Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 03 Ekim 2016 - 10:19

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe gidildi. Bunun yanında, yabancıların çalışmaları için verilen izin belgelerine ilişkin olarak değerli kâğıt bedeli tahsil edileceği de hükme bağlandı. Böylece, yabancı çalışma izni harçları yenilenmiş oldu. Yasal izinleri alınmadan çalıştırılan bakıcılar tespit edildiğinde cezalar artırılırken, yabancı işçi çalıştıranların da sorumlulukları artırıldı. “Çocuğuma, yaşlı yakınıma evde iyi şartlarda bakılsın ama cebimden de fazla para çıkmasın” diyerek izinsiz bakıcı çalıştıranların bir kez daha düşünmesinde yarar var.
1 – Yabancı çalışan için kimden izin almam gerekiyor?
Çalışma izin başvuruları yabancı şahısları çalıştırmak isteyen işveren, kişi veya kuruluşlarca yapılır. Başvuruları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kabul ediyor.
2 –  Yabancı çalışanın iznini yurtdışından gelmeden alabilir miyiz?
Yabancı çalışma izinleri için yurtiçinden de yurtdışından da başvuru yapılması mümkün. Yabancıların, yurtdışından Türkiye’de çalışmak için ilk başvurularını uyruğunda bulundukları veya daimi ikametlerinin  olduğu ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapmaları gerekir. Diğer taraftan, Türkiye’de ön lisans ve lisans öğrenimi için verilen ikamet izinleri hariç, herhangi bir sebebe istinaden en az “6 ay” süreli ikamet izni almış ve iznin süresi sona ermemiş olan yabancılar için ise ilgili işverenler başvurularını yurtiçinden  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapabilirler. Bu durumda, ayrıca ilgili dış temsilciliğe başvuru yapılmasına gerek yok.
3 –  Yabancı çalışma izinleri için ne kadar para gerekli?
Yabancılara verilecek çalışma izin belgeleri harca tabi tutuluyor. İzin talebinin Çalışma Bakanlığı tarafından uygun görülmesi durumunda, verilecek izin süresine göre çalışma izni harcı yatırılıyor. Yabancılara verilecek çalışma izni ve çalışma izni muafiyeti belgeleri şöyle sıralanıyor. Bu arada hatırlatalım, çalışma izni muafiyeti geçerlilik süresi üç aydan kısa düzenlenen yabancılar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğundan harç alınmamaktadır.
4 – Yabancıları çalıştırmak için çalışma izin harcı dışında bir ödeme söz konusu mu?
Kanunda yapılan son değişiklik ile yabancı çalışma izin belgeleri değerli kağıt olarak sayıldı. Bu doğrultuda, çalışma izni ve çalışma izni muafiyetinden aşağıda belirtilen tutarlarda değerli kâğıt bedeli tahsil ediliyor.
5 – Çalışma izinlerinden ikametgah izin harcı alınır mı?
Yapılan düzenleme ile çalışma izinleri ve çalışma izni muafiyetleri ikamet izin harcından muaf tutuldu.
6 – Çalışma izni belgesi harçlarının tespitinde hangi kurum yetkilidir?
Çalışma izni belgesi harçlarının tespitinde, karşılıklılık ilkesi esası göz önünde tutularak Dışişleri Bakanlığı yetkili olarak atanmıştır.
7 – Çalışma izni harçları ve değerli kağıt bedeli nasıl ödenir?
Yurtiçi başvurularda çalışma izni harcı ve değerli kağıt bedelinin ayrı ayrı ödenmesi gerekir. Bununla birlikte, başvurunun olumlu karşılanması şart olup, Çalışma Bakanlığı’ndan bu konuda bir bilgilendirme gelmeden ödeme yapılmamalı. Ödeme yapılabilecek bankalar; Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası veya İş Bankası’dır.
Diğer taraftan, bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde istenilen harç ve değerli kâğıt bedelinin yatırılmaması halinde çalışma izin başvurusu işlemden kaldırılmaktadır. Yurtdışından yapılan başvurularda çalışma izni harcı  ve değerli kağıt bedeli çalışma vizesi alınırken yabancı şahıs tarafından ilgili dış temsilciliklere yatırılmalıdır.
8 – Yabancı çalışma izinlerini kim denetliyor?
Yabancı çalışanların ve işverenlerin, söz konusu Kanundan doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerinin denetimi, Çalışma Bakanlığı’na bağlı iş müfettişleri ile SGK müfettişleri ve denetmenleri tarafından yapılır. Bununla birlikte, kamu idarelerinin denetim elemanları ile kolluk kuvvetleri tarafından kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları herhangi bir denetim, inceleme ve kontrol sırasında yasal düzenlemelere aykırı şekilde yabancı çalıştığı/çalıştırıldığı tespit edilecek olursa, bu durum Çalışma Bakanlığına bildirilir.
9 –  İzinsiz çalıştığı tespit edilen yabancılar hakkında hangi işlemler uygulanıyor?
Yabancıların yasal düzenlemelere aykırı şekilde, yani çalışma izinleri olmaksızın çalışmaları durumunda idari para cezaları uygulanıyor. Buna göre, çalışma izni olmaksızın bir işverene bağlı olarak çalışan yabancıya 2.400 lira, bağımsız çalışan yabancıya 4.800 lira idari para cezası kesiliyor. Ayrıca, çalışma izni bulunmadan çalıştığı tespit edilen yabancılar sınır dışı edilmek üzere İçişleri Bakanlığı’na bildiriliyor.
10 – İzinsiz yabancı işçi çalıştırdığı tespit edilenler hakkında hangi işlemler uygulanıyor?
Çalışma izni olmayan yabancı işçi çalıştıran işveren veya işveren vekiline her bir yabancı için 6 bin lira idari para cezası kesiliyor. Bununla birlikte, çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını da karşılamak zorunda. Diğer taraftan, izinsiz çalışmanın tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bağ-Kur’da prim indirimi başladı

Şirket ortakları, muhtarlar, tarım Bağ-Kur’luları ve esnafın prim oranı yüzde 34.5’ten yüzde 29.5’e indi. Yapılandırma fırsatını değerlendirenler asgari ücret üzerinden her yıl en az 1000 lira daha az prim ödeyecek. İndirimle, en düşük kazanç üzerinden prim ödeyen esnafın aylık avantajı 82.35 lira olacak. En yüksek kazanç üzerinden ödenen primde ise aylık avantaj 535 lirayı bulacak.

Değerli kağıt bedeli 58.5 lira da ödeniyor
İkamet izni     58.50 TL
Yabancı çalışma izni    58.50 TL
Çalışma izni muafiyeti    58.50 TL

Çalışma izin harçları 500 TL’den başlıyor
1 yıla kadar*    500 TL
Süresiz çalışma izni    5.000 TL
Bağımsız çalışma izni    5.000 TL
* 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) süreli çalışma izni belgesi ve çalışma izni muafiyeti belgesi

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 03 Ekim 2016 - 10:18

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması hasebiyle sadece gün eksiği bulunan kadın sigortalılara fırsat sunuyor. Sigorta başlangıcından önceki doğumların borçlanılması hala beklenti niteliğini koruyor. Bu konuda birkaç şarlatanın fishing (!) iddiasının aksine açılan davalar da sigortalılar açısından hüsranla sonuçlanıyor.

Bu beklentiyi vurguladıktan sonra asıl konumuza geçelim. Zira doğum borçlanmasının mevcut haliyle de ne ifade ettiği tam kavranmış değil. Bu nedenle de örnekler üzerinden doğum borçlanmasının ne anlama geldiğini ortaya koymak istedik.

Yurtdışı Çalışma Başlangıcı Kabul Edilen Ülkeler

Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ve akit ülkede sigortalılık başlangıç tarihleri 2014 yılından beri 6552 sayılı Kanunla artık dava gerekmeksizin Türkiye’den emeklilik açısından başlangıç kabul ediliyor.

Söz konusu düzenleme gereğince ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi bulunan (Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna Hersek, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İsviçre, İtalya, Kanada, Kebek, KKTC, Lüksemburg, Makedonya, Slovakya ve Kore’de) akit ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarihin ilk işe giriş tarihi olarak kabul edileceği yönünde düzenleme bulunduğundan bu ülkelerdeki sigortalılık süresi olarak kabul edilen süreleri, 3201 sayılı Kanuna göre borçlananların bu ülkelerde çalışmaya başladıkları tarihin emeklilik açısından sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerekiyor.

Yurtdışında çalışılan sürenin ülkemizde sigortalılık başlangıcı sayılabilmesi için çalışmanın çalışılan ülke mevzuatına göre sigortalılık süresi olarak kabul edilmesi gerekiyor.

Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerdeki süreleri 4/a veya 4/b sigortalılığı kapsamında borçlananların, bu ülkelerde ilk defa çalışmaya başladıkları tarih yurtiçi hizmet borçlanmaları açısından da ülkemizde ilk işe giriş tarihi olarak kabul ediliyor. Bu nedenle 3201 sayılı Kanuna göre borçlanma yapanların akit ülkedeki başlangıç tarihinden sonraki sürelerde yaptıkları doğumların, borçlanılan yurtdışı sigortalılık süreleri ile çakışmaması koşuluyla borçlandırılması mümkün bulunuyor.

Akit ülkedeki işe başlama tarihinin ülkemizde de ilk işe giriş olarak kabul edilmesinde 3201 sayılı Kanuna göre yapılan yurtdışı hizmet borçlanmasının herhangi bir kısmının ödenmesi yeterli bulunuyor.

Örneğin okurumuz Melahat Hanım 08.03.2000 – 31.05.2000 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna tabi çalışması olan bir kadın sigortalı olarak 22.02.1975-26.09.1977 tarihleri arasında Fransa’da çalışmış. 09.02.1982 doğumlu çocuğu için 09.02.1982 – 09.02.1984 tarihleri arasındaki süreyi borçlanmak için 12.10.2016 tarihinde müracaat etmesi halinde bu borçlanma talebi SGK’ca reddedilir. Zira borçlanabilmesi için 22.02.1975-26.09.1977 tarihleri arasındaki yurtdışı hizmetinin en azından bir kısmını borçlanması gerekiyor.

Yine örneğin 1999-2001 yılları arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olan Aliye Hanım da 01.01.1985-31.12.1987 tarihleri arasında Avusturya’da çalışmış. 01.01.1985-31.12.1987 tarihleri arasındaki yurtdışı çalışmalarını yurtdışı borçlanması kapsamında borçlanarak hizmetine saydıran Aliye Hanım 01.07.1987 tarihli çocuğu için yurtdışı borçlanması yapabilecek, ancak çakışma nedeniyle sadece 01.01.1988 – 30.06.1989 tarihleri arasındaki 540 gününü ödeyebilecektir.

Ev  Kadınlığı Süreleri Başlangıç Saydırmıyor

Yabancı ülke açısından sigortalılık kapsamında sayılmayan ev kadınlığı süreleri de ülkemizde yurtdışı borçlanması kapsamında olmakla birlikte ister sözleşmeli ve ister sözleşmesiz ülke olsun bu tür borçlanma süresinin Türk emeklilik sistemi açısından başlangıç sayılma niteliği bulunmuyor.

Yurtdışı Çalışma Başlangıcı Kabul Edilmeyen Ülkeler

Aynı şey ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ancak sözleşmesinde Türk sigortasına girişinden önce akit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunmayan Danimarka, İngiltere, İsveç, Karadağ, Libya, Norveç, Romanya, Sırbistan ile Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi kapsamında hizmet birleştirmesi yapılan İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde geçmiş çalışma süreleri için de söz konusudur.

Sözleşmesizlerde Başlangıcın Tespiti

Ülkemizin sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamadığı ülkelerde geçen sigortalılık sürelerinin borçlanmasında sigortalılık süresinin başlangıcı; Türkiye’de çalışma yok ise, borçlanmanın ödediği tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geri gidilerek, Türkiye’de çalışma var ise bu süreden geriye gidilerek, tespit ediliyor.

Örneğin 01.01.2008 – 30.06.2009 tarihleri arasında SSK sigortalısı olarak çalışan ve 01.03.1994 – 30.11.1996 tarihleri arasında Hollanda’da ev kadını olarak ikamet etmiş olan Nevin Hanım 14.02.1998 tarihinde yapmış olduğu doğumu borçlanmak istemesi halinde SGK’ca bu talebi reddedilir. Zira yaptığı borçlanma ev kadınlığı borçlanması olduğu için 1994 yılı başlangıç sayılmayacak, başlangıcı 01.04.2005 olacaktır.

SSK Kapsamında Borçlananların Avantajı

Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ancak sosyal güvenlik sözleşmesinde Türk sigortasına girişinden önce akit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunmayan ya da sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ya da imzalanmamış ülke ayırımı yapılmadan yurtdışında geçen ev kadınlığı sürelerini 4/a (SSK) sigortalısı olarak borçlananların prime esas kazançları hizmetin geçtiği yıla maledildiğinden, 3201 sayılı Kanuna göre tespit edilen sigortalılık süresi başlangıcı ile borçlanmayı ödediği tarih arasında yapılan doğumların yine 4/a sigortalılığı kapsamında borçlandırılması mümkün bulunuyor.

Örneğin 01.08.2013’te Türkiye’de ilk defa SSK sigortalısı olmuş ve Avustralya’da çalışarak geçirmiş 1986 – 1997 yılları arasındaki 11 yılını yurtdışı borçlanması kapsamında borçlanan Handan Hanımın 1999 ve 2006 yıllarında yaptığı iki doğumunu borçlanmak istediğinde sigortalılık başlangıcı 01.08.2013 tarihinden 11 yıl geriye gidilerek 01.08.2002 tarihi olarak tespit edileceğinden 1999 yılındaki doğumunu borçlanması SGK’ca reddedilir. 2006 yılındaki doğumunu borçlanmasının ise kabul edilmesi gerekiyor.

Handan Hanım eğer borçlanma başvuru tarihinde SSK değil de Emekli Sandığı veya Bağ-Kur kapsamında olsaydı veya borçlandığı süre çalışma süresi değil de ev kadınlığı süresi olsaydı borçlandığı günlerin prime esas kazançları hizmetinin geçtiği aya mal edilemeyecek ve 2006 yılındaki doğumunu da çakışma nedeniyle borçlanamayacaktı.

Püf Noktası

Yani yurtdışı borçlanması yapılan süre ile doğum borçlanması yapılacak sürenin çakışarak birbirine engel olmaması için yapılacak borçlanmanın başvuru tarihinde en son SSK’lı konumda olunması, borçlanılacak sürenin ikamet süresi değil çalışma süresi olması en başta gelen şartlar oluyor.

10 işçiden 1’i sendikaya üye

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 04 Mayıs 2015 - 8:53

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne yazık ki iyi durumda değil. Sendikalar ‘anarşist’ ve ‘tehdit’ olarak algılandıkları için bu konuda sağlam adımlar atılamıyor. Sendikalara yönelik algının mutlaka değişmesi gerekiyor. İşverenlerin sendikaya karşı olumsuz tavrının sonlanması ve sendikaların kendileri için de olumlu neticeler doğurduğunu fark etmeleri ve sendikaların da yalnızca ücret pazarlığı yapan örgütler olmaktan çıkıp, çalışanların temsilcisi haline gelmesi gerekiyor. Sendikalar bu sayede yalnızca kamu işçilerinin değil, bütün çalışanların temsilcileri haline gelebilir.

Kamuda sendikal faaliyet yürütmek özel sektöre göre daha kolaydı. Ancak özelleştirmelerden sonra bu yapı kırıldı. Sendikalar çok önemli bu kaleyi kaybedince, özel sektörde sendikal faaliyet yürütmek zorunda kaldı. Özel sektörde sendikal faaliyetlerin yürütülmesi kamu sektörüne göre çok zor olduğu için sendikalaşma oranlarında önemli düşüşler yaşandı.

Sendikasız işçi toplu sözleşmeden yararlanamaz

Çalışma Bakanlığı’nın Ocak 2015 istatistiklerine göre Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 10.6. Yani 10 işçiden yalnızca 1’i sendikalı. Bu oran OECD ülkelerinde yüzde 17, AB’de yüzde 23. Bu ülkelerde bütün çalışanlar sendika üyesi olmasalar bile toplu sözleşmeden yararlanma hakkına sahip. Kuzey Avrupa’da örgütlü olmak bir kültür olduğundan çok sendikalaşma oranı çok yüksek. Örneğin Danimarka’da yüzde 66.8, Norveç’te yüzde 53.5, İsveç’te yüzde 67.7’lik sendikalaşma oranı sözkonusu. Ülkemizde teşmil gibi mekanizmalar kullanılmadığı için sadece sendika üyesi işçiler toplu sözleşmeden yararlanabiliyor.

Sendikalara dönük algı değişmeli

Bankacılıkta sendikalaşma yüzde 28.6 ile en yüksek düzeyde. Kurumsallaşmış sektörlerde sendikalar bir tehdit olarak değil, çalışanların temsilcisi ve işyerine fayda sağlayan kurumlar olarak görülüyor. Bankacılıkta grev yasağının olması da, sendikalaşmanın yüksek olmasıyla ilgili. Diğer sektörlerde de sendikalar, “sürekli ve gereksiz grev yapan”, “işyerini kapatacak bir tehdit” olarak görülmedikleri sürece işletmelere katkı sağlayacaklardır.

Memurlarda sendikalaşma oranı daha yüksek seviyede

İşçi sendikalarına üyelik çok düşükken, memur sendikalarında üyelik oranı yüzde 70 seviyesinde. Her 4 memurdan 3’ü sendikalı.
Sendikalar işyerlerine pek çok katkı sağlar. En önemli katkıları iş sağlığı ve güvenliği konusundadır. İşverenden bağımsız olarak sendikaların işçilerin iş sağlığı ve güvenliği bilincini yükseltecek çalışmalar yürütmesi, işçileri eğitime tabi tutmaları ve bu sayede iş kazalarının azalması söz konusudur. Sendikalar iş sağlığı ve güvenliği süreçlerinin daha verimli işlemesini sağlar.

E-devletten üyelik mümkün

Bir kişi sendika üyesi olmak istiyorsa, e  devlet sistemi üzerinden çalıştığı iş kolundaki herhangi bir sendikaya üyelik başvurusu yapabiliyor. Sendikanın bu başvuruyu değerlendirmesi ve kabul etmesi sonucu bu kişi sendikaya üye oluyor. Bu sayede noter şartı kaldırılmış oldu. Aynı şekilde e  devlet üzerinden üyeliği sonlandırmak da mümkün.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/10-isciden-1-i-sendikaya-uye/ekonomi/ydetay/2053216/default.htm

Asgari geçim indirimi arttı

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 04 Mayıs 2015 - 8:51

Ücret vergilendirilirken, asgari geçim indirimi uygulanmaktadır. Asgari geçim indirimi öncesi ücretlilerimiz, memurlarımız biriktirdikleri fişleri vergi iadesi almak için ibraz ediyor, bu oldukça fazla yüke sebep oluyordu. AK Parti hükümeti döneminde ‘asgari geçim indirimi’ uygulaması yürürlüğe girerek, birçok kişiyi bu dertten kurtardı.

Asgari geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim     yılı başında geçerli olan asgari ücretin yıllık brüt tutarının; mükellefin kendisi için yüzde 50’si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için yüzde 10’u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için yüzde 7.5 diğer çocuklar için yüzde 5’idi. Son Torba Kanun ile birlikte üçüncü çocuk için yüzde 10’a çıkarılmaktadır. Dolayısıyla üç çocuklu ailenin aldığı vergi iadesi de artmış olacaktır.

Asgari geçim indirimi uygulamasında; gelirin kısmi döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır.

Asgari geçim indirimi, belirlenen tutar ile gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iade yapılmaz.

İndirimin uygulamasında ‘çocuk’ tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, ‘eş’ tabiri ise aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder.

İndirim tutarının tespitinde mükellefin, gelirin elde edildiği tarihteki medenî hali ve aile durumu esas alınır.

İndirim, oranlara göre hesaplanan tutarları aşmamak kaydıyla, ücret geliri elde eden aile fertlerinden her biri için ayrı ayrı, çocuklar için eşlerden yalnızca birisinin gelirine uygulanır. Boşananlar için indirim tutarının hesabında, nafakasını sağladıkları çocuk sayısı dikkate alınır.

AGİ’nin uygulama esasları

Asgari geçim indirimi, ücretin elde edildiği takvim yılı başında belirlenen asgari ücretin yıllık brüt tutarına;

– Mükellefin kendisi için yüzde 50’si

– Çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için yüzde 10’u

– Çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere ilk iki çocuk için yüzde 7.5’i, üçüncü çocuk için yüzde 10’u, diğer çocuklar için yüzde 5’i olmak üzere ücretlinin şahsi ve medeni durumu dikkate alınarak hesaplanan indirim oranlarının uygulanması sonucu bulunacak tutarın, Gelir Vergisi Kanununun 103’üncü maddesinde yer alan Gelir Vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranla çarpılması sonucu bulunacak indirim tutarının 1/12’sinin aylık olarak hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesi suretiyle bulunacaktır.

AGİ nasıl hesaplanır?

A.G.İ. Yıllık Tutarı = (Asgari Ücretin Yılbaşındaki Tutarı esas alınarak bulunan Yıllık Brüt Tutarı x A.G.İ. Oranı) x yüzde 15

Asgari geçim indirimi yıllık tutarı, ücretlinin asgari geçim indiriminden bir yıl boyunca faydalanacağı net menfaattir. Aylık yapılan ücret ödemelerinde ise asgari geçim indirimi, hesaplanan yıllık tutarın 12’ye bölünmesi suretiyle uygulanacak ve bir ay içerisinde yararlanılabilecek asgari geçim indirimi tutarı, yıllık olarak hesaplanan tutarın 1/12’sini geçemeyecektir.

Asgari geçim indiriminin yıllık tutarı, her ücretli için asgarî ücret üzerinden hesaplanan yıllık vergi tutarını aşamayacak ve yıl içerisinde asgari ücret tutarında meydana gelen değişiklikler, asgari geçim indirimi uygulamasında dikkate alınmayacaktır.

Ücretlinin faydalanacağı azami indirim tutarı, elde ettiği ücret geliri üzerinden hesaplanan gelir vergisi ile sınırlı olduğundan, mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde ücretliye herhangi bir iade yapılmayacaktır.

Hesaplama örneğin;

Eşi çalışmayan bir ücretlinin  3 çocuğu olması halinde;

1.201,50 TL asgari ücret,

yüzde 50 ücretlinin kendisi, yüzde 10 çalışmayan eşi, yüzde 7.5 ilk çocuk, yüzde 7.5 ikinci çocuk ve yüzde 10 üçüncü çocuk olmak üzere toplamda yüzde 85,

Ve kural olarak yüzde 15 katsayısı dikkate alınarak;

1201,50 TL x yüzde 85 (50+10+7.5+7.5+10) x yüzde 15= 153,19 TL AGİ uygulanacaktır.

 

 

Kaynak: http://haber.star.com.tr/yazar/asgari-gecim-indirimi-artti/yazi-1025653

Torba Kanundan Sonra Çalışanların Mazeret İzin Haklarına Toplu Bakış

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 30 Nisan 2015 - 12:27

Kişinin kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, yahut birinci derece akrabalarının ölümü onun için bizzat ilgilenilmesini gerektiren önemli olaylardan şüphesiz. Çalışma yaşamı da süreklilik gerektiren bir özellik arz ediyor. Sosyal devletler çalışma yaşamını düzenlemelerle dizayn ederken bu ihtiyaçlara da yer ayırmak durumundalar.

Ülkemizde çalışanlar ayrı ayrı çeşitli düzenlemelerle muhatap bulunuyorlar. Bu düzenlemeler de muhtelif zamanlarda farklı farklı iradelerce çıkartılmış olup aynı durumlara farklı çözümler getirmiş veya hiç getirmemiş durumda bulunuyor.

Çalışma Yaşamında Ücretli Mazeret İzinleri

Hizmet akdiyle çalışanlar bakımından üç büyük iş kanunu yürürlükte bulunuyor. Bunlardan 4857 sayılı İş Kanunu ile 854 sayılı Deniz İş Kanunu mazeret izni adı altında izinden bahsedilmekte ise de bu iznin ücretli mi ücretsiz mi olduğu belli değildi. Evet, işçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde üç güne kadar verilecek izinlerin hafta tatil ücretini hak etme veya yıllık izni hak etme bakımından çalışılmış gibi sayılacağı belirtiliyordu ama bu izinlerin ücretli mi ücretsiz mi olduğu net belirtilmiyordu. Bu belirsizlik nedeniyle sözleşme veya toplu iş sözleşmeleri ile elde edilen haklar dışında belirtilen durumlarda direkt ücretli izin kullanılamıyordu.

Torba Kanunla Gelen Mazeret İzin Hakkı

6645 sayılı Torba Kanun ile 4857 sayılı İş Kanununa eklenen ek 2 nci madde ile artık işçi; evlenmesi veya evlat edinmesi ya da ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde ise beş gün ücretli izin alabilecek.

Bunun dışında tıpkı memurlarda olduğu gibi işçilerin en az yüzde 70 oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar ücretli izin alma hakları kesinleşmiş oldu.

Gemi Adamlarının Mazeret İzni

854 sayılı Deniz İş Kanununda benzer biçimde evlenmelerde üç güne, ana ve babanın, karı ve kocanın, kardeş ve çocukların ölümünde iki güne kadar verilmesi gereken izin sürelerinin hafta tatili ücreti bakımından çalışılmış gibi sayılacağı düzenlemesi vardı. İşte bu konuda bir değişiklik olmadığı için bu iznin ücretli ücretsiz mi olduğu netleşmemiş olarak kalmış bulunuyor. Bu iznin nasıl kullanılacağı da sözleşmelerle veya toplu iş sözleşmeleri ile cevabını buluyor.

Gazetecilerin Mazeret İzin Hakkı

Basın çalışanlarının tabi olduğu 5953 sayılı Kanunda ise ücretli mazeret izin hakları açıkça düzenlenmiş bulunuyordu. Buna göre gazeteci, çocuğu dünyaya geldiği zaman üç; eşi veya çocuğu, anası veya babası öldüğü zaman dört; çocuğu evlendiği, kardeşi, büyük anne veya büyük babası veya torunu öldüğü zamanlar iki gün olağanüstü ücretli izine hak kazanıyor.

Memurların Mazeret İzinleri

Kamu kurumlarında da 4857 sayılı İş Kanununa tabi çalışanlar dışında 657 sayılı Kanuna tabi memurlar, mazeret izin hakları bakımından tamamen 657 sayılı Kanuna tabi kılınan 399 sayılı KHK’ye tabi sözleşmeli personel, 657 sayılı Kanunun 4/B bendine tabi çalıştırılan sözleşmeli personel ile geçici personel olmaktadır.

657 sayılı Kanunda mazeret izin hakları açıkça düzenlenmiş bulunuyor. Buna göre memura, eşinin doğum yapması hâlinde, isteği üzerine on gün babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hâllerinde isteği üzerine yedi gün izin verilmesi gerekiyor.

Bundan başka en az yüzde 70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun (çocuğun evli olması durumunda eşinin de en az yüzde 70 oranında engelli olması kaydıyla) hastalanması hâlinde hastalık raporuna dayalı olarak ana veya babadan sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar mazeret izni verilmesi, keza merkezde atamaya yetkili amir, ilde vali, ilçede kaymakam ve yurt dışında diplomatik misyon şefi tarafından, birim amirinin muvafakati ile bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde, mazeretleri sebebiyle memurlara on gün izin verilmesi mümkün bulunuyor.

Sözleşmelilerin Mazeret İzni Hakları

399 sayılı KHK’ye tabi ve sosyal güvenlik bakımından 4/1-c sigortalısı sayılan sözleşmeli personel mazeret izinleri bakımından 657 sayılı Kanuna tabi memurlar ile aynı hakla sahip bulunuyor. Buna karşın “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslara” göre çalıştırılan ve sosyal güvenlik bakımından 4/1-a sigortalısı sayılan sözleşmeli personelin mazeret izinleri ise farklı biçimde düzenlenmiş bulunuyor.

Buna göre sözleşmeli personele isteği üzerine; eşinin doğum yapması halinde iki gün, kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun veya kardeşinin ölümü halinde ve her olay için üç gün ücretli mazeret izni verilmesi gerekiyor.

Geçici Personelin Mazeret İzni Hakları

Her yıl yenilenen kararnamelere göre çalıştırılan geçici personelde de mazeret izinleri farklı biçimde düzenlenmiş bulunuyor. Buna göre 2015 yılı Geçici Personel Kararnamesine göre geçici personelin isteği üzerine; eşinin doğum yapması, kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin, ana, baba veya kardeşinin ölümü halinde ve her olay için 7 gün ücretli mazeret izni verilmesi gerekiyor. Ayrıca, birim amiri tarafından uygun görülmek şartıyla bir sözleşme döneminde toplamda 10 günü geçmemek üzere ücretli mazeret izni alınması da mümkün.

Çalışanların Mazeret İzin Tablosu

Tüm çalışanların evlenme, ölüm gibi insani hallerde sahip oldukları hakları bir tablo üzerine aktardığımızda görünen en önemli unsur farklılık çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor.

 
ÇALIŞANLARIN MAZERET İZİNLERİ
Evlenme Eşin doğum yapması Çocuğun evlenmesi Eşin ölümü Çocuğun ölümü Ana-baba ölümü Kardeş ölümü Büyükanne-Büyükbaba ölümü Torunun ölümü Eşin anne veya babasının ölümü Eşin kardeşinin ölümü Evlat edinme
Hizmet akdine tabi çalışanlar 3 5 3 3 3 3 3
Gemi adamları (Denizciler) 3 2 2 2 2
Gazeteciler 3 2 4 4 4 2 2 2
Memurlar ve 399’lu sözleşmeliler 7 10 7 7 7 7 7 7 7
4/B’li Sözleşmeli Personel 3 2 3 3 3 3 3
Geçici Personel 7 7 7 7 7 7 7 7 7

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7630

İşçiler SGK borcundan sorumlu olmayacak

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 30 Nisan 2015 - 12:24

Sosyal güvenlik uygulamamızda on yıllardır yönetici konumundaki işçilerin de SGK borçlarından sorumlu oldukları yönünde düzenlemeler vardı.

30 Ekim 2014 tarihinde, yine bu köşemizden bu konuyu eleştirmiş ve işçilerin SGK borçlarından sorumlu tutulmamaları gerektiğini yazmıştık.

SGK tarafından işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri SGK’ya karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu belirtmiş, örneğin bir şirkette maaşlı olarak çalışan Genel Müdür, ödeme yaptırma yetkisi olup olmadığına bakılmaksızın sorumlu tutulduğunu ifade etmiştik.

Mali Müşavir de sorumlu olamaz

Bazı SGK müdürlüklerinin daha da ileri gidilerek, şirketlerin SGK borçlarından mali müşavirlerin de sorumluluğu tutulduğu ve ödenmeyen sigorta prim borçlarının mali müşavirlerden talep edildiği görülmekteydi.

Açık bir şekilde belirtmek gerekir ki; bir şirkette ücretli olarak çalışan işçi veya profesyonel yöneticilerin ya da mali müşavirlerin sorumluluklarının maliye idaresi uygulama ve mevzuatı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiğini paylaşmıştık.

İşçilerden tahsil edilemeyecek

Yeni Torba Kanun ile artık profesyonel yönetici ve işçiler de ‘derin bir oh’ çekti.

Torbada yer alan ve 5510 sayılı Kanuna eklenen hükme göre; şirket yönetim organlarında görev almayan ve sermaye sahibi olmayan kanunu temsilciler ve üst düzey yönetici veya yetkililer hakkında kurum alacaklarından dolayı icra takibi başlatılmış olsun veya olmasın ilgili mevzuata ilişkin müşterek ve müteselsil sorumlulukları sona erecektir. Buna göre şirkette sadece kanuni temsilci, üst düzey yönetici vb. bulunup; sermaye sahibi olmayan ve yönetim organlarında görev almayan kişilerden ‘şirket borçları’ talep edilemeyecek.

Uygulanan hacizler kaldırılacak

3182 sayılı Bankalar Kanunu, 4389 sayılı Kanun ve 5411 sayılı Kanun kapsamında faaliyet izni kaldırılan ve (ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları dahil) yönetim ve denetimi TMSF’ye devredilen ya da doğrudan iflasına karar verilen bankalar ve bu bankaların hakim ortakları, yönetim ve denetimine sahip olduğu iştirakleri, gerçek ve tüzel kişi hakim ortaklarının hakim ortak olduğu şirketler ve anılan kanunlar kapsamında bankanın Fona olan borcundan sorumlu tutulan kişiler hariç olmak üzere, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle haklarında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre iflas kararı verilmiş ve işlemleri devam eden, iflas tasfiyesi sonuçlanmış olan şirketlerin borçlarından, 506 sayılı Kanunun mülga 80’inci ve bu Kanunun 88’inci maddesi çerçevesinde müşterek ve müteselsil sorumluluğu bulunanlardan şirket yönetim organlarında görev almayan ve sermaye sahibi olmayan kanuni temsilciler ve üst düzey yönetici veya yetkilileri hakkında Kurum alacaklarından dolayı Kurumca 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre icra takibi başlatılmış olsun veya olmasın ilgili mevzuata ilişkin müşterek ve müteselsil sorumlulukları sona erer, yapılan takipler sonlandırılır ve bu kişiler hakkında uygulanan hacizler kaldırılacak.

Haklarında icra takibi başlatılmış olanlardan, bu işlemlere karşı dava açmış olanların bu madde hükmünden yararlanabilmeleri için bu davalarından feragat etmeleri gerekecek.

Bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgililerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilmiş olan tutarlar ret ve iade edilmeyecek.
Mazeret izninde neler değişti!

İş Kanununda, personelin çeşitli nedenlerle kullanabilecekleri mazeret izinleri için ayrı bir madde düzenlenmemiş olup, genellikle toplu iş sözleşmesi veya işyeri uygulamalarıyla çalışanlara sağlanmaktadır. İş mevzuatında yer bulamamış olan mazeret izni uygulaması yasal zeminde tanınmıştır. Buna göre ‘torba yasa’ olarak bilinen 6645 sayılı Kanununda yapılan düzenlemelere göre;

– İşçinin evlenmesi

– İşçinin evlat edinmesi

– Ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü halinde ÜÇ GÜN ücretli izin verilecektir.

Ek olarak son torba yasayla getirilen yeni düzenleme ile eşinin doğum yapması halinde ise 5 gün ücretli izin hakkı getirilmiştir.

İşçilerin en az yüzde 70 oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler halinde 10 GÜNE kadar ücretli izin verilecektir.

SORU CEVAP

Bağ-Kur’luya iş kazası maaşı bağlanır mı?

Okurumuz Münevver Yılmaz “Bir yakınımın eşi iş kazasında vefat etti. Bildiğim kadarıyla eşi kamyoncu. Kaza da kamyonu sırasında, iş yaparken meydana geliyor. Arkadaşıma eşinden dolayı aylık bağlanır mı? Eşinin 5000 küsur günü Bağ-Kur, 150 gün ise SSK sigortalılığının olduğunu biliyoruz” diye soruyor.

5510 sayılı kanunun 13. maddesinde sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay iş kazası sayılmıştır. İş kazası bildiriminin 1 ayı geçmemek üzere Bağ-Kur kaydının olduğu SGM’ye müracaat edilmesi gerekmektedir.

Sigortalının hak sahiplerine hem ölüm sigortasından ölüm aylığı, hem de iş kazasından ölüm geliri bağlanacaktır. Bunun için, hak sahibi kişiler SGK’da örnekleri yer alan formdan iki tane doldurmalı formun birine iş kazası ölüm geliri, diğerine ise ölüm aylığı yazmalıdır (Formun 4 numaralı tahsis talep çeşidi kısmına yazılır).

Hak sahipleri tarafından iş kazası müracaatında bulunulduktan sonra SGK müfettişlerince olayın iş kazası olup olmadığının soruşturulması yapılıp, olayın iş kazası olduğuna dair rapor düzenlendiğinde iş kazasından ölüm geliri bağlanacaktır.

Ayrıca, kişinin ölüm sigortasından ölüm aylığı için yeterli gün sayısı bulunduğundan hak sahipleri kişinin bağlı bulunduğu SGM’ye ölüm aylığı müracaatında bulunabilirler.

Ayrıca eğer varsa Bağ-Kur borcunun da ödenmesi gerekecektir. Ölüm aylığı talebi borcun ödenmesini takiben yapılır. Ayrıca cenaze yardımı için de talepte bulunabilir.

Kaynak: haber.star.com.tr/yazar/isciler-sgk-borcundan-sorumlu-olmayacak/yazi-1025025

İş güvenliğine yeni teşvik geldi

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 28 Nisan 2015 - 9:00

Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerine  iş sağlığı ve iş güvenliği teşviki daha önce gelmişti. İş sağlığı ve güvenliğine ikinci teşvik de geldi. Bu teşvik İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 04.04.2015 tarihli ve 6645 sayılı Kanun ile  getirildi. Teşvik, çok tehlikeli sınıfta yer alan  işyerlerinde 10’dan fazla çalışanı bulunan işyerlerini kapsıyor.

Nasıl uygulanacak?

Teşvikten bir işyerinin yararlanabilmesi için işyerinin;
n 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında çok tehlikeli sınıfta yer alması,
n 10’dan fazla çalışanı bulunması,
n 3 yıl içinde ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmemiş olması, gerekiyor.
İşyerlerinde çalışanların işsizlik sigortası işveren payı, teşvik olarak bir sonraki takvim yılından geçerli olmak üzere ve üç yıl süreyle yüzde 1 olarak alınacak. Türkiye genelinde birden fazla kayıtlı çok tehlikeli sınıfta yer alan işyeri bulunan işverenin çalıştırdığı toplam çalışan sayısı esas alınacak.
Örneğin çok tehlikeli işyerleri olmak koşulu ile İstanbul’da 5 işçi, Adıyaman’da 3 işçi ve Malatya’da 4 işçi çalıştıran bir işveren bu teşvikten yararlanabilecek.  Dolayısıyla bu düzenleme teşvikten yararlanacak işveren sayısını artıracaktır.
Mevcut durumda işverenler yüzde 2 oranında işsizlik sigortası primi ödüyor.  Getirilen  teşvik uygulaması ile işverenlerin ödedikleri işsizlik sigortası işveren payında  indirime gidiliyor. İşverenlerin ödeyeceği işsizlik sigortası primi yüzde 1’e düşürülüyor. Dolayısı ile işverenin ödeyeceği işsizlik sigortası işveren payı prim  miktarı  yüzde 50 azalmış olacak.

Hangi hallerde kesilir?

Ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmesi halinde takip eden aydan itibaren bu teşvik uygulamasına son verilecek. İşverenler öngörülen şartları tekrar sağlamaları ve talepleri halinde bu teşvikten yeniden yararlanacaklar. Teşvikten yararlanan işverenlerden;  iş kazalarını bildirmeyenler, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren yararlandıkları primleri yasal faizi ile birlikte geri ödeyecekler ve bu teşvikten beş yıl süre ile yararlanmaları yasaklanacak . Haklarında yasaklama kararı verilen tüzel kişilerin şahıs şirketi olması halinde, şirket ortaklarının tamamı hakkında; sermaye şirketi olması halinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar hakkında yasaklama kararı verilecek.

Kaynak: http://www.gunes.com/yazarlar/arif–temir/is-guvenligine-yeni-tesvik-geldi-142531

Evinde Yabancı Çalıştıranlar,Dikkat

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 27 Nisan 2015 - 9:53

Her kaçak yabancı için 8381 TL ceza kesiliyor

Yabancı çalışanların sayısı son yıllarda hızla arttı. Özellikle ev hizmetlerinde çocuk ve yaşlı bakımı için komşu ülkelerden çok sayıda yabancı kadın geldi. Bu yabancıların bir kısmı yasal olarak ülkemizde çalışıyorken, bir kısmı da kaçak olarak istihdam ediliyor. Yabancı çalışanlara son 2 yıldır Suriyeli göçmenler de katıldı. Özellikle Suriyeliler çok düşük ücretlerle kayıt dışı çalıştırılıyor. Suriyeliler başlangıçta sadece sınır illerimizde çalıştırılırken, şimdi başta büyük şehirlerimiz olmak üzere Türkiye’nin her yanına yayılmış durumda.
Çalışma Bakanlığı tarafından 2014 yılında verilen izinlerde en çok Gürcistan vatandaşı yabancıların izin aldığı görülüyor. Ukrayna ve Rusya vatandaşları da çok izin alanlar arasında.

Yüzbinlerce kaçak…

Suriyelilerin ülkemizdeki sayıları milyonlarla ifade edilmesine rağmen çalışma izni almış olanlarının sayısı son derece düşük. Ne var ki özellikle sınır illerimiz ve büyük şehirlerde kaçak çalıştırılan Suriyeli sayısının yüz binleri aştığı söylenebilir. Bu çalışanların tam olarak bilinmesi, sigortalılıklarının sağlanması ve resmi kayıtlar içerisinde olmalarının sağlanabilmesi için Suriyelilere yönelik olarak kolay izin almayı sağlayacak yeni bir sistem için çalışmalar sürdürülüyor.
Ülkemizde kaçak olarak yabancı çalıştıran işverenlere idari para cezası uygulanıyor.
Bu durumda kaçak olarak yabancı çalıştıran işverene çalıştırdığı her bir kaçak yabancı için 8.381 TL idari para cezası verilmekle beraber, kaçak çalıştığı tespit edilen yabancı da sınır dışı ediliyor.
2014 yılında 1518 işverene kaçak yabancı çalıştırdıkları için 24 milyon TL ceza kesildi.

3156 kişi yakalandı
Geçen yıl kaçak çalışan 3156 yabancıya da kişi başı 835 TL’den 5 milyon TL ceza kesildi ve tümü sınır dışı edildi.
Özellikle ev hizmetlerinde yabancı çalıştırmanın arttığı düşünülürse, ev sahiplerinin bu konuya özellikle dikkat etmeleri önemli.

Meclis’te takılan yasa Suriyelilere yarıyor

Yabancı çalışan sayısındaki artış çalışma izinlerinin verilmesi sürecini de etkiledi. Çalışma Bakanlığı’na yapılan başvuruların artması nedeniyle izin sürecinin daha kolay hale getirilmesi için yasal düzenlemeler yapıldı.
Diğer yandan, Suriyeli çalışanlar için yeni bir düzenleme yapılması gündeme geldi ve konuyla ilgili yasa tasarısı hazırlandı. Yasa tasarısı geçtiğimiz aylarda TBMM Genel Kurulu’na gönderildi. Ne var ki, Meclis kapandığı için yasa tasarısı kadük olmuş durumda. Yeni dönemde tekrar komisyona gönderilme durumu olabilir ya da doğrudan Genel Kurul gündemine alınabilir.
Bu yasa geçtiğinde çalışma izinlerine ilişkin önemli değişiklikler, özellikle Suriyeliler için önemli kolaylıklar geleceğini şimdiden söyleyebiliriz.
İzin almak şart
Bugünkü mevcut durumda yurtdışından ülkemize çalışma amacıyla gelen yabancı ülke vatandaşlarının, Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, Türkiye’de bağımlı veya bağımsız çalışmaya başlamadan önce izin almaları gerekiyor. Bağımlı olarak çalışacaklarla kastımız bir işverene bağlı olarak sigortalı çalışacaklar, bağımsız olarak çalışacaklar ise ülkemize gelip kendi işinin patronu olacaklar.

Başvuru elçilik veya bakanlığa

Yabancılar, çalışma izni başvurularını kendi ülkelerindeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine (büyükelçilik, konsolosluk) yapabiliyor. Yurt içinden çalışma izin başvurusu yapabilmek için ise çalışacak olan yabancının Türkiye’de en az 6 ay süreli geçerli ikamet izninin olması gerekiyor. Eğer 6 aylık ikamet izni varsa yabancıların çalışma izin başvuruları yurtiçinden doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılabilir.
Çalışma izin belgesi, ikamet izni yerine de geçmekte olup, ayrıca ikamet izni başvurusunda bulunulmasına gerek yok. Çalışma izninin bittiği tarihten geriye doğru en fazla iki aylık sürede olmak kaydıyla uzatma başvurusunda bulunulabiliyor. Çalışma izninin süresinin bitiminden itibaren en geç 15 gün içinde yapılan uzatma başvuruları da değerlendirmeye alınmakta.

3 yıla kadar uzuyor

Pekiyi, işçi (sigortalı) olarak çalışacak yabancılar için çalışma izni nasıl alınıyor? Çalışma izni, belirli bir işyeri veya işletmede ve belirli bir meslekte çalışmak üzere en çok bir yıl geçerli olmak üzere yabancı çalışanlara veriliyor. Bir yıllık kanuni çalışma süresinden sonra, aynı işyeri veya işletme ve aynı meslekte çalışmak üzere çalışma izninin süresi üç yıla kadar uzatılabiliyor. Üç yıllık sürenin sonunda, yine aynı meslekte ve dilediği işverenin yanında çalışanlara bu sefer altı yıla kadar çalışma izni veriliyor. Kendi işini kuran yabancı da izin alıyor. Bağımsız çalışacak, yani kendi işinin patronu olmak isteyen yabancılara, Türkiye’de en az 5 yıl kanuni ve kesintisiz olarak ikamet etmiş olmaları koşuluyla Çalışma Bakanlığı’nca bağımsız çalışma izni verilebiliyor.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/her-kacak-yabanci-icin-8381-tl/ekonomi/ydetay/2050110/default.htm

Otuz Yıldan Fazla Hizmete İkramiye Hakkında Son Durum

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 27 Nisan 2015 - 9:50

Anayasa Mahkemesinin memurların emekli olurken aldıkları emekli ikramiyesinde 30 yıllık sınırı iptal eden 2013/111 Esas ve 2014/195 Karar sayılı içtihadı Resmi Gazetenin 07.01.2015 tarihli nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Artık 07.01.2015 tarihinden itibaren emeklilik dilekçesi verenlerin kamuda geçmiş sürelerine istinaden ödenecek emekli ikramiyelerinde 30 yıllık sınır uygulanmaksızın 35-40 yıllık süreler için bile ikramiye ödemesi yapılması mümkün hale gelmişti.

Oysa aynı Kanun maddesinin sekizinci fıkrasında;

İptale konu kural 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin dördüncü fıkrasıydı. Oysa aynı maddenin sekizinci fıkrasında da;

“Emekli ikramiyesini aldıktan sonra yeniden iştirakçi durumuna girenlerin tekrar emekliye ayrılmalarında, sadece sonradan geçen hizmetlerine karşılık yukarıdaki esaslara göre emekli ikramiyesi ödenir. Şu kadar ki, evvelce verilmiş olan ikramiye ile sonradan geçen hizmetler için ayrıca tahakkuk ettirilecek ikramiyenin hesabına esas alınan fiili hizmet süreleri toplamı, 30 yıldan fazla olamaz ve evvelce 30 hizmet yılı için emekli ikramiyesi ödenmiş olanlara hiçbir şekilde ikramiye farkı ödenmez.”

deniyordu.

Bu fıkradaki 30 yıl şartı iptal edilmediği için Emekli Sandığı’ndan emekli olup yeniden iştirakçi olanların sonraki hizmetlerine dair alacakları ikramiye önceki hizmeti ile birlikte değerlendirilip 30 yıldan fazlasının ödenmemesi hükmü devam edeceği,

keza önce işçi olarak çalışıp sözgelimi 5 yıllık bir tazminat alınmışsa daha sonra memuriyetten emekli olurken 30 yılı aşmama kuralı 30-40 yıl hizmeti bile olsa emekli ikramiyesi 25 yıl için ödeniyordu.

Kanundaki Çelişki

Bahse konu sekizinci fıkrasındaki bu cümle iptal edilmediği için de tuhaf bir çelişki vardı.

İşte çelişki doğuran yukarıdaki bu fıkra 23 Nisan 2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6645 sayılı Torba Kanunun 41 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılarak iptalle çelişen hüküm 07.01.2015 tarihinden geçerli olarak ortadan kaldırılmış oldu.

Nitekim bu değişiklik ile sadece Emekli Sandığı hizmeti bakımından 30 yıldan fazla ikramiyenin önü değil, daha önce kıdem tazminatı alınmış sürelerin 30 yıl şartının içinde değerlendirilip ikramiye süresinin bu şekilde kısıtlanmasına da son verilmiş oluyor. Bu değişiklik Anayasa Mahkemesinin iptali kararı sonucu olması gereken bir değişiklikti.

Peki 30 Yıldan Fazla Hizmetle Daha Önce Emekli Olanlar Ne Yapmalı?

Gelinen noktada artık 30 yıldan fazla fiili hizmet süresi ile emekli olanlar tüm süreleri için ikramiye alabilecek.

Peki, 30 yıldan fazla ikramiye hakkı olduğu halde 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin gerek dördüncü ve gerekse sekizinci fıkrasındaki hükümler nedeniyle 30 yılı aşan hizmet süresindeki ikramiyesini 15.12.2014 tarihinden önce emekli oldukları için alamayanların dava açmaları halinde kazanmaları kuvvetle muhtemel. Fakat “Son defa T.C.Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan” ibaresinin iptali sonrasında doğan ikramiye hakkının alınması amacıyla açılan davalar neticesinde gördüğümüz üzere ikramiye hesabında emekli olunan tarihteki katsayıların uygulanması yönünde karar çıkması da kuvvetle muhtemel olduğu için emeklilikleri çok eski tarihlerde olanlar için dava açmayı tavsiye etmiyorum.

Emsal Yargı Kararı Var

Örneğin 2012 yılında 36 yıl hizmetle Emekli Sandığı’ndan emekli olurken alamadığı 6 yıllık ikramiye için bir memur emeklisi tarafından açılan davada Ankara İdare Mahkemesince verilmiş olan 2013/296 Esas ve 2015/65 Karar sayılı kararda Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararına dayanak yapılarak mevcut yasal durum itibariyle 30 yıldan fazla sürelerin ikramiye ödemelerinin de yapılması gerektiğine hükmediliyor.

Yani eski emekliler için de 30 yıldan fazla olduğu için alınamayan ikramiyelerin alınması yolu yargı yoluyla açılmış bulunuyor.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7617

Alt işveren ilişkisinde muvazaa sorununun SGK boyutu

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 24 Nisan 2015 - 13:34

Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denilmektedir.

Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.

Muvazaa ise;
1) İşyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektirmeyen işlerin alt işverene verilmesini,
2) Daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile kurulan alt işverenlik ilişkisini,
3) Asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak hakları kısıtlanmak suretiyle çalıştırılmaya devam ettirilmesini ifade etmektedir.

Bir süre asıl işveren nezdinde çalıştıktan sonra, alt işveren kadrosuna alınan ve iş akdi alt işveren tarafından feshedilen işçinin işe iade davası açması ve davanın işçi lehine sonuçlanması, ancak işçinin iş akdini fesheden alt işverene değil; asıl işverene iade edilmesi durumunda işverenler sorun yaşayabilmektedir.

Muvazaa’nın yaptırımı İş Kanunu’nda ayrıca belirtilmiş olup; hem asıl işverene hem de alt işverene 16 bin 765 TL tutarında idari para cezası uygulanmaktadır.

Ayrıca işçi, muvazaalı ilişkinin başladığı tarihten itibaren asıl işveren işçisi sayılmaktadır.

Eğer alt işveren tarafından sigorta bildirimleri Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yapılmış ise; alt işverenin asıl işveren dosyasının altından aracı kodu ile bildirilip bildirilmediğine bakılmaksızın, muvazaalı süre boyunca alt işveren tarafından verilen bildirgelerin iptal edilerek, asıl işveren tarafından verilmesi gerekmekte olup; bu durumda idari para cezası da uygulanmamalıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından böyle bir durumda uygulanacak işlemleri açıklayan bir genelge ya da genel yazı bulunmamakta olup açıklığa kavuşturulması gereken bir husustur.

Böyle bir durumda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yasal süresi içerisinde verilmek kaydıyla;
1- Muvazaalı ilişki kurulan süre boyunca alt işveren tarafından verilen bildirgelerin iptal edilerek, asıl işveren tarafından ek bildirge verilmesi;
2- Boşta geçen sürenin asıl işveren tarafından SGK’ya yasal süresinde bildirilmesi,
3- İşçi işe başlatılmayacak ise asıl işveren tarafından SGK’ ya işten ayrılış bildirgesi verilmesi ve
4- SGK tarafından bu bildirimler için idari para cezası uygulanmaması gerekmektedir.

SGK tarafından yukarıda belirtilen hüküm uyarınca verilen bildirgeler için idari para cezası uygulanmaması gerekmektedir.

Kaynak: http://www.dunya.com/alt-isveren-iliskisinde-muvazaa-sorununun-sgk-boyutu-159641yy.htm

Torba Kanun yürürlükte. Tarihlere dikkat

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 24 Nisan 2015 - 13:32

Çalışma hayatı ve sosyal güvenliğe dair farklı kanunlarda 91 maddede değişiklik getiren son Torba Kanun dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Kanunun bazı hükümleri hemen yürürlüğe girerken, bazıları önümüzdeki aylarda uygulanmaya başlanacak. Bu arada kimi haklardan yararlanmak için bazı tarihlere dikkat etmek gerekiyor.

31 Temmuz son tarih

Torba Kanun kapsamında esnaf, şirket ortağı ve tarımsal faaliyeti sebebiyle Bağ-Kurlu olanlara borcunu sildirme imkanı veriliyor. Bu kişilerin 2015 Nisan ayı sonu itibariyle birikmiş borçları 12 ay ve daha fazla ise 31 Temmuz 2015’e kadar SGK’ya başvurmak şartıyla borçlarını sildirebilecekler. Sildirdikleri dönem emeklilik hesabında dikkate alınmayacak. Fakat ileride imkanları olursa bu dönemi tekrar ödeyerek emekliliğe saydırabilecekler. 31 Temmuz’a kadar başvuru yapmamış olanlar bu imkandan faydalanamayacaklar.

Öte yandan işveren olarak ya da üçüncü kişi olarak SGK’nın rücu (tazminat) davalarına muhatap olanların da 31 Temmuz 2015’e kadar SGK’ya başvurmaları gerekiyor. Başvuru yapanlar borçlarını dilerlerse faizsiz olarak peşin dilerlerse 18 taksitte ödeyebilecekler. Örneğin işçisi iş kazası geçirmiş ve bu kazada kusurlu bulunmuş işverenler tazminatlarını bu kapsamda ödeyebilecekler. Fakat bu borca ilişkin mahkeme kararının en geç 31.12.2014 tarihine kadar kesinleşmiş olması gerekiyor.

Zamlar temmuzda başlayacak

Yine Torba Kanun kapsamında 1000 liradan düşük aylığı olan emeklilere verilecek 100 liralık zam önümüzdeki temmuz ayı itibariyle maaşlara yansıyacak. Emekli olduktan sonra Bağ-Kur kapsamında çalışan ve maaşından yüzde 15 oranında destek primi kesilen emekliler için kesinti oranı da temmuz itibariyle yüzde 10’a düşecek.

Esnafın cezası 2008’den itibaren siliniyor

Bir esnaf aynı zamanda işverense yani yanında işçi çalışıyorsa, kendisi için ödeyeceği prim, çalışanı için ödediği en yüksek primden az olamıyordu. Az olması halinde aradaki fark SGK tarafından cezalı olarak tahsil ediliyordu. Binlerce esnafa ceza çıkaran ve düşük primle işçi çalıştırmaya sevk eden bu uygulama, 1 Ekim 2008’den geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırıldı.

Bunlar hemen uygulanacak

Öte yandan Torba Kanun’un yayımlanmasıyla birlikte dün itibariyle uygulaması değişen konular da var. İşçi babaya 5 gün doğum izni, çocuğu engelli ebeveyne 10 gün ilave izin, iş güvenliği cezalarında artış bunlardan bazıları.

Prim doldurma yok

Soru: Sadettin Bey, emeklilik için yaşını doldurmuş fakat prim günü eksik olanlar için son Torba Kanun’da düzenleme yapılacağı belirtilmişti. Acaba kanun çıktı mı? Bu yönde bir düzenleme yapıldı mı? Enis D.

Cevap: Değerli okurum, bahsettiğiniz Torba Kanun dün itibariyle Resmi Gazete’de yayımlandı. Fakat prim günü eksik olanlar için herhangi bir düzenleme kanunda yer almıyor. Kanunun hazırlık sürecinde bu yönde bir açıklama yapılmıştı ancak yasa metnine bu hüküm konulmadı.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/torba-kanun-yururlukte-tarihlere-dikkat-yazisi-1607292

SSK Prim Sorgulama

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 02 Ocak 2015 - 11:55

Hizmet dökümü sorgulama işlemi için artık SSK’da e-devlet şifresi şart değil. Sadece TC KİMLİK NO ile giriş yapmak yeterlidir.

 Detaylar için buraya tıklayabilirsiniz

Hepimizin bildiği üzere, Türkiye’deki 3 önemli Sosyal Güvenlik kurumu olan emekli sandığı, ssk ve bağkur kurumları, SGK adıyla  tek bir çatı altında birleştirilmişti.

SSK Hizmet dökümü sorgulama işlemi’ni şu yollarla yapmak mümkün:

  • e-devlet sisteminden yararlanma,
  • SGK internet sitesinden yararlanma,
  • TC kimlik No ile SSK Hizmet dökümü sorgulama motorundan yararlanma.

Şu anda SSK Hizmet dökümü ve 4A çıkartma işlemini şu 2 yoldan biriyle yapmak mümkün:

  1. E-devlet şifresi ile alıp giriş yaparak, e devlet şifresi için tıklayınız! http://www.sorgulahesapla.com/e-devlet-girisi/
  2. SGK sitesinden şifresiz giriş yaparak.  Sgk sayfası için!                    http://www.sorgulahesapla.com/tc-ile-sifresiz-sgk-prim-sorgulama/

Bu iki yoldan en pratik olanı, aşağıdaki E-SGM hizmet sorgulama ekranı formu yardımıyla 2. metodu kullanarak sorgulama yapmaktır.

SSK Hizmet dökümü nasıl alınıyor?

Daha önce sadece e-devlet şifresi ile verilen SSK hizmet dökümü‘nü almak artık o kadar da zor değil.

2013 yılına girerken oluşturulan yeni sistemde artık vatandaşlar;  kişinin baba adı, nüfusa kayıtlı olduğu il/ilçe, cilt no, aile sıra no ve tc kimlik bilgileri ile kolayca SSK Hizmet dökümü sorgulama işlemi gerçekleştirilebiliyor.

SSK hizmet dökümü nasıl alınır diye dert etmenize gerek kalmadı. Aşağıdaki araçtan kolayca SSK hizmet dökümü sorgulama işlemini gerçekleştirebilirsiniz.

SSK hizmet dökümü sorgulama aracında, formdaki alanları eksiksiz ve doğru bir biçimde doldurup sorgula butonuna basarak, hizmet dökümü 4A’ya ulaşınız ve diğer işlemlerinizi tamamlayınız.

MHRS (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) NEREDEN ve NASIL alınır?

SGK sorgulama aracı sayesinde ssk hizmet dökümü sorgulama işlemini TC kimlik numarası kullanarak basit bir şekilde sizlere sunduk. Böylece SSK Hizmet dökümünü nasıl alırım? SSK Hizmet dökümü nasıl sorgulanır? gibi sorularınız cevap bulmuş olacaktır.

SGK ve SSK primini sorgulamak kaç iş günü primini öğrenme, SGK prim sorgulama,SSK Hizmet Dökümü Sorgulama, SSK tüm Sorgulamalar, SSK gün sorgulama, SGK Hizmet Dökümü alma ve öğrenme sayfası. SSK Sicil No Sorgulama, SSK Prim Sorgulama, SSK Emeklilik Yaşı Hesaplam, SGK-SSK primi sorgula, SGK primi öğren.

SGK’nın hizmet dökümü sayfası neden açılmıyor?

Kaynak www.sorgulahesapla.com

Etiketler :

Kur Farkları‏

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 30 Aralık 2014 - 10:10

23 Ocak 2014 tarihli ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 434 Sıra No.lu VUK.  Genel Tebliği’nde; borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlemesi  konusuna ve  31.12.2013 tarihine ilişkin yabancı para cinsiden hesapların değerlemelerinde esas alınacak döviz kurlarına dair tutarlara yer verilmiştir.

130 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği ile 217 Seri No.lu GV. Genel Tebliği’nde; değerleme günü itibariyle Maliye Bakanlığınca kur ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması gerekmekte olduğu; ayrıca 283 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği’nde bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun (bulunmaması halinde döviz alış kurunun), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun uygulanacağı açıklanmıştır.

Başka bir ifadeyle, Vergi Usul Kanunu’nun 280 inci maddesi ve bu maddeye istinaden yayımlanan Tebliğ açıklamaları gereği, bankalarınsöz konusu Tebliğde belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerektiği belirtilmiştir. Bankalar, dönem sonlarında yabancı para cinsinden borç ve alacaklarını, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Tebliğde belirlenen kurlar yerine T.C. Merkez Bankası’nca belirlenen esaslara uygun olarak tespit edilen ve fiilen uygulanan alış kurlarını esas alacaklardır.

Kur farkları ile ilgili olarak fatura düzenlenmesi konusunda VUK da açık bir düzenleme yoktur. Ancak;  105 Numaralı KDV Genel Tebliğinde, 60 seri nolu KDV sirkülerinde  ve özelgelerle açıklamalara dayanılarak, kur farkları için fatura düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bazı Genel Bilgiler;

-Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya fatura düzenlenmeli, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki KDV oranı üzerinden KDV hesaplanmalıdır.

Burada mal satışı veya hizmet ifası nedeniyle kesilen fatura ile borçlanılan ve ileri bir tarihte ödenmesi kararlaştırılan toplam borç, KDV dahil borçtur. Dolayısıyla, tahsil zamanında oluşan kur farkı KDV’yi de içermektedir. Bu nedenle iç yüzde yöntemi ile katma değer vergisi hesaplanmalıdır.

– Alıcının erken ödeme yapması nedeniyle matrahta bir değişiklik meydana gelirse, bu değişiklik KDV Kanunu’nun 35. maddesine göre düzeltilecektir.

– Dövizli satışta verilen vadeli senet, vadesinden önce ciro edilir / kırdırılırsa, tahsil edilen bedelin o tarihteki cari kurdan toplam değeri ile mal veya hizmet satışının yapıldığı dönemdeki kur üzerinden hesaplanan değeri arasındaki fark matraha dahil edilir. Bu tutar üzerinden iç yüzdeyle KDV hesaplanıp beyan edilmesi gerekmektedir.

(1) 10.01.1997 tarih ve B.07.0. GEL. 0.53/5324-186/01906 sayılı Özelge

(2) 03.02.1988 tarih ve 1277 sayılı Özelge

(3) 30.06.1993 tarih ve 31304 sayılı Özelge

(4) 04.08.1997 tarih ve B.07. GEL. 0.53/5324-191/32761 sayılı Özelge

E-defter ve E-faturada kapsam genişletilmektedir!

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 30 Aralık 2014 - 10:06

Elektronik defter konusu 13.12.2011 tarih ve 28141 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “1 numaralı Elektronik Defter Genel Tebliği ” ile ve elektronik fatura konusu ise 05.03.2010 tarih ve 27512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 397 seri numaralı V.U.K genel tebliği ile açıklığa kavuşturulmuştu. 14.12.2012 tarih ve 28497 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 421 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de, elektronik defter tutma ve elektronik fatura kullanmaya ilişkin açıklamalara yer verilmişti. Buna göre,

1- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar,

2- 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler,

3- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar,

4- 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenlerden 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

1 ve 2 numarada yer alan mükelleflerin elektronik defter tutması ve elektronik fatura kullanması zorunludur. Bu mükellefler bakımından herhangi bir kriter bulunmamaktadır.

3 ve 4 numaralı fıkralarda bulunan mükelleflerde ise ciro kriteri bulunmaktadır. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar başkaca bir kriter aranmaksızın elektronik defter ve fatura kullanacaklardır.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenlerden 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar da elektronik defter ve fatura kullanmak mecburiyetindedirler.

421 Numaralı VUK Genel Tebliği veya 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükelleflerin birbirlerine yapmış oldukları mal teslimi veya hizmet ifaları için elektronik fatura düzenlemeleri zorunludur. Diğer mükellefler için ise kağıt fatura düzenleyebileceklerdir.

421 Nolu Tebliğ kapsamındaki mükelleflerden mal veya hizmet alan ve belirlenen hadlerin altında kalan mükelleflerin de istemeleri halinde elektronik defter ve elektronik fatura uygulamalarından yararlanabileceklerdir.

421 Nolu VUK Genel Tebliğinde değişiklik yapacak olan Tebliğ Taslağı Gelir İdaresinin internet sitesine konulmuştur. Tebliğ Taslağına göre de, yukarıda saydığımız mükelleflere ek olarak aşağıdaki mükelleflere de elektronik defter tutma ve elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilmektedir.

421 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile zorunluluk getirilen mükelleflere ilave olarak;
a) 2013 takvim yılı brüt satış hasılatı 10 Milyon TL ve üzeri olan mükelleflere,

b) 421 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin yayım tarihinden sonra 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanununa göre madeni yağ lisansı alanlar ile 4760 Sayılı ÖTV Kanununa ekli III sayılı listedeki malları imal, ithal ve inşa eden mükelleflere;

01/01/2016 tarihine kadar elektronik fatura ve elektronik defter uygulamasına geçme zorunluluğu getirilmiştir.

Ayrıca, bu tebliğin yayım tarihinden sonra, 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanununa göre madeni yağ lisansı alanlar ile 4760 Sayılı ÖTV Kanununa ekli III sayılı listedeki malları imal, ithal ve inşa etmeye başlayan mükelleflere ve 2013 takvim yılını izleyen yıllarda brüt satış hasılatı 10 Milyon TL ve üzeri olan mükelleflere, lisans aldıkları, mükellefiyet tesis ettirdikleri veya 10 Milyon brüt satış hasılatına ulaştıkları tarihten itibaren hazırlık süresi üç (3) aydan az olmamak üzere izleyen takvim yılının başından itibaren elektronik fatura ve elektronik defter uygulamasına geçme zorunluluğu getirilmiştir.

Örnek: Bu Tebliğ kapsamında mükellefler, içinde bulundukları takvim yılının 1 Ekim tarihine kadar yukarıdaki şartlardan herhangi birini taşıması halinde, izleyen takvim yılının başından itibaren, 1 Ekim tarihinden sonra yukarıdaki şartlardan herhangi birini taşıması halinde ise izleyen ikinci takvim yılının başından itibaren e-Fatura ve e-Defter Uygulamalarına geçmek zorundadırlar.

Bu Tebliğ kapsamında, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar ile iktisadi kamu kuruluşlarının elektronik fatura uygulamasından yararlanma ve elektronik defter tutma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bu Tebliğ Taslağı düzenlemesi ile 2013 yılı brüt satış hasılatı 10.000.000.-TL’yi aşan mükelleflerin 01.01.2016 tarihine kadar elektronik defter ve elektronik fatura kullanmaları zorunlu hale getirilmektedir. 421 Nolu VUK Tebliğinde 2011 cirosuna bakılırken “4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenlerden 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar” şeklinde düzenleme yapılmıştı. Halbu ki bu Tebliğ Taslağında 4760 sayılı Kanuna atıf yapılmamaktadır. Yeni kriter, 2013 yılı brüt satış hasılatının 10.000.000.-TL’yi aşmasıdır.

Kanaatimizce bu daha doğru bir kriter olmuştur. 421 Nolu Tebliğde 4760 sayılı ÖTV Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenlerden alım yapılması kriteri nedeniyle çiklet alan dahi E-Defter, E-Faturaya girecek diye eleştiriler yapılmakta idi. Halbu ki bu durum, 421 Nolu Tebliğ ile E-Defter, E-Fatura uygulaması getirilirken 10.000.000.-TL kriterini aşanların kapsama girmesinin amaçlanmasından kaynaklanmakta idi. Nitekim, GİB’in sayfasında yer alan Tebliğ Taslağı ile doğrudan brüt satış hasılatına atıfta bulunularak çiklet alan dahi kapsama giriyor eleştirisi de ortadan kaldırılmış oldu. Günümüz koşullarında bir an önce E-Defter, E-Fatura uygulamasına geçilmesi bir zorunluluktur. Böylelikle Gelir İdaresi mükelleflerin bilgilerine daha fazla hâkim olacak ve sıkıntılı mükellefleri daha kolay tesbit ederek incelemeye alabilecektir.

Kaynak: http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2987/e-defter-ve-e-faturada-kapsam-genisletilmektedir_

2015 Yılında Uygulanacak Olan Had ve Miktarlar

Ana Sayfa » Güncel Haberler
Paylaş
Tarih : 30 Aralık 2014 - 9:46

2015 yılında uygulanacak olan had ve miktarlar.

VUK’ a göre uygulanması gereken 2015 yılı Had ve Miktarlar açıklandı. 01.01.2015 tarihi itibariyle geçerli olacak Had ve Miktarlar ayrıntılı olarak aşağıda belirtilmekte olup, TL tutarlar ile birlikte ilgili kanun madde numarası ve açıklamaları da aynı tablo içerisinde yer almaktadır.

 

 

MADDE NO – KONUSU 2015 Yılında Uygulanacak  Tutar (TL)

 

MADDE 104- İlanın şekli
1- İlanın vergi dairesinde yapılması 1.900
3- İlanın;

– Vergi dairesinin bulunduğu yerde yayımlanan bir veya daha fazla

gazetede yapılması

– Türkiye genelinde yayımlanan gazetelerden birinde ayrıca

yapılması

 

1.900-190.000

  

190.000 ve üzeri

MÜKERRER

MADDE 115-

 

Tahakkuktan vazgeçme

 

23

MADDE 153/A- Teminat tutarı 84.000
MADDE 177- Bilanço hesabı esasına göre defter tutma hadleri
1- Yıllık;

– Alış tutarı

– Satış tutarı

 

 

160.000

220.000

 

2- Yıllık gayrisafi iş hasılatı

 

88.000

 

3- İş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 160.000
MADDE 232- Fatura kullanma mecburiyeti 880
MADDE 252- Muhtarların karne tasdikinde aldığı harç 2,30
MADDE 313- Doğrudan gider yazılacak demirbaş ve peştemallıklar 880
MADDE 343- En az ceza haddi  
  – Damga vergisinde

  – Diğer vergilerde

                              10,60

 20

MADDE 352- 

 

Usulsüzlük dereceleri ve cezaları

(Kanuna bağlı cetvel)

I inci derece usulsüzlükler

 

1- Sermaye şirketleri

 

 

120

2- Sermaye şirketi dışında kalan birinci sınıf tüccarlar ve serbest

meslek erbabı

77
3 – İkinci sınıf tüccarlar 39
4- Yukarıdakiler dışında kalıp beyanname usulüyle gelir vergisine tabi

olanlar

18
5- Kazancı basit usulde tespit edilenler 10,60
6- Gelir vergisinden muaf esnaf 4,80
II nci derece usulsüzlükler                                   

1- Sermaye şirketleri

66
2- Sermaye şirketi dışında kalan birinci sınıf tüccarlar ve serbest meslek erbabı 39
3 – İkinci sınıf tüccarlar 18
4- Yukarıdakiler dışında kalıp beyanname usulüyle gelir vergisine tabi olanlar 10,60
5- Kazancı basit usulde tespit edilenler 4,80
6- Gelir vergisinden muaf esnaf 2,60
MADDE NO – KONUSU 2015 Yılında

Uygulanacak Tutar (TL)

 

MADDE 353- Fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmaması ile diğer

şekil ve usul hükümlerine uyulmaması

1- Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu,  serbest meslek makbuzu verilmemesi, alınmaması

– Bir takvim yılı içinde her bir belge nevine ilişkin olarak kesilecek toplam ceza

                                                         200

                    106.000

2 Perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi,   giriş ve yolcu

taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma  irsaliyesi, yolcu listesi, günlük

müşteri listesi ile Maliye Bakanlığınca düzenleme zorunluluğu

getirilen belgelerin düzenlenmemesi,  kullanılmaması veya

bulundurulmaması

 

– Her bir belge nev’ine ilişkin olarak her bir tespit için  toplam ceza

 

– Her bir belge nev’ine ilişkin bir takvim yılı içinde kesilecek toplam

ceza

 

                                          200 

                                          

 

 

 

 

                                   10.600

 

          106.000

 

4- Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme

mecburiyeti getirilen defterlerin; bulundurulmaması, günü gününe

kayıt yapılmaması, yetkililere ibraz edilmemesi ile levha

bulundurma ve asma mecburiyetine uyulmaması

 

200
6- Belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen  hesap planına ve

mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik

bilgisayar programlarının üretilmesine ilişkin kural ve standartlara

uymayanlara

 

                    4.800
7- Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel  kişilerce yapılacak

işlemlerde kullanılma zorunluluğu getirilen vergi numarasını

kullanmaksızın işlem yapanlara

 

250
8- Belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine

getirmeyen matbaa işletmecilerine

 

–   Bu bent uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek toplam özel

usulsüzlük cezası

 

 

770

 

 

150.000

9 4358 sayılı Kanun uyarınca vergi kimlik numarası kullanma

zorunluluğu getirilen kuruluşlardan yaptıkları işlemlere ilişkin

bildirimleri, belirlenen standartlarda ve zamanda yerine

getirmeyenlere

 

                      1.060
10-127 nci maddenin (d) bendi uyarınca Maliye Bakanlığının özel

işaretli görevlisinin ikazına rağmen durmayan aracın sahibi

adına

 

                       770
MADDE 355- b) Damga Vergisinde  
  – Her bir kağıt için kesilecek özel usulsüzlük cezası 1,70
MÜKERRER MADDE 355-  Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257 nci 

madde hükmüne uymayanlar için ceza

 

 
1-Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında

 

                                       1.300

 

2-İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde

tespit edilenler hakkında

 

660
3-Yukarıdaki bentlerde yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında 330
    Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayanlara bir takvim yılı içinde kesilecek toplam özel usulsüzlük cezası  1.060.000

 

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI