zorunlu
olduğu, ilgili mevzuat hükümleriyle aykırılığın mali rapor ve beyannamelerinin düzenlenmesi sırasında giderilmesinin işletmelerin sorumluluğunda olduğu hüküm altına alınmıştır.
■ Benzer şekilde, 4 Sıra No’lu MSUGT’nin 1 sıra No’lu MSUGT ile ilgili açıklamalarında, 1 sıra No’lu Tebliğ’in, vergi mevzuatı ve uygulamasından tamamen bağımsız olarak ve vergisel kaygılar ön planda tutulmaksızın hazırlanmış olduğu belirtilmiş olup, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel tebliğlerinde vergi mevzuatına kıyasen farklılık gösteren düzenlemelerin yer aldığı vurgulanmıştır.

Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ile 2013/34 sayılı AB Muhasebe Direktifi arasındaki farklılık ve benzerlikleri tespit etmek amacıyla KGK tarafından yapılan çalışmalar sonuçlanıp “Yerel Finansal Raporlama Çerçevesi” yürürlüğe konuluncaya kadar, TMS uygulama kapsamı dışında olanlarca “Türk Ticaret Kanunu’na göre sunulacak finansal tablolar”, yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde MSUGT hükümleriyle öngörülen amaçları sağlayacak şekilde ve söz konusu tebliğlerde yer verilen ilkelere uygun olarak hazırlanacaktır. Başka bir deyişle; anılan MSUGT uyarınca hazırlanacak mali tablolar vergi kanunları uyarınca hazırlanan mali tablolardan farklı olacak ve vergi matrahının tespiti sırasında gerekli uyarlamalar yapılarak beyannameler düzenlenecektir.

Ekli liste-TMS uygulama kapsamında olanlar
1) 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenleme ve denetimine tabi işletmelerden;
a) Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören anonim şirketler,
b) Yatırım kuruluşları,
c) Kolektif yatırım kuruluşları,
d) Portföy yönetim şirketleri,
e) İpotek finansmanı kuruluşları,
f) Konut finansmanı ve varlık finansmanı fonları,
g) Varlık kiralama şirketleri,
h) Merkezî takas kuruluşları,
i) Merkezî saklama kuruluşları,
j) Veri depolama kuruluşları,
k) Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyen ancak Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar:
• Aktif toplamı onbeş milyon ve üstü Türk Lirası.
• Yıllık net satış hasılatı yirmi milyon ve üstü Türk Lirası.
• Çalışan sayısı elli ve üstü.
2) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun düzenleme ve denetimine tabi işletmelerden;
a) Bankalar,
b) Finansal kiralama şirketleri,
c) Faktöring şirketleri,
d) Finansman şirketleri,
e) Varlık yönetim şirketleri,
f) Derecelendirme kuruluşları,
g) Finansal holding şirketleri,
h) Finansal holding şirketleri üzerinde 5411 sayılı Kanun’da tanımlandığı şekliyle nitelikli paya sahip olan şirketler,
i) Ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları.
3) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri.
4) Borsa İstanbul piyasalarında faaliyet göstermesine izin verilen; yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumları, kıymetli maden üretimi veya ticareti ile iştigal eden anonim şirketler.

Kaynak: http://www.dunya.com/muhasebe-standartlari-kapsami-disinda-kalanlarin-finansal-tablolari-157858yy.htm

Kredi bordrosu kurtarmıyor!

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 19 Kasım 2014 - 8:49

Başlığı gören okurlarımızdan “kredi bordrosu da nedir” diyenler olabilir. Açıklayalım… Bildiğiniz gibi ülkemizde çalışanların önemli bir kısmı SGK’ya düşük ücretle bildiriliyor. Yani işverenden almakta olduğu gerçek ücret yerine daha düşük ücret gösteriliyor. Bu durumda çalışanlar çareyi, ücretlerini ispatlayacak bazı belgeleri elde etmekte buluyorlar. İşte bu yöntemlerden birisi ve en yaygını kredi bordrosu almak. Yani çalışanlar patrona gidip, “Efendim bankadan kredi alacağım ama resmi ücretim düşük olduğu için vermiyorlar. Gerçek ücretimi gösterir bordro verebilir misiniz” diyorlar. Patron da elemanımın işi görülsün diyerek gerçek ücreti gösterir bordroyu veriyor. Tabii bu belgenin bir örneği bankaya verilirken, bir örneği de ne olur ne olmaz diye saklanıyor.

Yargıtay: Tek başına delil olmaz

Daha sonra gün gelip de işveren SGK’ya şikayet edildiğinde veya mahkemeye verdiğinde, saklanan kredi bordrosu gündeme geliyor. Yani bizzat işverenin imzaladığı belge yine işveren aleyhine delil olarak sunuluyor. Fakat Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, geçtiğimiz aylarda verdiği bir kararla bu konuda ezberleri bozmuş oldu. Yüksek Mahkeme’ye göre işçinin kredi çekmesi için düzenlenen belge, başlı başına yüksek ücreti ispatlamaya yetmiyor. İşçinin gerçek ücretinin tespiti için ayrıca işin niteliği, emsal işçilerin ücretleri, meslek odalarının görüşleri gibi diğer faktörlerin de dikkate alınması gerekiyor. Dolayısıyla sadece kredi bordrosuna güvenerek dava açacak çalışanların biraz daha hazırlıklı olması lazım.

Engelli annesinin hakları

Soru: Sadettin Bey, bir arkadaşımın %62 oranında konuşma, işitme ve zihinsel engelli olan bir çocuğu var. Anne 1350 lira ücretle sigortalı bir işte çalışıyor. Bu durumda çocuk için ne tür yardımlardan yararlanabilir? Belgizar G.

Cevap: Değerli okurum, bakıma muhtaç derecede malul çocuğu bulunan annenin yararlanabileceği birkaç farklı hak söz konusu.

* Malul çocuğu bulunan anne çalışıyorsa, çalıştığı her yıl için 3 ay ilave prim günü kazanır ve kazandığı ilave süreler emeklilik yaşından düşülür.

* Çocuğu için evde bakım ücretine başvurabilir. Çocuğa düşen gelir 540 liradan az ise ve diğer şartlar uygun bulunursa, aylık 769 lira evde bakım ücreti bağlanır.

* Ayrıca 2022 Sayılı Kanun kapsamında engelli aylığına başvuru yapabilir ve uygun görülmesi halinde, özür oranına göre 282 lira veya 423 lira aylık bağlanabilir.

Evde bakım ücreti veya engelli aylıklarında sadece annenin ücretine bakılmaz. Ailenin genel ekonomik durumu ve engellinin şartları bir arada değerlendirilir. Dolayısıyla şimdiden maaş bağlanır veya bağlanmaz şeklinde bir yorum yapmamız doğru olmaz. Bulunduğunuz ilçedeki kaymakamlık bünyesindeki sosyal yardımlaşma vakfına başvurulması yeterlidir.

Rapor düşürülebilir

Soru: Sadettin Bey, ben geçtiğimiz yıl kasım ayında “sürekli %40 engelli” raporu aldım. Bu raporla vergi indirimi için başvurduğum zaman rapor oranım düşer mi? Mehmet G.

Cevap: Değerli okurum, normalde raporunuzdaki oran vergi indirim belgesi almak için yeterli. Fakat Maliye Bakanlığı söz konusu raporları tekrar incelemeye alarak genelde oran olarak düşürüyor. Büyük ihtimalle sizin oranınız da düşürülecektir. Fakat konuyu yargıya taşımanız halinde, raporunuzdaki oranın dikkate alınmasını sağlama ihtimaliniz yüksektir.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/kredi-bordrosu-kurtarmiyor-yazisi-1353412

İşyerlerinde sendikalaşma artacak

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 19 Kasım 2014 - 8:47

Sendika, işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az 7 işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade etmektedir.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gereğince İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2014 Temmuz ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ’de yer alan verilere göre Türkiye’de 12 milyon 287 bin 238 işçi bulunmaktayken bu işçilerin 1 milyon 189 bin 481’i sendikalıdır. Bu sayı 2014 Ocak ayında 1 milyon 96 bin 540 idi.

Bir işyerinde yapılan asıl iş, mal veya hizmet üretiminin esasını oluşturan işi; yardımcı iş ise, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin olmakla beraber doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan, üretimin zorunlu bir unsuru olmayan ancak asıl iş devam ettikçe devam eden ve asıl işe bağımlı olan işi ifade etmektedir. Bir işyerinde yürütülen asıl işe yardımcı işler de, asıl işin girdiği işkolundan sayılmaktadır.

Türkiye’ de sendikalaşma işkolu esasına göre kurulmaktadır. Bir işyerinin girdiği işkolunun tespiti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca yapılır. Bakanlık, tespit ile ilgili kararını Resmî Gazete’de yayımlar. Bu tespite karşı ilgililer, kararın yayımından itibaren 15 gün içinde dava açabilir. Mahkeme 2 ay içinde kararını verir. Kararın temyiz edilmesi hâlinde Yargıtay uyuşmazlığı 2 ay içinde kesin olarak karara bağlar.

Toplu iş sözleşmesi yapılması için öncelikle sendikanın yetkisinin olması gerekmektedir. Toplu iş sözleşmesi yapmak isteyen işçi sendikası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak yetkili olduğunun tespitini ister. İşveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak yetkili işçi sendikasının tespitini isteyebilir. Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az %1’inin üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir. Yetkinin belirlenmesinde 6552 sayılı “Torba” Kanun öncesi düzenleme, kurulu bulunan işkolunda çalışan işçilerin %3’ünün üye bulunması şeklindeydi. İşletme toplu iş sözleşmeleri için işyerleri bir bütün olarak dikkate alınır ve yüzde kırk çoğunluk buna göre hesaplanır. İşletmede birden çok sendikanın yüzde kırk veya fazla üyesinin olması durumunda başvuru tarihinde en çok üyeye sahip sendika toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.

6552 sayılı “Torba” Kanun ile yukarıdaki düzenlemeye ek olarak “İşveren sendikaları, tüzüklerinde hüküm bulunmak ve şartları genel kurul kararıyla belirlenmek kaydıyla, işçilerin sigorta primlerinin işveren payının ödemelerinde kullanılmak ve nakit mevcudunun yüzde yirmi beşini aşmamak üzere karşılıksız yardıma dayalı dayanışma ve yardım fonu oluşturabilir” hükmü kanuna işlenmiştir. Bu düzenleme ile işveren sendikalarınca dayanışma ve yardım fonu oluşturabilme ve işçilerin sigorta primlerinin işveren payının bu fondan karşılanması yönünde düzenleme yapılmıştır.

Kaynak: http://www.dunya.com/isyerlerinde-sendikalasma-artacak-157843yy.htm

Emeklilik Yazı Dizisi – 11: Bağ-Kur’dan Nasıl Yaştan Emekli Olunur?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 18 Kasım 2014 - 9:03

08.09.1999’dan sonra sigortalılığa başlayan sigortalı kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını doldurma ve en az 15 tam yıl prim ödeme koşuluyla kısmi yaşlılık aylığına hak kazanır.

4447 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten (08.09.1999) önce sigortalı olanlardan, 15 yıl tam prim ödeme süresi ile kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma koşulunu sağlayanlar ile söz konusu prim ödeme süresini ve yaş koşulunu tamamlamaya (01.10.1999 tarihi itibariyle) iki yıl ve daha az kalanlar yine 15 tam yıllık prim ödeme süresini tamamlamış olmak ve kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş olmak koşuluyla emekli olmuşlardır.

Bu koşulları yerine getirmemiş olanlar ise, 15 yıl prim ödeme süresini tamamlamaları için gerekli olan süreye bağlı olarak aşağıdaki koşullarda kısmi aylığa hak kazanmış ve kazanmaktadırlar.

Kadınlar İçin Bağ-Kur’dan Kısmi Aylıkla Emeklilik Şartları:

KANUN ÇIKTIĞI TARİHTE EMEKLİLİĞİNE KALAN SÜRE 50 YAŞI DOLDURMASINA KALAN SÜREYE GÖRE
(01.10.1999 tarihi itibariyle)
EN AZ EMEKLİLİK YAŞI EN AZ PRİM ÖDEME SÜRESİ
2-4 Yıl arasında olanlar 51 15 Yıl
4-6 Yıl arasında olanlar 52 15 Yıl
6-8 Yıl arasında olanlar 53 15 Yıl
8-10 Yıl arasında olanlar 54 15 Yıl
10 Yıldan fazla olanlar 56 15 Yıl

Örnek – 1: 18.02.1960 doğumlu olan ve 01.10.1986 tarihinde SSK’lı olarak işe başlayan kadın sigortalı, SSK sigortalısı olarak, 180 gün çalışmış ve daha sonra işten ayrılmıştır. 1998 yılında esnaflığa başlamış ve Bağ-Kur’a 01.09.1998’de kayıt olmuş ve prim ödemeye başlamıştır. Bu kadın esnafımızın emekli olacağı tarih;

01.10.1999 itibariyle Bağ-Kur’a ödediği prim süresi,

01.10.1999

–   01.09.1998

00.01.0001 (1 yıl, 1 aydır.)

Bu sigortalı daha önce de 180 gün SSK’ya prim ödemişti. Bunu da ilave ettiğimizde, toplamda 1 yıl, 7 ay prim ödemiştir.

15 yılı tamamlamasına kalan süre,

15 yıl               30.11.14

–    00.07.01

30.04.13  (13 yıl, 5 ay), 50 yaşını doldurmasına kalan süre de 10 yıldan fazladır. Bu sigortalı 15 yılını tamamlamış olup, 56 yaşını dolduracağı 18.02.2016 tarihinde Bağ-Kur’dan KISMİ emekli aylığı sahibi olabilecektir. Bu kadın esnaf 15 yılı tamamlamış olsa bile yaşı henüz 54 yaşında olduğundan 18.02.2016 tarihini bekleyecektir.

Örnek – 2: 01.06.1955 doğumlu Seval Hanım 04.10.2000 tarihinde Bağ-Kur sigortalısı olarak başlamış ve devam etmektedir. Seval Hanım Bağ-Kur’da 25 yılı doldurduğunda emekli olabilecek ise de bu kadar beklemesine gerek bulunmayıp 15 yılla da 60 yaşında emekli olabileceğinden 04.10.2015 tarihinde yaştan kısmi emekli olabilecektir.

Erkekler İçin Bağ-Kur’dan Kısmi Aylıkla Emeklilik Şartları:

KANUN ÇIKTIĞI TARİHTE EMEKLİLİĞİNE KALAN SÜRE ve 55 YAŞI DOLDURMASINA KALAN SÜREYE GÖRE (01.10.1999 tarihi itibariyle) EN AZ EMEKLİLİK YAŞI EN AZ PRİM ÖDEME SÜRESİ
2-4 Yıl arasında olanlar 56 15 Yıl
4-6 Yıl arasında olanlar 56 15 Yıl
6-8 Yıl arasında olanlar 57 15 Yıl
8-10 Yıl arasında olanlar 57 15 Yıl
10 Yıldan fazla olanlar 58 15 Yıl

Örnek – 3: 01.01.1957 doğumlu olan ve 01.09.1988 tarihinde SSK’lı olarak işe başlayan Cemal bey, SSK sigortalısı olarak, 1020 gün çalışmış ve daha sonra işten ayrılmıştır. 1999 yılında yapılan seçimler üzerine mahallenin muhtarlığını kazanması üzerine Bağ-Kur’a 01.04.1999 tarihinde kayıt olmuş ve prim ödemeye başlamıştır. Mahalle muhtarımız Cemal bey’in emekli olacağı tarih;

01.10.1999 itibariyle Bağ-Kur’a ödediği prim süresi,

01.10.1999

–   01.04.1999

00.06.0000 (0 yıl, 6 aydır.)

Bu sigortalı daha önce de 1020 gün SSK’ya prim ödemişti. Bunu da ilave ettiğimizde, toplamda 4 yıl, 4 ay prim ödemiş olacaktır. Eğer bu sigortalımız yerine getirmiş olduğu askerlik hizmetini de (20 ay askerlik yapmış) borçlanıp Bağ-Kur’a ödemiş ise toplam hizmeti; 6 yıl olacaktır.

15 yılı tamamlamasına kalan süre,

15 yıl               30.11.14

–    00.00.06

30.11.08  (9 yıl) dır, bu sigortalının 01.10.1999 itibariyle 55 yaşını tamamlamasına kalan süre 10 yıldan fazla olduğundan tabloya göre, 58 yaşını dolduracağı 01.01.2015 tarihinde Bağ-Kur’dan KISMİ emekli aylığı sahibi olabilecektir. Muhtar 15 yılını çoktan doldurmuş olsa bile 58 yaşını doldurmayı, yani 01.01.2015 tarihini bekleyecektir. Bu durumda muhtarımız askerlik borçlanmasını da boşuna ödemiş olmaktadır.

Örnek – 4: 01.01.1943 doğumlu Kadir Bey 01.01.2005 tarihinden itibaren esnaf ve Bağ-Kur sigortalılığına başlamış bulunmaktadır. Kadir Bey 24 aylık askerlik süresini de borçlanıp 15 yılı dolduracağı 01.01.2018 tarihinde emekli olabilecektir.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7205

2015’te bizi ne bekliyor?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 18 Kasım 2014 - 9:02

Dünya Ekonomik Forumu tarafından hafta başında tanıtım toplantısı yapılan “Küresel Gündeme İlişkin Görünüm 2015” raporu, yeni yıl için karamsar bir tablo ortaya koyuyor. Rapora göre, 2015’de bizi jeo-stratejik gerginliklerden istihdamsız büyümeye kadar oldukça önemli sorunlar bekliyor.
Dünya Ekonomik Forumu her yıl Küresel Gündem Konseyi üyelerine gelecek 12 ila 18 aylık dönemde dünya üzerinde en büyük etkiye sahip olacağını düşündükleri sorun alanlarını soruyor. İşte, bu yıl dördüncüsü yayınlanan Küresel Gündem Görünümü Raporu’na göre insanlığın önündeki 10 temel problem…
1. Gelir dağılımı adaletsizliğinin derinleşmesi
2. Kalıcı istihdamsız büyüme
3. Lider yetersizliği
4. Artan jeo-stratejik rekabet
5. Temsili demokrasinin zayıflaması
6. Gelişmekte olan ülkelerde giderek artan kirlilik
7. İklim krizi: Tüm dünyada sertleşen hava koşulları
8. Yükselen milliyetçilik
9. Artan susuzluk stresi
10. Sağlığın öneminin artması

Orta sınıf mücadeleci
Listenin en üstünde gelir eşitsizliğindeki kötüleşme var. Gelir farklılıklarının genişlemesi ve artan eşitsizlik, geçen yılın küresel gündeminde 2. sırada yer alıyordu. Rapora göre, zengin insanlar rekor seviyelerde servet birikimine devam ederken, orta sınıf hayatta kalabilmek için mücadele ediyor. Örneğin, ABD’de nüfusun en zengin yüzde 1’lik kesimi, gelirin dörtte birini alıyor. Son 25 yılda, en yüksek gelir düzeyine sahip yüzde 1’lik kesimin ortalama geliri, ortalama bir vatandaşın gelirine kıyasla 20 kat artmış durumda.

İnatçı işsizlik sorunu
Geçen yıldan bu yana artarak devam eden işsizlik kaygıları nedeniyle listenin ikinci sırasında “istihdamsız büyümenin kalıcı hale gelmesi” var. Birçok ekonomi büyümeye devam ediyor ancak ekonomideki büyüme aynı düzeyde istihdama yansımıyor. Bu da işsizliği, yapısal bir sosyo-ekonomik problem olarak gündemin ilk sıralarına taşıyor.
İstihdamsız büyümenin kalıcı hale gelmesi ile ekonomik durgunluktan çıkan ve tekrar büyümeye başlayan ekonomilerde istihdam düzeyinin değişmemesi ve hatta azalmaya devam etmesi kastediliyor. Üstelik söz konusu durumun uzun vadeli bir eğilim gösterebileceği ve yükselen piyasa ekonomilerinin dahi bu sorunla karşı karşıya kalabileceği konusunda endişe duyuluyor. İşsiz sayısı küresel düzeyde 202 milyona ulaşmış durumda. Rakamın büyüklüğü, bu bağlamda, işsizliğin ne yazık ki daha uzun süre küresel gündemi meşgul etmeyi sürdüreceğini ortaya koyuyor.
Hep birlikte daha iyi bir geleceğe doğru ilerlemek istiyorsak, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunları doğru şekilde belirlememiz ve bir an önce çözüm önerileri geliştirmemiz gerekiyor. Aksi taktirde bir sonraki yıl da gündem başlıkları değişmeyecek.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2015-te-bizi-ne-bekliyor-/ekonomi/ydetay/1971083/default.htm

Olgun Kobiler İçin Denenmiş Pratik 9 Adımlı Zengin Olmanın Süreç Adımları

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 18 Kasım 2014 - 9:01

OLGUN KOBİLER İÇİN DENENMİŞ PRATİK  9 ADIMLI ZENGİN OLMANIN  SÜREÇ ADIMLARI

Prof. Dr. Atila BAĞRIAÇIK
Ulusal ve Uluslar arası Ar-Ge ve Yenilik Hibe
Fonları Uygulayıcısı, YMM

www.abdanmerymm.com
abdanmer@gmail.com

 

 

GİRİŞ

Bize göre Olgun KOBİ deyince ; araştırma ve yenilik projesi  yapmaya arzu ve inancı olan ,projesine uygun en az bir  mühendis çalıştıran, harcama ve ödeme yaptıktan sonra  ulusal destek kuruluşundan ödeme yapıldığı  için proje maliyetini finanse edebilecek durumda olan mikro,küçük ve orta ölçekli işletmeleri anlıyoruz. Bizim tecrübemize göre,mali durumu uygun değilse,acele etmemeli,önce durumunu düzeltmeli,sonra proje vermeli.Bu sebeple birçok firmanın projesi onaylandığı halde,projeyi gerçekleştiremedi,ön finansman için teminat mektubu veremedi.

Olgun  birçok ulusal destek kuruluşundan yararlanılabilir. Bu teşvikleri ,sentez ve entegre  edersek birbirini olumlu etkileyen  adımlık bir tablo çıkıyor.

 

 

SÜREÇ ADIMLARI

 

1.TÜBİTAK-TEYDEB’E AR-GE PROJESİ VERMEKLE  İŞE BAŞLAMAK

Birçok deneyimimize göre araştırma ve yenilik için proje vermeye  TÜBİTAK-TEYDEB’den  başlanırsa,entegrasyon daha akıllı ve verimli oluyor.Proje verirken ilk  kritik soru,proje çıktısının maliyet değeri.Düşük ya da yüksek olmasına göre yöntem farklı oluyor.
PROJE ÇIKTISI ÜRÜNÜN MALİYETİ 100.000 TL’NİN ÜZERİNDE  İSE

 

Bu koşulda firma, ihtiyacı varsa program ve bilgisayar talebi ile birlikte ürün yeniliği içeren örneğin bir makinenin tasarımı, prototip imalatı ve testi için Ar-Ge projesini  1507 destek programına KOBİ ise 500.000 TL’ye kadar üst limitli 3  tekli proje(ya da ortaklı projelerde 2 ortaklı,3 tekli olmak üzere 5 proje)hakkını TÜBİTAK-TEYDEB’e vererek proje maliyetinin % 75’ine kadar hibe alabilmekte, ayrıca proje onayından sonraki dönemde projede görev alan personeller için projedeki süresine yani adam /ay oranına göre % 80 stopaj desteği, SGK işveren payının yarısının istisna edilmesi ile kurum vergi matrahından indirilmek üzere % 100 Ar-Ge indirimi sağlamaktadır.

 

  • PROJE ÇIKTISININ MALİYETİ  DÜŞÜK İSE

 

Ürün yeniliği  örneğin pvc kapı sisteminde bir parça, vida,otomotivde bir aparat,mobilyada bir yay gibi fiyatı sözgelimi 2-3 bin TL’nin altında bir çıktı ise ,bu durumda ürün yeniliği bütçesi çok düşük kalmakta olup,ürün yeniliği için proseste özel bir makine,otomasyon,ekipmana ihtiyacı olup, bu makinenin tasarımını yapacak mühendis kadrosu ve çekirdek teknolojik yeteneği mevcut ise ,firma süreç yeniliği maliyetini projeye dahil edebilir. Bu durumda verilecek proje ürün+süreç yeniliği projesi olur. Firma mevcut mühendis kadrosu ve teknolojik alt yapısı ile özel makinenin tasarımını ve prototip imalatını kendi firma bünyesinde yapabileceği gibi alternatif bir seçenek olarak makinenin  araştırmasını ve tasarımını bizzat içselleştirerek  kendisi yaparak imalat çizimine göre malzeme imalatını firma dışındaki yerli  firma/firmalara yaptırabilir.Yabancı firmaya makine imalatı yaptırmak,destek kuruluşları tarafından olumlu değerlendirilmiyor,böyle durum için aşağıda açıklanan KOSGEB Endüstriyel uygulama ya da Sanayi Bakanlığı’nın Teknoyatırım programını öneririz.

 

  1. HER AN YÜRÜYEN 3 ADET TÜBİTAK-TEYDEB  1507-1501 DESTEK PROGRAMININ OLMASININ  ÇOK FAYDALI ETKİSİ

TÜBİTAK’a her ay birer Ar-Ge projesi verilerek kısa vadede her an yürüyen 3 Ar-Ge projesi olması halinde (her bir projede personel  kısmi kullanım 1/3 yani adam ay oranı 0.33 olursa, toplam adam ay oranı (1) olur) şu avantajları elde edebilirler:

 

– KOBİ 1507 TÜBİTAK-TEYDEB  programında   projede görev alan teknik personelin maaşının %75’ine kadar hibe alınabilmektedir.

-    Proje üst limitinin olmadığı 1501 TÜBİTAK Sanayi projelerinde örneğin malzemelere  %40 destek oranı uygulanır iken, orta ölçekli KOBİ niteliğindeki işletmelerin projelerinde %75, mikro ve küçük ölçekli KOBİ niteliğindeki işletmelerin projelerinde ise %90 oranında destek kapsamına alınır. Projenin Ar-Ge faaliyetinde doktoralı araştırmacı istihdam edilmesi durumunda ise bu personele ilişkin harcamanın %100’ü destek kapsamına alınır.

4 Kasım 2012 tarihinde  KOBİ Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe  göre; 10 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosundan herhangi  biri   bir milyon TL´yi aşmayan çok küçük işletmeler mikro işletme, 50 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosundan herhangi biri  sekiz milyon TL´yi aşmayan işletmeler küçük işletme, 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosundan herhangi biri  40 milyon TL´yi aşmayan işletmeler de orta büyüklükteki işletme olarak belirlendi.

 

  • Projede çalışan personelin ilgili destek programının Uygulama Esaslarında eğitim durumu ve çalışma süresine göre belirlenen azami  brüt asgari ücret  katları:

 

– Lise mezunu ve altı personel için üç (3),

– Ön lisans mezunu için dört (4),

– Lisans veya yüksek lisans mezunu için, lisans mezuniyet tarihi ve proje başvuru tarihi arasında geçen süre;

– 48 aydan az ise altı (6),

– 48 ay ve üstünde ise on (10),

– Proje konusu uzmanlık alanlarından herhangi birisinde doktora derecesine sahip personel için ise oniki (12)  kat.

 

-KOBİ statüsüne sahip  firma  TÜBİTAK’a her proje verilişinde fikir sahiplerine, 7.500,00.-TL ödül verilebilmektedir.  Her şeyden önce Proje veren firmanın KOBİ statüsünde olması gerekli olup, 1507 KOBİ Ar-Ge ve 1501 Sanayi Ar-Ge proje vermesi gerekiyor. 1507 KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı uygulama esaslarının 10/4 maddesi ile 1501 Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı uygulama esaslarının 10/2 maddesinde, proje ekibinde yer alan ancak şirket ortağı ya da yönetim kurulu üyesi olmayan ve proje süresince firmada çalışmış olması koşuluyla proje ekibinde yer alan fikir sahibi araştırmacıya teşvik ödülü verilebileceği, birden fazla fikir sahibi araştırmacı olması halinde bu ödülün paylaşılabileceği belirtilmektedir

 

-Ar-Ge merkezi kuramayan ya da Teknokente gidemeyen KOBİ firmalarının bizim hesaplamalarımıza göre aynı anda TÜBİTAK’ta yürüyen 3 adet Ar-Ge projeleri mevcut ise, personel ve diğer harcama ve giderleri için alacakları hibeler yanında mali teşviklerden de aynı şekilde istifade edebilmeleri söz konusudur.

 

 

3.TÜBİTAK-TEYDEB 1501 DESTEK PROGRAMINDA HİBE ORANINI ARTIRMANIN YÖNTEMLERİ

 

KOBİ’lerin % 75 hibe oranlı 3 tekli ya da 3 tekli 2 ortak proje toplam 5 projeden sonra proje maliyetinin üst limiti olmayan ancak hibe oranı % 40’a düşen 1501 sanayi ar-ge projelerinin bu oranını  maksimum % 60’a çıkarabilmek için aşağıdaki unsurlardan yararlanabilirler:

 

  1. a) Kuruluşun, bir önceki yıla veya bir önceki hesap dönemine ait Ayrıntılı

Bilançosunda aktifleştirilen net Araştırma ve Geliştirme Giderleri (ArGe Giderleri)

ile Ayrıntılı Gelir Tablosundaki gerçekleşen Araştırma ve Geliştirme (ArGe

Giderleri) toplamının aynı hesap dönemindeki toplam net satış hasılatına oranına

göre, ilgili dönemdeki harcama ve giderlere uygulanan temel destek oranı,

aşağıda gösterilen oranlarda artırılır.

(ArGe Gideri / Toplam Net Satış Hasılatı ile uygulanacak artış oranı)

Sıfırdan büyük ve %1’den küçük ise %12,5 artış oranı (yani % 40’ın % 12’5 u olarak sonuçta % 5 ek oran ile)

‐ %1’e eşit veya büyük ve %2’den küçük ise %18,75 artış oranı( yani % 7,5 ek oran ile),

‐ %2’ye eşit veya daha büyük ise %25 artış oranı( yani % 10 ek oran ile).

Not: Bizim deneyimlerimize göre,firmalar bu kriterde genelde % 5 ek destekten yararlanıyorlar.Örneğin harcama toplamı bir milyon TL ise,ek ellibin TL destek alıyor.

 

b) Ortak başvurulan ve yürütülen projeler için her bir kuruluşun temel

destek oranı % 25 oranında arttırılır, diğer bir deyişle temel destek oranı olan

% 40’a 10 puan ilave edilir. Ancak bu oran projenin son döneminde ortaklığın

proje sonuna kadar sürdürülmesi halinde, tüm dönemlerin desteklemeye esas

harcama tutarları toplamına uygulanır.

c) 1501 Sanayi ARGE projelerinde Personel harcamaları, büyük işletmelerin

projelerinde %60, orta ölçekli KOBİ niteliğindeki işletmelerin projelerinde %75,

mikro ve küçük ölçekli KOBİ niteliğindeki işletmelerin projelerinde ise %90

oranında destek kapsamına alınır. Projenin Ar‐Ge faaliyetinde doktoralı

araştırması istihdam edilmesi durumunda ise bu personele ilişkin harcamanın

%100’ü destek kapsamına alınır.

  1. d) Kuruluşun belirli bir proje bazında Türkiye’deki bir üniversiteden, kamu

araştırma merkez ve enstitülerinden veya üniversitelerdeki öğretim

elemanlarından üniversite elemanlarından üniversite döner sermayesi üzerinden

veya Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde yerleşik şirketler üzerinden projedeki Ar

Ge çalışması ile ilişkili danışmanlık, test, deney, analiz vb hizmet alımları için

sağlanan destek oranı %100 oranında arttırılır, bir başka deyişle KDV’siz fatura

bedelinin % 80’i destek kapsamına alınır.

 

  1. e) Öncelikli alanlardaki projeler için sağlanan temel destek oranı %25

oranında arttırılır, bir başka deyişle temel destek oranına % 10 ilave yapılır.

Öncelikli alanlar “enformatik, esnek üretim/esnek otomasyon, uzay ve havacılık

teknolojileri, gen mühendisliği/biyoteknoloji, ileri malzeme teknolojileri, çevreye

duyarlı teknolojiler” olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, dolaylı

olarak öncelikli alana girdiği düşünülen projeler için bu değerlendirmenin söz

konusu olmayıp, ilişkinin doğrudan olması gerektiğidir.

 

 

 

  1. 4. KOSGEB’in ENDÜSTRİYEL UYGULAMA DESTEK PROGRAMI

TÜBİTAK-TEYDEB’den   ürün yenilik projeleri başarı ile tamamlanır ise, tamamlandığı tarihten itibaren 1 (bir) yıl içinde KOSGEB’in ENDÜSTRİYEL UYGULAMA DESTEK PROGRAMINA başvurarak prototip ürünün seri üretimi için gerekli olan ve Ar-Ge unsuru taşımayan standart makineler, ekipmanlar ve kalıplar  yurtiçinden ve yurtdışından temin edilerek 500 bin TL.’ye kadar aşağıdaki  destek unsurlarından  yararlanabilir. Bu program firmaya bir defaya mahsus olarak verilir.

 

İşletmeye; test, analiz ve laboratuar ekipmanı ile bunlara yönelik sarf malzemesi giderleri, üretim hattı tasarım giderleri, üretime yönelik makine, teçhizat, donanım, kalıp ve yazılım giderleri için azami geri ödemesiz 150.000 (yüz elli bin) TL, geri ödemeli 200.000 (iki yüz bin) TL olmak üzere toplam 350.000 (üç yüz elli bin) TL’lik destek sağlanır.

 

İşletmeye, personel giderleri için net ücret üzerinden aylık; meslek lisesi mezunlarına 500 (beş yüz) TL, ön lisans mezunlarına 1.000 (bin) TL, lisans mezunlarına 1.500 (bin beş yüz) TL, yüksek lisans mezunlarına 2.000 (iki bin) TL. ve doktora programı mezunlarına 2.500 (iki bin beş yüz) TL olmak üzere toplam üst limiti 100.000 (yüz bin) TL geri ödemesiz destek sağlanır.

 

  1. 5. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ   BAKANLIĞININ TEKNOLOJİK ÜRÜNLERİN YATIRIM DESTEK PROGRAMI

 

29 Nisan 2014 tarihinde ilgili Bakanlığı’nın yayınlanan yönetmeliğinde , TÜBİTAK-TEYDEB’e  Ar-Ge ve Yenilik projeleri verilip onaylanarak tamamlanırsa , prototipi yapılan ürün yada yazılımın seri üretimine geçişinde yılda iki defa açıklanan çağrılara başvurulup,onaylanırsa  aşağıdaki desteklerden  yararlanılmaktadır.

 DESTEKLER

  1. A) Makine, Teçhizat desteği 

– Mikro, Küçük ölçekli KOBİ’lere seri üretim için gerekli olan yatırım tutarının %40′lık bölümünü 5 milyon TL.’ye kadar hibe olarak veriliyor.

– Orta ölçekli KOBİ’lerde ilgili oran %30 ve  en fazla 4 milyon TL.

 

Not  :Yatırım projesine konu satın alınacak makine ve teçhizatın, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 63 üncü maddesi kapsamında Bakanlıkça hazırlanan usul ve esaslara uygun olarak alınmış  Odalardan alınmış yerli malı belgesi ile tefrik edilmesi durumunda,  belirtilen oranlara 10 puan daha ilave edilir.Başka bir deyişle yukarıdaki oranlar ithal  ve yerli malı belgesiz yerli makine ve teçhizat alımlarında geçerli olup, Yerli Malı Belgesi”ne sahip Türkiye’deki makine ve teçhizat üreticilerinden veya tedarikçilerinden satın alınması halinde % 10’ar puan ilave edilir.

  1. B) Kredi faiz desteği

– Küçük ve Orta Ölçekli KOBİ’ler için en az 1 yıl vadeli 10 milyon TL.’ye kadar faizsiz yatırım kredisi imkanı sağlanmaktadır.

  1. C) İşletme gideri desteği

– Küçük işletmelere Yatırım tamamlandıktan sonraki 1 yıl için üretim için gerekli olan enerji, personel ve kira giderinin %75′i hibe olarak ödeniyor. Hibeli ve kredili desteklerin toplamı 10 milyon TL’yi geçemez.

 

  1. 6. EKONOMİ BAKANLIĞI’NINBÖLGE  YATIRIM TEŞVİK BELGESİ DESTEKLERİ 

 

TÜBİTAK projelerinin tamamlanmasından sonra seri üretime geçiş için gerekli olan yerli ve ithal makine tedariki için  bu kurumlardan alınacak yatırımın tamamlandığına dair bir yazı ile  Ekonomi Bakanlığına başvurularak örneğin İstanbul ya da Bursa’da asgari 1 milyon TL meblağlı arazi-arsa, bina-inşaat, makine ve teçhizat ile diğer yatırım harcaması kalemlerinin toplamından oluşan sabit yatırım için aşağıdaki desteklerden yararlanıyor:

Gümrük vergisi muafiyeti: Üçüncü ülkelerden makine ithalatlarında.

KDV istisnası.

Faiz desteği: Bankalardan kullanılacak en az bir yıl vadeli yatırım kredilerinin teşvik belgesinde kayıtlı sabit yatırım tutarının yüzde yetmişine kadar olan kısmı için ödenecek faizin, Türk Lirası cinsi kredilerde beş puanı, döviz kredileri ve dövize endeksli kredilerde iki puanı Ekonomi Bakanlığınca toplam tutarı yedi yüzbin Türk Lirasını geçmemek üzere karşılanır.

Sigorta primi işveren hissesi desteği: Yatırımın tamamlanmasını müteakip, yatırıma başlama tarihinden önceki son altı aylık dönemde (mevsimsel özellik taşıyan yatırımlarda bir önceki yıla ait mevsimsel istihdam ortalamaları dikkate alınır) Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim ve hizmet belgesinde bildirilen ortalama işçi sayısına teşvik belgesi kapsamında gerçekleşen yatırımla ilave edilen, istihdam için ödenmesi gereken sigorta primi işveren hissesinin asgari ücrete tekabül eden kısmı Bakanlık bütçesinden 6-7 yıl süre ile toplam sigorta desteğinin sabit yatırım tutarına oranı % 35’e ulaşıncaya kadar karşılanır.

Yatırım yeri tahsisi: Desteklerden yararlanacak yatırımlar için, 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi çerçevesinde Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara göre yatırım yeri tahsis edilebilir.

Vergi indirimi: Gerçekleştirilecek yatırımlarda, 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi çerçevesinde gelir veya kurumlar vergisi, %30 yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar % 70 indirimli olarak uygulanır. Konunun anlaşılması için aşağıda İstanbul ili için bir örnek yer almaktadır.

İl: XXXXX

Yatırım Tutarı: 1.000.000TL

Yatırıma Başlama/Yatırımı Bitirme Tarihi: 01.10.2013 /30.09.2015

Yatırıma Katkı Oranı: %30

Kurumlar vergisi indirim oranı: %70

2014 yılındaki kurum kazancı: 100.000 TL

Hesaplamalar:

Yatırıma Katkı Tutarı: 300.000 (1.000.000X0,30) TL

2014 yılı için Hesaplanan Kurumlar Vergisi:100.000×0.20=20.000 TL

Hesaplanan indirimli Kurumlar Vergisi:100.000X0.20X0.30=6.000 TL

Tahsilinden Vazgeçilen Kurumlar Vergisi: 20.000- 6.000 =14.000 TL

Bu durumda indirimli oran nedeniyle tahsilinden vazgeçilen yukarıdaki 14.000 TL’lik vergi, 300.000 TL’ye ulaşıncaya kadar firma indirimli kurumlar vergisinden yararlanır.

Not: Görüldüğü gibi yatırım teşvikinde örneğin 1. Bölge desteği  sadece KDV istisnası ve 3. Ülkelerden makine ve teçhizat ithalatında gümrük vergisi muafiyeti sağlarken yani yatırım teşvik proje maliyetinin %20 si kadar teşvik sağlarken, yukarıdaki 5. Bölge destekleri ile bizim hesaplamalarımıza göre bu oran %50’nin üzerine çıkabilmektedir.

 

 

  1. 7. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ   BAKANLIĞININ TEKNOTANITIM VE PAZARLAMA DESTEK PROGRAMI

TÜBİTAK ya da KOSGEB’den Ar-Ge ve yenilik projesi tamamlanarak prototipi oluşan yeni ürünün yurt içi tanıtımı ve pazarlama faaliyetinin 25.000 TL’ye kadar, yurt dışı tanıtımı ve pazarlama faaliyeti için 50.000 TL.’ye kadar faaliyet sayısına bakılmaksızın bir yıllık süre içinde fuara katılım, seyahat, reklam, ürün kataloğu vb. giderler için  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı hibe destekleri vermektedir (20.06.2013 R.G). Prototip ürün projesinin tamamlandığı tarihten itibaren 5 yıl içinde Bakanlığa her zaman için başvuruda bulunabiliniyor. Bu konudaki detaylı bilgileri şu linkten elde edebilirsiniz: “http://sagm.sanayi.gov.tr/DocumentList.aspx?catID=4352&lng=tr”.

 

  1. 8. PATENT YA DA FAYDALI MODEL UYGULAMASI İLE GETİRİLEN VERGİ İSTİSNALARI

 

06.02.2014 tarihinde TBMM kabul edilen Torba Yasası kapsamında Ar-Ge ve Yenilik projeleri sonucunda oluşan çıktılara patent ya da faydalı model alınması sonucunda elde edilen satış gelirlerine kurumlar vergisi ve KDV istisnası getirilmesi ile bizce Türkiye Ekonomisi için yenilikçi ürünlerin yeterince ticarileşmesini engelleyen yapısal sorununa mikro ve makro ağırlıklı önemli bir çözüm getirilmiştir.

 

KURUMLAR VERGİSİ İSTİSNASI 

6 Şubat 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilen 6518 sayılı Kanun’un 32 ve 82. maddeleri çerçevesinde 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5/A maddesinden sonra gelmek üzere bir  madde eklenerek Türkiye’ de gerçekleştirilen araştırma ve yenilik faaliyetleriyle yazılım faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan çıktılara ilişkin incelemeli patent ya da faydalı model alınmasından sonra 01.01.2015 yılından itibaren seri üretime geçilmesi elde edilecek gelirler,  koruma süresi olan 10 yıl boyunca % 50 kurumlar vergisi istisnası yararlanacaklardır.

 

KATMA DEĞER VERGİSİ İSTİSNASI

Türkiye’ de gerçekleştirilen Araştırma – Geliştirme ve Yenilik faaliyetleriyle yazılım faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan çıktıların satışı halinde ihracat faturası gibi KDV’siz  fatura düzenlenecek olup, bize göre söz konusu imal edilen mamul ile ilgili olarak 2015 Ocak başından  itibaren iade talebinde bulunabilinecektir. Bu yolla söz konusu satış gelirlerine tanınan KDV istisnası yanında  % 50 Kurumlar vergisi istisnası getirilmesi, mal alan ve satan firmalar için büyük bir avantajdır.

 

  1. 9. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ   BAKANLIĞININ TEKNOLOJİK ÜRÜN DENEYİM BELGESİ

 

TUBİTAK, EUROKA, KOSGEB, H2020, Ar-Ge ve Yenilik projeleri ile prototipi tamamlanıp seri üretime geçen ürünlerin Sanayi Bakanlığı’nın her yıl Ocak ayında yayınlayacağı listede yer alıp bu ürünler için “Teknolojik Ürün Deneyim Belgesi” alınması halinde Kamu İhale alımlarında teklif %15 pahalı olsa bile tercih edilme zorunluluğu getirilmiştir. Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin  16.08.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle Ar-Ge ve Yenilik Projeleri yapan firmalar teşvik edilmektedir.

 

SONUÇ

 

Teşvikler ayrı ayrı değil, birlikte entegre  ve sentez yapılarak değerlendirilirse, yaratılabilecek katma değer de o derece  artabilmektedir. Ayrıca bilgilerimizi sürekli güncellemeliyiz.Geçmişten geri bildirim alarak,bugüne odaklanarak,yarın için ümitli olmalıyız.

 

Bir istisna ne kadar kadük hale gelebilir?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 17 Kasım 2014 - 10:01

Değerli okurlarımız bugünkü yazımızın konusunu ilginç bir istisnaya ayıracağız. Yazımızda ele alacağımız üzere istisnayı ilginç kılan ise, bir kanunla her türlü vergi ve harçtan istisna edilen işlemlerin Maliyenin görüşü ile neredeyse istisna olmaktan çıkarılmasıdır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 21’inci maddesine göre;

Tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan ve I inci ve II nci grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.

Bu düzenlemede 6552 sayılı Kanunun 98’inci maddesi ile değişikliğe gidildi ve düzenleme aşağıdaki hale getirildi;

“Tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerinde kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Ancak, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yer alan ve yukarıda nitelikleri belirtilen taşınmazlardan basit usulde vergilendirilenlerin dışında ticari faaliyetlerde kullanılanlar hakkında emlak vergisinin yarısı ve çevre temizlik vergisinin tamamına ilişkin bu muafiyet hükmü uygulanmaz.”

“Getirilen kesin yapılanma yasağına aykırı olarak tesis edilen yapılar, bu yapıların yapıldığı parseller ve kanunlara aykırı eklentileri bulunan taşınmaz kültür varlıkları hakkında bu yapılar yıkılıncaya veya aykırılıklar giderilinceye kadar yukarıdaki fıkradaki muafiyet hükmü uygulanmaz. 18/11/1983 tarih ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununa göre Boğaziçi Sahil Şeridi veya Öngörünüm Bölgesinde konut veya işyeri olarak kullanılan taşınmaz kültür varlıkları yukarıdaki fıkradaki muafiyetten yararlanamazlar.”

Yapılan bu değişiklik ile istisna kısıtlanmıştır. Buna göre, Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde bulunanlardan ticari faaliyetlerde kullanılanlar hakkında emlak vergisinin yarısı ve çevre temizlik vergisinin tamamına ilişkin bu muafiyet hükmü uygulanmayacaktır.

Ancak hemen vurgulayalım ki bu istisna 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde de aslında her türlü vergi ve harçtan istisna değildi. Maliye bu istisnayı daraltmıştı ve yargı da onaylayınca istisna da neredeyse istisna olmaktan çıkmıştı. Şimdi bu istisnayı vergiler bazında ele alalım.

DAMGA VERGİSİ VE HARÇLAR

Konya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 21.06.2010 tarihli ve  B.07.1.GİB.4.42.16.02-DV-2-280-14 sayılı Özelgesinde aşağıdaki görüşe yer verilmiştir.
“…
Diğer taraftan, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun “İstisnalar ve Muafiyetler” başlıklı 21 inci maddesinde; “…Tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan ve I inci ve I inci grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
… ” hükmü yer almaktadır.

Mezkur Kanun hükmünün incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, tapu kütüğünde korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı kaydı bulunan I ve II nci grup olarak gruplandırılmış gayrimenkuller ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olan ve üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilen taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının onarım ve restorasyonu ile ilgili işlemlere vergi, resim ve harç istisnası tanınmamakta, ayrıca 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 488 sayılı Damga Vergisi Kanununda konuya ilişkin herhangi bir istisna ya da muafiyet hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle, tapu kütüğünde korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı kaydı bulunan I ve II nci grup olarak gruplandırılmış gayrimenkuller ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olan ve üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilen taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller üzerinde bulunan gayrimenkullerin onarım ve restorasyonuna ilişkin işler nedeniyle alınan ihale kararları ve imzalanan sözleşmeler ile hakediş ödemeleri için düzenlenen kağıtların damga vergisine, bu hususa ilişkin yapılacak işlemlerin de harca tabi tutulması gerekmektedir.”

Diğer yandan Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın B.07.4.DEF.0.34.12/10-7215 16.6.2000/4188 sayılı Özelgesinde ise;

Yazınızda Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından ………….ihalesi yapılan 319.500.000.000 TL bedelle Antalya Kara ve Marmara Surlarının depremden hasar gören sur duvarları, burç ve kulelerin restorasyonu inşaatı işine ait ihale kararı ile sözleşmenin 2863 sayılı Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu ile 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun gereğince damga vergisi ve harçtan istisna olup olmadığı, hususunda bilgi verilmesi istenilmektedir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3386 sayılı Kanunun 8 nci maddesi ile değişik 21 nci maddesinde “….. “Tapu kütüğüne korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır.” kaydı konmuş olan ve I nci II nci grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı üzerlerinde kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
…” hükmü yer almaktadır.

…Diğer taraftan, (25.05.1959 tarih ve 10213 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe giren) 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 42 nci maddesinde; “ Bu kanunun uygulanması dolayısıyla taşınmaz malların alım, satım, ipotek, tapu kadastro işlemleri, yeniden inşa edilecek veya onarılacaklarla ilgili ihale, sözleşme, ruhsatname ve sair işlemler ve bu kanundan faydalanacakların verecekleri beyanname, taahhütname ve yapacakları sözleşmeler her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” hükmüne yer verilmiştir.

7269 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin tetkikinden de anlaşılacağı gibi, muafiyet, (istisna) bu kanun kapsamında yapılacak veya onarılacak taşınmaz mallarla ilgili işlemlere ve düzenlenecek kağıtlara ait bulunmaktadır.

Buna göre, 17.08.1999 tarihinde meydana gelen depremle ilgili olarak 7269 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yeniden yaptırılacak veya onarılacak binalara ilişkin olmak kaydıyla,

1. İhale makamına verilmek üzere ihaleye katılacaklar adına düzenlenecek geçici teminat mektupları,

2. Yeniden yapılacak veya onarılacak inşaatlarla ilgili olarak düzenlenecek ihale kararları, ihale makamı veya ihaleyi yapan kuruluşla üstlenici arasındaki sözleşmeler ve ihale makamına verilmek üzere düzenlenecek kati teminat mektupları,

3. İnşa edilecek binalarla ilgili yol, kanalizasyon, su, elektrik gibi alt yapı hizmetleri ile ilgili işlemler nedeniyle ve ihale makamına verilmek üzere düzenlenecek geçici ve kati teminat mektupları, ihale kararları ve sözleşmeler,

4. İnşa olunan taşınmazların kişilere ve 7269 sayılı Kanun kapsamında devrine ilişkin olarak düzenlenecek kağıtlar ile borçlandırma ve ipotek işlemleri,

5. Bu kanundan yararlanarak inşaat ve onarım işlerini bizzat yaptıracak kişilerin Kanun kapsamında alacakları krediler ile ilgili sözleşmeler ve teminatları,

damga vergisi ve harç istisnasından yararlanabileceklerdir.

Yapılan sözleşme ile öngörülen işin taşerona devredilmesi sırasında düzenlenen sözleşmeler ve bunlara ilişkin işlemler istisna kapsamında olmayacaktır.

Bu itibarla, Antalya Büyükşehir belediye Başkanlığı tarafından ………………..ihalesi yapılan 319.500.000.000 TL bedelli Antalya Kara ve Marmara Surlarının depremde hasar gören sur duvarları, burç ve kulelerin restorasyonu inşaatı işine ait ihale kararı ile sözleşmenin 2983 sayılı Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanununa göre damga ve harç istisnası kapsamında değerlendirilmesine imkan bulunmamakla birlikte; sözkonusu ihalenin 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımları Dair Kanun gereğince yapılmış olması şartıyla, düzenlenecek kağıtlar ve yapılacak işlemlerin damga vergisi ve harç istisnasından yararlanması mümkündür.” denilmektedir.

VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ

Danıştay’ın 19.02.1993 tarih, 1993/29 Karar ve 1992/122 Esas Numaralı Kararı 2863 sayılı Kanunun 21’inci maddesinde yer alan istisnanın Veraset ve İntikal Vergisini kapsayıp kapsamadığına yöneliktir.

Murisin ölümü üzerine mirasçılar tarafından verilen beyannamede 2863 sayılı Kanunun 21.maddesi gereğince her türlü vergiden bağışık olduğu ileri sürülerek ihtirazi kayıtla matraha dahil edilen taşınmaz nedeniyle bu çekincenin kabul edilmemesi suretiyle tahakkuk ettirilen Veraset ve İntikal Vergisi, Vergi Mahkemesince onanmıştır.

Yükümlünün temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi 1991/2633 sayılı Kararıyla; 2863 sayılı Kanunun 21.maddesinde, herhangi bir ayırım yapılmaksızın, tapu kaydına “korunması gerekli kültür varlığı” şerhi konulan taşınmazların, her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna tutulduğu, intikal eden taşınmazın tapu kaydına “eski eser” şerhi konulduğu anlaşılmakta ise de niteliği itibarıyla 2863 sayılı Kanunun 21. maddesi kapsamına girip girmediğinin saptanamadığı, bu husus araştırıldıktan sonra bir karar verilmek üzere Vergi Mahkemesi Kararını bozmuştur.

Bozma Kararına uymayan İstanbul 4.Vergi Mahkemesi 1991/1937 sayılı Kararında; 2863 sayılı Kanunun amacının, kültür ve tabiat varlıklarını korumak olduğu, tanınan muafiyetin korumaya yönelik işlemlere ilişkin bulunduğu, bu nedenle, miras yoluyla intikal ile ilgili olan Veraset ve İntikal Vergisini kapsamadığı, tahakkukta, ilk kararda açıklandığı üzere yasaya aykırılık görülmediği, gerekçesiyle ilk kararında ısrar etmiştir.

Israr Kararı, yükümlü tarafından temyiz edilmiştir. Veraset yoluyla intikal eden ve tapu kütüğünde “eski eser” kaydı bulunan taşınmaza ilişkin değerin matrah dışı bırakılması istemiyle süresinde verilen beyanname üzerinden, bu istemin reddi suretiyle yapılan Veraset ve İntikal Vergisi tahakkukuna karşı açılan davanın reddi yolundaki Vergi Mahkemesi ısrar ararı temyiz edilmiştir. Korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının, korunması ve bu konuda alınması gerekli ilke ve uygulama kararları ile ilgili örgütlenmeyi oluşturmak amacıyla yürürlüğe konulan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 5.maddesinde; gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki bu gibi varlıkları, Devlet malı niteliğinde kabul etmiş, 9.maddesinde, ilke kararlarına göre koruma kurulları kararlarına aykırı olarak taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına her türlü inşai veya fiziki müdahalede bulunmak, bunları yeniden kullanıma açmak veya kullanımlarını değiştirmek, yasaklanmış, onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, kazı veya benzeri işler, inşai veya fiziki müdahale sayılarak, 11.maddesinde, maliklerin hak ve sorumlulukları düzenlenmiştir. Maddede maliklerin, bu Kanun uyarınca bakım ve onarım görevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığının vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece, bu Kanunun maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanacakları kuralına yer verilmiştir. Bu maddede sözü geçen muafiyetler, Kanunun 3386 sayılı Kanunla değişik 21.maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun 21.maddesinin üçüncü fıkrasında; “Tapu Kütüğüne” korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan ve I. ve II.grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları…” olan parsellerin, her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir.

Bu düzenlemeler karşısında yasa yapıcının, Devlet malı niteliğinde kabul ettiği özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerin mülkiyetinde bulunan belli niteliklerdeki taşınmaz kültür varlıklarının malikleri için Kanunla öngörülen tasarruf kısıntıları ve yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, söz konusu taşınmazları hiçbir ayırım ve sınırlama getirmeksizin her türlü vergi, resim ve harçtan bağışık tutma ihtiyacı duyduğu ve bu ihtiyacın, kültür varlığını koruma amacından doğduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan sözü geçen muafiyetin, taşınmaz kültür varlığının aynı ile ilgili bulunduğu, ayın üzerinden alınan vergilerden biri olan Veraset ve İntikal Vergisini de kapsadığı sonucuna varılmaktadır. Kanunun; 21.maddesinin son fıkrasında taşınmaz kültür varlıklarında ya pılan onarım ve inşaat işlerini Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınacak vergi, harç ve harcamalara katılma paylarından bağışık tutan sınırlı düzenlemesi de, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan muafiyete ilişkin düzenleme hakkında Kurulumuzca varılan sonucu doğrulamaktadır.

Bu durumda, beyannameye ihtirazi kayıtla dahil edilen söz konusu taşınmaza ilişkin matrah üzerinden yapılan tahakkuk yasaya uygun olmadığından, davanın reddi yolundaki Vergi Mahkemesi ısrar kararının bozulmasına karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık; davacıya veraseten intikal eden korunması gerekli eski eser olarak tapuya tescilli bulunan taşınmazın 2863 sayılı Kanunun 21. maddesine göre veraset ve intikal vergisine tabi olup olmadığına ilişkin bulunmaktadır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3386 sayılı Kanunun 8.maddesi ile değişik 21.maddesinin 3.fıkrasında; Tapu Kütüğüne “Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan ve 1. ve 2.grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılaşma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır hükmü yer almış, 4.fıkrasında kültür varlıklarının korunması maksadıyla tespit, proje, bakım, onarım, restorasyon ve kazı ile müzelerin güvenliği için kullanılmak maksadıyla… dışardan getirtilecek her türlü araç, gereç, makine, teknik, malzeme ve kimyevi maddeler ile altın ve gümüş varakın her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hükme bağlanmış, 5.fıkrasında da, koruma kurulları kararına uygun olarak bu taşınmaz kültür varlıklarında yapılan onarım ve inşaat işlerinin Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınacak vergi, harç ve harcamalara katılma paylarından müstesna bulunduğu açıklanmış bulunmaktadır. Anılan Kanun hükümlerinin birlikte incelenmesi sonucunda, Kanunun amacının kültür ve tabiat varlıklarını korumak olduğu, bu Kanun ile vergi, resim ve harç muafiyetinin koruma ve korunmaya yönelik işlemlere tanındığı açıkca görülmektedir. Bu nedenle anılan madde ile getirilen muafiyet hükmü taşınmaz kültür varlıklarının veraseten intikali nedeniyle doğacak veraset ve intikal vergilerini kapsamamaktadır. Öte yandan 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun muafiyet ve istisnaya ilişkin 3 ve 4.maddelerinde de, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının bu vergiden müstesna tutulduğu yolunda bir hüküm bulunmamaktadır.

Bu durum karşısında, davacıya intikal eden korunması gerekli kültürvarlığı niteliğindeki taşınmazın Veraset ve İntikal Vergisine tabi olacağı görüşüyle çoğunluk kararına karşıyız.

GELİR VERGİSİ STOPAJI

Danıştay’ın 19.02.1993 tarih, 1993/29 Karar ve 1992/122 Esas Numaralı Kararı 2863 sayılı Kanunun 21’inci maddesinde yer alan istisnanın Veraset ve İntikal Vergisini kapsayıp kapsamadığına yöneliktir.

Sahibi olduğu ikinci grup eski eser kapsamındaki gayrımenkul nedeniyle elde ettiği kira gelirini beyan etmeyen davacı adına, 1992 yılı için gelir vergisi salınmış, fon payı hesaplanıp, ağır kusur cezası kesilmiştir. … Vergi Mahkemesi, … gün ve … sayılı kararıyla; dava dilekçesinde; söz konusu gayrımenkulün 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 21.maddesi gereğince her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu ve bu durumun yapılan başvuru sonucu T.B.M.M. dilekçe komisyonunca verilen cevapta da vurgulandığı ileri sürülmüşse de gerek ilgili Kanun maddesi gerek dilekçe komisyonunca verilen cevabi yazının gayrımenkulün kiraya verilmesi halinde elde edilecek gelirleri  kapsamadığı, sadece emlak vergisi, tapu harcı gibi vergi ve harçları kapsadığı süphesiz olduğundan, elde edilen kira gelirinin vergilendirilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı, ağır kusur cezası yerine kusur cezası uygulanması gerektiği, re’sen ve ikmalen tarhiyatlarda fon payı hesaplanamayacağı gerekçesiyle vergi aslı yönünden davanın reddine, ağır kusur  cezasının kusur cezasına çevrilmesine, fon payının kaldırılmasına karar vermiştir. Davalı İdare, fon payları ile kesilen cezaların yasal olduğunu, davacı ise söz konusu gayrımenkulün her türlü vergiden muaf olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedirler.

Taraflarca temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında,yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

Bu nedenle taraflar, temyiz isteminin reddine karar verildi.

A Z L I K  O Y U

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 3386 sayılı Kanunla değişik 21.maddesi; “Tapu kütüğüne korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan 1. ve 2. Grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olması nedeniyle üzerlerinde kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının her türlü vergiden muaf olduğu” hükme bağlanmış olup; davacının gayrimenkulü 2 nci grup eski eser olduğundan anılan hüküm uyarınca bu gayrimenkulden elde edilen gelirin gelir vergisinden istisna edilmesi yukarıda anılan kanun hükmü gereğidir. Gelir Vergisi Kanunun’da açık hüküm bulunmadığından bahisle verilen karar vergilerin kanuniliği ilkesine açıkça aykırı olduğundan bozulması gerekeceği cihetle karara katılmıyorum.

Yukarıda hem idarenin görüşü hem de yargının görüşü 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 21’inci maddesinde yer alan her türlü vergi, resim ve harçtan istisna olma düzenlemesini aynın varlığına yönelik vergilere indirgenmiş, Torba Kanunla da yasada istisna daraltılmıştır. 2863 sayılı Kanunun 21’inci maddesinde Torba Kanunla emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi yönünden sınırlamaya gidilmiş ancak diğer vergi türleri için de uygulamada istisna sınırlandırılmıştır. Kanaatimce, Torba Kanunda bu istisnanın neleri kapsayıp neleri kapsamadığı açıkça düzenlenerek idarenin ve yargının farklı yorumları ortadan kaldırılmalı idi. Bir yandan her türlü vergiden istisnadır deyip diğer yandan neredeyse istisnayı uygulamada ortadan kaldırmak sanırım bize özgü bir düzenleme olmuştur.

Kaynak: http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2976/bir-istisna-ne-kadar-kaduk-hale-gelebilir

Soma, Ermenek, Yalvaç, Ey İrade Artık Vicdanını Aç

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 17 Kasım 2014 - 10:00

İki yüzlülük bünyemizi sarmış. Hep “-mış gibi” yapıyoruz, kontrol ediyormuş gibi, yönetiyormuş gibi, olay bu. Hükümet her bir iş kazasında sonuçtan hareket ederek sonucu başka bir sonuca getirip bir pansumana bağlayarak çözüm arayışında. Yani “Neden”lerle işimiz yok!

Aslında Soma olsun, Ermenek olsun, Yalvaç olsun, yaşananların tek bir tarifi var, çalışanın sahibi yok. Olaylara hükmetmesi gereken aygıtın sahipleri tüm bu yaşananlara işveren penceresinden bakıyorlar, öyle bakmak zorunda hissediyorlar. Zira aslolan istihdam ve istihdamın baş aktörü de işveren. Hükümet düzenleyici aygıtını işvereni rahatsız etmeden kullanmak istiyor. O çok kazansın ama kazanırken de alt kesimden birilerine ekmek versin ve bu şekilde aç insan sayısı azalsın istiyor.

Evet, bunu itiraf edemiyor ama maalesef yaşadığımız tam olarak bu. Çıkartılan tüm düzenlemelere bakın iş sağlığı ve güvenliğini “-mış gibi” yapa yapa kontrolsüz bir saha halinde tutmaya devam ediyoruz, 6331 sayılı Kanun hakkındaki en önemli eleştirimiz iş güvenliği uzmanının ücretini işverenden almasının denetimi hadım edeceği idi. Bir yönü bu idi ama diğer yönü ahlaksızlığımızdı, evet ah-lâk-sız-lı-ğı-mız. İş ahlâkı olmayanlar bir de üst düzey yetkili ise bakanın da itiraf ettiği gibi devreye girip “Ne olacak canım açıverin bir şey olmaz, yakınımızdır, iyi çocuktur” diye ricacı olmakta beis görmüyor. Çok dindarız (!)  ama ahlâk düzeyimiz o oranda iyi değil, hatta çok kötü.

Şimdi Soma’da Ermenek’te olanların başka maden ocaklarında olmayacağının garantisi yok. Yalvaç’taki tarım işçileri kendileri 5510/ek-5 veya 2925 sayılı Kanun kapsamında değillerse ve ölüm aylığı bağlanmayacaksa suçlu kendileri olacak. Zira aldıkları üç kuruş yevmiyeleri biriktirip her ay prim ödemedikleri için kalanlara ölüm aylığı bağlanmayacak. Ha bir kanun daha çıkartıp Yalvaç’takileri Ermenek’tekileri de şartlarını sağlamasalar bile ölüm aylığına müstehak kılabilirler. Yani “Onların yükünü 75 milyona sar kurtul” mantığı gene işleyip ağza birer parmak bal çalınabilir.

Yapılması gerekeni zamanında yapmamak, iş sağlığı ve güvenliğini gerçekten etkin kılıp işverenin kar hırsıyla hayatları hiçe saymasına sessiz kalıp cenaze kaldırmak mıdır olması gereken? Yapılması gerekenin bu olmadığını onlar da bilirler elbet, tedbirli olmak ülkeye kazançtır ve aslında onu da bilirler. Amma ve lâkin makro plana bakmaz işveren ve makro plana bakmaz aslında makrodan bakması gereken Hüküm sahipleri. Kendi cephesinden bakan ve önlemlere sadece gereksiz maliyet olarak bakan işverenin bakış açısına hapsolmuşlardır.

Bakın ilgisiz gibi gözüken ama aslında çok da ilgili bir olaydan bahsedeyim. Zira hep aynı mantık yürüyor bu acımasız ve ahlâksız uygulamaların arkasında, bazıları felâketle sonuçlanıyor, duyuluyor, bazıları duyulmuyor.

Yani maden işçisinin sahibi yok da ev hizmetlisi kadının, taksi dolmuş şoförünün var mı? Aynen tahmin ettiğiniz gibi onların da “Yok”

Nasıl yok anlatalım.

Ev hizmetlileri evlerin temizlik, ütü çocuk bakımı gibi işlerinde periyodik olarak ve sosyal güvenlikten mahrum çalışmaya devam ediyorlardı. Güya onlar güvenceye alınacaktı, meşhur Torbadan onlara ne çıktı biliyor musunuz? Onları çalıştıranlara sigortalamamanın yanında bir de mahkeme riskinden korunmaları için kaçış yolu çıktı. Yani ev hizmetlilerinin bekledikleri sosyal güvencenin gelmemesine karşın bir de yargı yoluyla haklarını almalarının önüne geçilmiş oldu. Tıpkı 2011 yılında minibüs ve taksi şoförlerini çalıştıran araç sahiplerini kurtaran yasa gibi, bu çıkan kanun da çalışanları değil onları çalıştıran ev sahiplerini güvenceye aldı. Ustaca bir icatla bundan böyle evinde 10 günden az ev kadını çalıştıranlar, bunları sigortalı yapamk zorunda olmayacaklar, bu kadınların evlerinde iş kazasına uğramaları halinde bile hiçbir sorumluluk ile karşılaşmayacaklar.

Yarın bu kadınlardan birkaçı iş kazası geçirip sakat kalsa sorumlu kim olacak dersiniz? Kendisi olacak. Neden aldığın yevmiyelerden birazını ayırıp da kendi sigortanı ödemedin denecek. Sözüm ona sosyal devlet toplumsal katmanın dibindeki bu emek yoğun çalışanları kendi imkânsızlığı ve bilinçsizliğiyle baş başa bırakmayı tercih ediyor. Eski halde ise çalıştığı işyerine tespit davası açıp hem işgöremezlik gelirine hak kazanacak ve güvenceye kavuşacak pozisyona geçebiliyordu.

Bunlar bir kazaya uğradığı zaman Hüküm sahipleri ne diyecek tahmin edin, “Bizim ne kabahatimiz var, biri çalıştırmış öbürü primini yatırmamış, ne yapalım?” Yani “Ev hizmetlisi kadınlar için 10 günden az çalıştıranlar diye bir kaçış planı icat ettik ve bu açtığımız kaçış yolunu kullanarak kaçanlar olmuş, benim korumasız ve yoksul vatandaşım benim bu açtığım yol yüzünden ortada kalmış” diyeceklerini mi sanıyorsunuz? “Yahu başlarına taş düşse bizden bilecekler” diye ağlaşıp saflarını sıklaştırmayı deneyeceklerine bahse girerim, şimdiden…

Kaynak: http://alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7200

Çalışmadan nasıl emekli olunur?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 17 Kasım 2014 - 10:00

Türkiye’de çalışmadan emekli olmanın yolu isteğe bağlı sigortalı olmaktan geçiyor. Bunun için de 18 yaşını doldurmak yeterli.

İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için Türkiye’de ikamet edenler ile Türkiye’de ikamet etmekte iken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerdeki Türk vatandaşlarından;
➤ 5510 sayılı Kanuna tâbi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmamak veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte ay içerisinde 30 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmamak,
➤ Kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olmak,
➤ 18 yaşını doldurmuş bulunmak,
➤ İsteğe bağlı sigorta talep dilekçesiyle Sosyal Güvenlik kurumuna başvuruda bulunmak, şartları aranıyor.
➤  İsteğe bağlı sigortalı olanlalar sağlık hizmetlerinden yararlanırlar. İsteğe bağlı sigortalıların aylık %32 oranında prim ödemeleri gerekiyor. Asgari ücret üzerinden prim ödemek isteyen birisi aylık 342 TL prim ödemesi gerekiyor.

Malulen Emeklilik

Nöroloji, psikiyatri, göz hastalıkları, kulak burun boğaz hastalıkları, onkoloji, hematoloji, ortopedi ve travmatoloji, romatoloji, gastroenteroloji ve hepatoloji, dermatoloji, kardiyoloji, damar hastalıkları, genitoüriner sistem hastalıkları, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve aıds maluliyet kapsamına alınan hastalıklardır.

Malul sayılma KOŞULLARI

Maluliyet; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 4/a-b maddesi(eski SSK ve Bağ-kur)  kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar(memurlar) için çalışma gücünün en az %60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetme hali, olarak tanımlanmaktadır.

Emekli işyeri açarsa emekli maaşı kesilir mi?

➤ Emekli, Devlet memuru olarak çalışmaya başlarsa emekli maaşı kesilir mi?
5335 sayılı Kanuna göre emekli aylığı kesilir. Hakkında tüm sigorta kolları uygulanır.
➤ Emekli (4/a’lı) olarak çalışırsa emekli maaşı kesilir mi?
Emeklinin, önceki emekli statüsü Devlet memuru veya Bağ-Kurlu  ise sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışabilir. Emekli SSK’lı olarak emekli olup tekrar çalışması halinde tercihine bağlı olarak  bütün sigorta kollarına tabi olur veya sosyal güvenlik destek primi ödeyerek maaşı kesilmeden çalışır.

Malul çocuğu olan kadınlar

Malul çocuğu bulunan kadın sigortalıların erken emekli olabilmeleri için  01.10.2008 tarihinden sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına ekleniyor ve eklenen bu süreler emeklilik yaş hadlerinden de indiriliyor.

KURUL RAPORU GEREKİYOR

İndirimin yapılabilmesi için çocuğun başka birisinin bakımına sürekli muhtaç olduğunun  sağlık kurulu raporu ile belgelenmesi gerekiyor. Bu haktan SSK, Bağ-Kur veya Emekli Sandığına tabi olan ve  1 Ekim 2008 itibaren çalışması bulunan anneler yararlanıyor.

250 GÜN EKLENECEK

Örnek: 50 yaşında emekli olması gereken Fatma Hanımın 01.10.2008 tarihinden sonra 1000  gün prim ödeme günü bulunmaktadır. Buna 250 gün daha eklenecek ve  1250 gün prim ödemiş sayılacak. Ayrıca 50 yaş haddinden 250 günlük sürede düşülecektir.

Kaynak: http://www.gunes.com/2014/11/17/yazar/6732/arif_temir/calismadan_nasil_emekli_olunur__.html

Torba Yasa’ya Göre Doğum Borçlanması Yapabilir miyim?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 17 Kasım 2014 - 9:59

Ayten İ.
05.05.1966 doğumlu bayanım. 2006-2012 yıllarında BAĞ-KUR ödedim. 23.03.2012 tarihi itibariyle sigortalı çalışmaktayım. 1987 ve 1989 doğumlu iki çocuğumuz var. Torba Yasa’ya göre doğum borçlanması yapabilir miyim, ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 14.11.2006 tarihli BAĞ-KUR girişiniz ve 4/a, 4/b mevzuatına göre ödenmiş toplam 2.834 gününüz var.
SSK’dan 25 yıl, 58 yaş ve 4.500 günle emekli olabilirsiniz. 25 yılınız 14.11.2031 tarihinde doluyor.
Son 3.5 yıl BAĞ-KUR’a prim öderseniz; 60 yaşınızda, 5.400 günle BAĞ-KUR’dan kısmi emekli aylığı alabilirsiniz.
Çocuklar 14.11.2006 tarihinden önce olduğu için, doğum borçlanması yapamazsınız.

NE ZAMAN EMEKLİ OLABİLİRİM?

Fahriye B.
01.11.1968 doğumlu bayanım. 05.02.1998 tarihinde Sigorta girişim ve 6.000 günüm bulunmaktadır. 1989-1990 ve1993 tarihli üç çocuğum var. Doğum borçlanması yapabilir miyim, günüm tamam olunca, 20 yıl çalışmam gerekir mi,  asgari ücretten ödeme yapıyorum. Yıl sonu itibari ile Sigorta’dan çıkış yaparsam emekliliğine zararı olur mu?
CEVAP: Verdiğiniz bilgilere göre; 20 yıl, 54 yaş ve 5.975 günle emekli olabilirsiniz. Çocuklar 05.02.1998 tarihinden önce olduğu için doğum borçlanması yapamazsınız. Gününüz dolduktan sonra çalışmak, prim ödemek zorunda değilsiniz. Primleriniz dolduğu halde asgari ücretten prim öderseniz, emekli maaşınızda düşme olur. Prim ödemezseniz, emekli maaşında artma veya eksilme olmaz.

Selim Y.
10.02.1977 doğumluyum. 2004 yılında 6 ay kısa dönem askerlik yaptım. Staj sürelerinin sigorta başlangıcı sayılması için yeniden bir düzenleme yapılacak mı, ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 06.06.2003 tarihli Sigorta girişiniz ve 2.741 gününüz var. 60 yaş ve 7.000 günle emekli olabilirsiniz. Staj sürelerinin sigorta başlangıcı sayılması ile ilgili bir gelişme yoktur.

Fikrîye S.
11.12.1971 doğumlu bayanım. 20.03.1990 tarihli Sigorta girişim var. 1993-2001 doğumlu iki çocuğum var. Doğum borçlanması yapabilir miyim, ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 19.03.1990 tarihli Sigorta girişiniz ve 667 gününüz var. 20 yıl, 46 yaş ve 5.375 günle emekli olabilirsiniz. Veya 58 yaşınızda, 3.600 günle yaştan emekli olursunuz. İki çocuk için 1.440 gün doğum borçlanması yapabilirsiniz.

Sinan S.
26.03.1967 doğumluyum. 1989 yılından itibaren sigortalı olarak çalışmaktayım. 1987-1988 yıllarında 550 gün askerlik yaptım. Askerlik borçlanması yaparsam, ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 01.08.1989 tarihli Sigorta girişiniz ve 7.267 gününüz var. 25 yıl, 51 yaş ve 5.450 günle emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz 01.08.1989 tarihinden önce olduğu için 15 ayını borçlanırsanız, giriş tarihiniz 01.05.1988 olur ve 50 yaşınızın dolduğu 26.03.2017 tarihinde emekli olursunuz.

Yılmaz S.
15.09.1965 doğumluyum. 1985-1986 yıllarında 550 gün askerlik yaptım. 01.10.1990 tarihinde ilk Sigorta kaydım ve 5.360 günüm var. Ne kadar askerlik borçlanırsam, erken emekli olabilirim? Teşekkür ederim.
CEVAP: Verdiğiniz bilgilere göre; 25 yıl 52 yaş ve 5.525 günle emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz 01.10.1990 tarihinden önce olduğu için, 11 ayını borçlanırsanız giriş tarihiniz 01.11.1989 olur ve 51 yaşınızın dolduğu 15.09.2015 tarihinde emekli olursunuz.

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/lutfi-koksal/583315.aspx

Abi ne iş olsa yaparım’ devri son bulur mu?

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 17 Kasım 2014 - 9:59

Son 10 yılda 900 bini aşkın kişi İŞKUR aracılığıyla iş buldu. Kurum bu iş için 1.5 milyar TL’ye yakın kaynak ayırdı. İŞKUR’un işverene avantajlı istihdam yarattığı bu sistem son dönemdeki değişikliklerle daha da kolay bir hal aldı

Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR), yetiştirdiği personel istihdam edildiğinde 6 aydan 54 aya kadar işveren sigorta desteği avantajı sunduğu sistemde yapılan yönetmelik değişikliği teşvik almayı kolay hale getirdi.
İşverenlerin programdan yararlanma aşamasındaki en önemli yükümlülüğü, programın başladığı tarihteki çalışan sayısının programın bitiş tarihindeki çalışan sayısından düşük olmamasını sağlamaları. Bu koşul yeni çıkan yönetmelikle geldi. Daha önceki durumda işverenlerin bu teşvikten yararlanabilmeleri için son üç aydaki çalışan sayısı dikkate alınmakta ve bu üç ayın ortalamasının üzerinde istihdam sağlanması halinde işverene prim teşviki verilmekteydi. Şimdi bu üç aylık süre dikkate alınmayacak. Bu sayede bütün işyerlerinin bu teşvikten yararlanması planlanıyor.

Uçak teknisyeni olacaklar
İşbaşı eğitim programının kolay uygulanabilen esnek bir yapıya sahip olması, işverenlerin işe almayı planladığı kişilerin belirli bir süre zarfında (en fazla yüz altmış gün) mesleki gelişimini gözlemlemelerine olanak sağlaması ve maliyet avantajı sunması nedeniyle tercih sebebi olmakta.
2014 yılında en çok kurs açılan meslekler ise makineci, çağrı merkezi görevlisi, konfeksiyon işçisi, satış elamanı, aşçı yardımcısı ve kasiyer alanları. Ancak İŞKUR özellikle beyaz yakalı olarak tabir edilen mesleklerde de kurs açmaya başladı. Örneğin Kocaeli ve İzmir’de Uçak teknisyeni mesleğinde kursları başlattı. İstanbul’da ise bilişim sektörü için gerekli olan nitelikli personel temini için 2015 yılında 5 bin kişi yetiştirilecek. İstanbul’da yaşayan ve bilişim sektörüne ilgi duyan gençlerin vakit geçirmeden İŞKUR İl Müdürlüğü’ne başvurmalarında yarar var.

İşverene ücretsiz eleman
İŞKUR tarafından 2002 yılından günümüze kadar düzenlenen kurslarda yaklaşık 985 bin kişi katılmış ve bunun için Kurum 1,5 milyar TL kaynak ayırmış. İşsizlik sigortasında şu an için yaklaşık 79 milyar TL var, bu nedenle önümüzdeki yıllarda bu kursların çok daha yoğun bir şekilde açılacağını söyleyebiliriz. Nitekim Hükümet de yıllık programa bu konuda maddeler koydu.
İşbaşı Eğitim Programı, İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin, programdan yararlanan işyerlerinde; teorik bilgilerini uygulama yaparak pekiştirmelerini ve mesleki deneyim kazanmalarını amaçlıyor. Diğer yandan, işbaşı eğitim programı, işverenlerin de hiçbir maliyete katlanmadan, istihdam etmeyi planladıkları kişiyi kendilerinin yetiştirmesine olanak sağlıyor.
En az iki çalışanı bulunan işverenlerin yararlanabildiği program kapsamında iki ile on arasında çalışanı bulunan işverenler bir, on bir ve üzerinde çalışanı bulunan işverenler ise çalışan sayısının onda biri oranında katılımcı (işsizi) talep edebilmekte.

Okurken iş deneyimi kazan
On beş yaşını tamamlayan ve İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin yararlanabildiği programa özellikle yükseköğretim öğrencilerinin de  katılabiliyor olması, bu kişilerin mezun olduktan sonra karşılaşılan iş deneyimi eksikliğini gidermede kendilerine önemli katkı sağlamakta.
İşbaşı eğitim programı süresince katılımcılara İŞKUR tarafından günlük 25 TL cep harçlığı ödenmekte, ayrıca iş kazası ve meslek hastalığı ile genel sağlık sigortası primleri de yine İŞKUR tarafından yatırılıyor. İşverenlerin, program süresince katılımcılara veya İŞKUR’a herhangi bir ödeme yapma yükümlülüğü de bulunmuyor. İverilerine göre, 2009 yılından itibaren bu programdan 227 bin kişi yararlandı.

Engelliye hibe desteği
2009 yılından itibaren yaklaşık 110 bin girişimci adayına temel girişimcilik eğitimleri veren İŞKUR artık bu kişilere mentorluk ve finansal kaynaklara erişim konusunda da danışmanlık yapmaya başlıyor. Bunun somut örneği ise engellilere verilen hibe desteği.
İŞKUR, 2014 yılından itibaren kendi işini kurmak isteyen ve en az yüzde 40 engelli olan kişilerden gelen projeleri sosyal taraflardan oluşturulan Komisyon aracılığı ile değerlendiriyor ve uygun görülenlere 36 bin TL hibe desteği veriyor.
Uygun görülen projelerin kuruluş masrafları için 2 bin TL, bir yıllık işletme giderleri (elektrik, su iletişim, tanıtım, ısınma gibi) için toplam 4 bin TL ve kuruluş gideri olarak (makine, donanım, sarf malzeme gibi) toplam 30 bin TL veriyor.
Bu desteklerden yararlanmak için tek şart engelli kişinin işletmede bulunması ve çalışması. 2014 yılında kabul edilen projeler sonucunda birçok engelli kendi işini kurdu hatta başkalarını da çalıştırarak işinin patronu oldu.
Yılda iki kez proje sunulması mümkün. 81 ilde bulunan Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüklerine proje sunmak için en son tarihler 28 Aralık 2014 ve 28 Haziran 2015. Proje çağrısının ayrıntılarına www.iskur.gov.tr adresinden de ulaşılabilir.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-abi-ne-is-olsa-yaparim-devri-son/ekonomi/ydetay/1970224/default.htm

Genel sağlıkta ücretsiz izne dikkat!

Ana Sayfa » Güncel Haberler (Page 4)
Paylaş
Tarih : 15 Kasım 2014 - 10:35

4/a (SSK) sigortalıları 5510 sayılı Kanun’un 60/a hükmü gereğince genel sağlık sigortalısı sayılmıştır. Aynı kanunun 61. maddesine göre 4/a (SSK) sigortalılar, sigortalı olarak tescil edildikleri tarihten itibaren genel sağlık sigortalısı sayılmaktadır ve ayrıca bir bildirime gerek olmaksızın tescil edilmiş sayılmaktadır.

Genel sağlık sigortasından sağlanacak sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanmak, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler için bir hak, SGK için ise bu hizmet ve hakların finansmanını sağlamak bir yükümlülüktür.

Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’nca çoğu sağlık hizmetinin finansmanı sağlanmaktadır.

4/a (SSK) sigortalıların, sigortalılık halleri hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren sona erer. Ancak, hastalık ve analık hükümlerinin uygulanmasında sigortalılık, hizmet akdinin sona erdiği tarihi takip eden onuncu günden başlanarak yitirilmiş sayılır. Ancak, sigortalı ilgili kanunlar gereği ücretsiz izinli ise ya da greve iştirak etmiş ise veya işverenin lokavt yapması hallerinde, bu hallerin sona ermesini takip eden onuncu günden başlanarak yitirilmiş sayılır. Eğer genel sağlık sigortalılığının sona erdiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, 10 güne ilaveten 90 gün süreyle daha genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler dâhil sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar. Genel sağlık sigortalısı sayılma şartlarının yitirilmesi hâlinde, devam etmekte olan tedavi nedeniyle sağlanacak sağlık hizmetleri kişinin iyileşmesine kadar sürer.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesine göre; yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. Yine söz konusu kanunun 74. maddesine göre; İsteği halinde kadın işçiye, 16 haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde 18 haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir.

Hizmet akdi sona ermeden sigortalıların yukarıda belirtilen ücretsiz izin süreleri ve diğer iş kanunlarında ücretsiz izinli sayılan süreler haricinde ayrıca bir takvim yılı içerisinde toplam bir ayı aşmayan ve işverenlerince belgelendirilen ücretsiz izin sürelerinde genel sağlık sigortası devam eder. 4857 sayılı İş Kanunu’nun yukarıda belirtilen 56. ve 74. maddeleri ile diğer iş kanunlarında ücretsiz izin sayılan süreler haricinde ayrıca bir takvim yılı içerisinde toplam bir ayı aşanların genel sağlık sigortaları bir ayın sonunda sona erer. Bu sebeple 1 ayı aşan ve kanunda yer almayan hallerden kaynaklı ücretsiz izinlerde genel sağlık sigortasından faydalanılamayacağına dikkat edilmelidir.

Kaynak: http://www.dunya.com/genel-saglikta-ucretsiz-izne-dikkat-157798yy.htm

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI