Adat Yöntemi Nedir ve Muhasebe Kayıtları Nasıl Olmalıdır

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 30 Haziran 2014 - 8:00

Adat Yöntemi Nedir ve Muhasebe Kayıtları Nasıl Olmalıdır

 

İşletmeler TL ve döviz tutarlarını takip ettikleri kasalarında işlemlerin vergisel bazda incelenmesi ve kasa hesaplarındaki para miktarlarıyla 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13/1-2. Maddelerinde açıkça ifade edilmiş olan, işletmenin ilişkisinin olduğu kişiler ve diğer ticari işletmelere olan cari hesap hareketleri ve yapılan para transferleri konusunda yapılan düzenleme hususu konusundaki düzenleme olarak adatlandırmayı vergisel bazda özet bir tanıma oturtabiliriz.

5520 sayılı KVK’nın 13/1-2. maddelerinde işletmeyle ilişkili olan kişiler ile yapılan işlemlerin transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç sayılacağına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. KVK’nın 13/2. maddesinde ‘ilişkili kişi; kurumun kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi ve kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder.’ şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.

 

 

Yukarıdaki açıklamalara dayanılarak, İşletmeler işlemlerine ait vergisel denetimlerinde, kasa hesabı hareketleri ve mevcuttaki para miktarı ve işletmenin ilişkili kişileri ile işletmelerle olan cari hesap hareketlerine bağlı para transferleri  KVK’nun 11,12 ve 13  ncü maddeleri doğrultusunda örtülü sermaye – Transfer Fiyatlaması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı kapsamında değerlendirimesi nedeniyle adat yöntemiyle faiz hesaplanmasıyla vergilendirilmesi gerekli görülmüştür.

 

 

Kasada Yer Alan Normalin Üzerindeki Nakit Fazlalığı ve Eksikliği

 

İşletmeler faaliyetleri sonucunda elde ettikleri paraları herhangi bir belgeye veya muhasebe kaydına dayanmaksızın birtakım nedenlerle işletmenin kasasında nakit olarak gösterebilmektedirler. Kasa hesabında devamlı normalin üzerinde bir tutar bulunduğunun tespiti halinde kasa hesabı ayrıntılı olarak incelemeye tabi tutulur. Kasa da yüksek miktarlarda fazlalık veya eksiklikler mecut olabilir. Mevcut durum incelendikten sonra ticari teamüllere göre doğruluğu açıklanamıyor ve nedenleri bulunamıyorsa işletme kusurlu sayılarak vergi incelemelerinde bu farklar için faiz hesaplanmak suretiyle adatlandırılma gerçekleştirilip vergilendirilmesi konusunda işlem yapılmalıdır.

 

213 sayılı VUK’un mük. 257. maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendini dayanak göstererek Maliye Bakanlığı “mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerine banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye” yetkili kılınmıştır.

İlgili dönemlerin sonlarında bakiyesi fazla olan şirketler, ticari teamüllere uygun davranmadığı, basiretli bir işadamı gibi kasadaki parayı değerlendirmediği için şirketin elde edeceği faiz gelirini engellemiş sayılarak ve varsa alınmış olan krediye ait borcun ödenmemiş olduğundan sebep şirketi faiz ödemek durumunda bıraktığı gerekçesiyle Vergi Usul Kanunu’nun 30/4. maddesine göre “defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikalar, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkân vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmazsa” cezalı tarhiyata muhatap kılınmaktadır([1]).

 

Not: Kasada fiilen bulunmayan tutarlar için işletme sahipleri tarafından işletmeden çekildiği ve kendi şahsi menfaatlerinde, ihtiyaçlarında kullanıldığı konusunda görüş verilmektedir.

 

332 Sıra Numaralı VUK Genel Tebliği ile 01.05.2004 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere mükelleflerin 8.000 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerinin banka, özel finans kurumları ve Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) Genel Müdürlükleri aracılığı ile yapılması gerektiğini ancak bankalar, özel finans kurumları veya PTT’nin aracı yapılması suretiyle tevsiki (nakit hareketlerinin banka havalesi veya çek, PTT veya özel finans kurumları vasıtasıyla ödenerek belgelenmesi) sınır olan 8.000 TL’lik işlem tutarının belirlenmesinde faturada bulunan tutar üzerinden işleme tabi tutulacağı, bu bedelin farklı tarihlerde ödenmesi halinde her bir ödemenin yapılacağı kurumlardan geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 

Ayrıca KDV Beyannamesine ilave edilecek olan adat hesabında hesaplanan KDV için fatura kesilmesi yerinde olacaktır.

(Tek Düzen Muhasebe Sistemine Uygun olarak çeşitli kayıtlar mevcuttur)

    *                                    /   /                                                  .

689- Diğer Olağandışı Gider Ve Zararlar       

            391- Hesaplanan KDV                                    

            642- Faiz Gelirleri                                        

                                         /   /                                                  .

950- KKEG                                                     

            951- KKEG(-)                                               

                                         /   /                                                   

 

 

    *                                   /   /                                                  .

131 Ortaklardan Alacaklar                 

                                679 Diğer Olağandışı Gelir  ve Karlar

                                         /   /                                                  . 

   *                                    /   /                                                  .

689 Diğer Olağandışı Gider Ve Zararlar(KKEG)

                                780 Finansman Giderleri

                                          /   /                                                  . 

TMS’de İnşaat Sözleşmelerinde Zarar

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 19 Haziran 2014 - 16:05

TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri Standardı’na göre yapılan sözleşmeden doğan maliyetler ile toplam  gelirlerin üzerinde olması durumunda, ortaya çıkan zarar inşaat sözleşmesinin zararla sonuçlanacağının tahmin edildiği yıl gider olarak finansal tablolara yansıtılması şeklinde yapılabilir. Sözleşmeden kaynaklı olarak meydana gelecek zarar tutarların tamamen finansal tablolara aktarılması, muhasebenin ihtiyatlılık ilkesine paralellik göstermektedir.

Bir tahminin revize edilmesi bir hata düzeltmesi olmadığı gibi önceki dönemlerle de ilişkili değildir (TMS 8, paragraf 34).

Muhasebe tahminlerindeki değişikliğin etkileri varlık, yabancı kaynak veya özkaynak kalemlerinde değişiklik yaratıyorsa, ilgili varlık, yabancı kaynak veya özkaynak kaleminin defter değerleri değişikliğin yapıldığı dönemde düzeltilmelidir (TMS 8, paragraf 37). Bu koşullar dışında bir muhasebe tahminindeki değişikliğin etkisi ileriye dönük olarak, kâr veya zarar ile ilişkilendirilerek aşağıda belirtilen dönemlerde finansal tablolara yansıtılmalıdır (TMS 8, paragraf 36)

(a) sadece değişikliğin yapıldığı cari dönem ile ilgiliyse değişikliğin yapıldığı dönemde veya;

(b) gelecek dönemler ile de ilgiliyse hem değişikliğin yapıldığı dönemde hem de gelecek dönemlerde. Muhasebe tahminlerindeki bir değişiklik sadece cari dönemi etkileyebileceği gibi, hem cari hem de gelecek dönemleri etkileyebilir. Her iki durumda da cari döneme ilişkin değişikliğin etkisi gelir tablosuna yansıtılır. Gelecek dönemler üzerinde bir etki varsa etki ilgili gelecek dönemlerde finansal tablolara yansıtılır (TMS 8, paragraf 38).

İnşaat sözleşmelerinde de değiştirilen tahminler, değişikliğin yapıldığı dönemin kâr veya zararına yansıtılan gelir ve gider tutarlarının belirlenmesinde ve izleyen dönemlerde kullanılır (TMS 11, paragraf 38).

Muhasebe tahminindeki bir değişikliğin etkisinin ileriye yönelik olarak finansal tablolara yansıtılması, tahminde değişiklik yapıldığı tarihten sonraki işlemlere, olaylara ve koşullara uygulandığı anlamına gelir (TMS 8, paragraf 38).

Ayrıca,

“Önceki yıllarda sözleşme zararı ile ilgili tahmin yapıldıktan sonra, sözleşme fiilen daha az tutarda bir zarar ile sonuçlanırsa, aradaki fark inşaatın tamamlandığı yıl kazanç olarak raporlanır (Epstein ve Jermakowicz, 2008:94).”

Örtülü Sermaye Hususu

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 15 Haziran 2014 - 20:13

 Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmelerde kullandıkları borçların, hesap döneminde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılmaktadır. Bu çerçevede yapılan düzenlemelerin amacı, ilişkili kişilerle mal veya hizmet alım ya da satımında bulunan gerçek kişi ve kurumların gelirlerinin tam ve doğru olarak beyan edilmesini sağlamak ve transfer fiyatlandırması yoluyla vergi matrahının aşındırılmasına engel olmaktır. Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunda, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacaktır.

               

A – Sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi veren kurumlara borçlanmalar hariç olmak kaydıyla, ana faaliyetine uygun olarak hareket eden ve ortak veya ortakla ilişkisi olan kişi sıfatına haiz olan banka veya benzeri kredi verenlere olan borçlanmaların %50 oranının dikkate alınacağı hususu önem arz etmektedir.

 

B – Ayrıca bu madde uygulanırken;

                           

     ı) Ortakla ilişkili kişi, ortağın doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında ortağı olduğu veya en az bu oranda oya veya kar payı hakkına sahip olduğu bir kurumu yada doğrudan veya dolaylı olarak, ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kar payı hakkına sahip hisselerin en az %10’unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu,

     ıı) öz sermaye, kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş hesap dönemi başındaki öz sermayesidir.

C – Kuruluşların İMKB’de işlem gören hisselerinin edinilmesi durumunda, söz konusu hisse nedeniyle ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılanlardan temin edilen borçlanmalarda en az %10 ortaklık payının olması şartı aranmaktadır.

D – Bahsi geçen oranların tamamı borç veren ortakların ve ortakların ilişkide olduğu kişilerin tamamını kapsamaktadır.

Bazı borçlanmalarda Örtülü Sermaye sayılmamaktadır.

                A – Kurumların ortaklarının yada ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayri nakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar.

                B – İştiraklerin, ortakların veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından yada sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen  yada tamamen kullandırdığı borçlar.

                C – 5411 sayılı Bankacılık Kanununa kapsamında faaliyet gösteren bankalarca yapılan borçlanmalar.

            D – 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansal kiralama şirketleri, 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyet gösteren finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu alandaki faaliyetleriyle ilgili olarak ortak yada ortakla ilişkili sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar.

               E – Örtülü sermaye üzerinden kur farkı dahil olmamak üzere, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, borç alan – borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının vuku bulduğu hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için merkeze gönderilen tutarlar sayılır.

Sorumlu Sıfatıyla Ödenecek KDV ve Özel Hususlardan Bazıları

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 10 Haziran 2014 - 15:22

SORUMLU SIFATIYLA ÖDENECEK KDV VE ÖZEL HUSUSLARDAN BAZIARI

 

 

ÇİFTE VERGİLENDİRME – STOPAJ

Yurtdışı firmasına ait çalışanların ülke sınırları içindeki çalışmaları 183 tam günü (2 kişi 92 tam gün – 183 kişi 1 tam gün) geçtiği takdirde oluşmaktadır. Yurtdışından alınan danışmanlık hizmetinde çifte vergilendirme anlaşmasının olmaması stopajın olacağını gösterir, ancak anlaşma varsa stopaj ayrılmasına gerek kalmamaktadır. Aslında usulen kanunlarımızda ayrılması gerektiği ancak böyle bir durumda yurtdışı firmasının ülkede ne kadar süre hizmette bulunduğunu başka bir ifadeyle hizmette bulunduğu farklı firmalara ne süre ve kişi ile destek vereceğini bilemeyiz. Bu nedenle mükelleflerce uygulamada sorumlu sıratı ile stopaj yapılmamaktadır.

KANUNİ DAYANAKLARIN İZAHLARINDA

 

Buna bağlı olarak yurtdışından gelen faturaya ilişkin 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi ve 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi kapmasında sorumlu sıfatı ile KDV hesaplaması gerekmektedir.

253 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan bilgilere göre yurtdışı ile ilgili yapılan işlemlerin belgelendirilmesi gerekli ve zorunlu bir durumdur. Ancak hizmet karşılığı  alınacak belgen temin edilmeden, avansın ödenmesi veya tamamının ödenmesi gider yazılması için yeterli görülmemekte olup, giderleştirilmesi için belgenin temini sağlanmalıdır. Buna rağmen belge temin edildiği halde hizmet bedelinin ödenmemesi sadece belgeye kapsamında gider yazılıp yazılmayacağı konusunda farklı görüşler vardır.

ÖZELLİKLİ DURUMLARDAN BAZILARI

 

 Yurtdışı faturanın geç gelmesi sonrasında belgeye ilişkin sorumlu sıfatı ile ödenmesi gereken KDV’nin dönem kayması hususunda, KDV beyanının VUK‘un 371. maddesine göre, pişmanlıkla yapılması ve ödenmesi konusunda bir düzenleme mevcuttur, Buna bağlı olarak faturanın geldiği yıl içinde gider konusu yapılabilinir.

 Ancak bir yorum getirilmesi gerekirse mükellef açısından doğru olanın, KDV sorumlusuna gelen belgenin beyanına ilişkin zamanı, belgenin vergi sorumlusunun ulaştığı tarih olması daha doğru bir yaklaşım olacağı kanısındayım.

Ayrıca yurt dışına yapılan ödemelerin yada gelen belgelerin ne kadarının ticari faaliyetle yapıldığı veya içeriğinin ne olduğu sorgulanmalıdır.

Yurtdışı ödemelerine ilişkin kanunda yapılan açıklamaların ucu açık olması nedeniyle genellikle ödemelerde mükellefler banka tercih etmektedir. Kambiyo mevzuatında atıf yapılmaması veya içeriğine alınmaması sebebiyle bankalara yapılarak alınan dekontların bağlayıcılığı olduğunu söyleyebiliriz. İthal edilen mala ilişkin işlemlerin prosedürün kambiyo mevzuatına tabi olduğu ve bankalardaki kambiyo takip sistemlerinde izlenmesi, dayanak teşkil etmektedir. Buna rağmen hizmet bedellerinde takip süreci kambiyo mevzuatı dışında tutulmasından dolayı ve bankalarca da bu konuda bir uygulama olmaması konunun tamamen mükellefe bırakılması ayrıca bir durumdur.

Vergi Usul Kanununda Kayıt Hususunda Özellikli Haller

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 05 Haziran 2014 - 1:49

VERGİ USUL KANUNUNDA KAYIT HUSUSUNDA ÖZELLİKLİ HALLER

Güncellendi..

 

·         Kayıtların Tevsiki

 

          İspat Edici Belgeler ( VUK tutulan defterlere yapılan kayıtların bir belgeye dayanması prensibini benimsemiştir. VUK 227md. Götürü giderlerin belgelendirilmesini hariç tutmuştur.ihracatçılara tanınan döviz bedellerinin %0,5 tutarındaki gider bu şekilde belgesiz olarak indirilebilecek türden bir giderdir. VUK 230 md. de yapılan düzenlemede fatura olma koşullarının tamamı sıralanmıştır. Fatura 213 sayılı VUK 231 md. 5.bendinde “İşlemin yapıldığı tarihten itibaren 10 gün içinde düzenlenmelidir” hükmü yer almaktadır.

 

Not: Zamanında düzenlenmeyen fatura hiç düzenlenmemiş sayılarak özel usulsüzlük cezası kesilecek, ancak faturaya konu harcamanın yasal kayıtlara intikalinde geçerli belge olarak kabul edilecektir. Bu durumda gider faturasının kayıtlara intikal ettirildiği dönemde bu faturada gösterilen KDV indirim ve iade konusu yapılabilecektir.

 

Ayrıca VUK 211 ve 232 sıra Nolu Genel Tebliğinde İrsaliye ve Fatura bir arada kesilebilmekte fakat bu birliktelikte fatura üzerine saatinyazılmasını zorunluluğu getirilmiştir.

 

1-      İşe başlama ve çıkış bildirgelerini meslek mensubu onayabilir,

 

2-      Gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerini meslek mensuplarına imzalama zorunluluğu getirilmiştir,

 

3-      233 sayılı KHK gereği faaliyette bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri bu hükümlere tabi değildir.

 

Not: Beyanname imzalayan veya tasdik raporu düzenleyen kişilerde  imzaladıkları beyannamelerden ve tasdik ettikleri raporlardan kaynaklanabilecek vergi ziyaı ve buna bağlı cezalardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.

 

 

·         Tevsiki Zaruri Olmayan Kayıtlar 

 

(Belgeye dayanmayan kayıtlar VUK 228 md.’de sayılmıştır)

 

          Örf ve teamüle göre bir belgeye dayandırılması alışılmış olmayan giderler (Dolmuş, Otobüs ücreti bileti),

 

          Belgenin teminine imkan bulunmayan giderler (Bayram, Yılbaşı kartı gönderme – Otoyol ücretleri – Köprü ve Tünel geçişleri),

 

          Vergi kanunlarına göre götürü olarak tespit edilen giderler (Şehir içi ulaşım,Telgraf, Odabaşı ücreti, Posta ücretleri gibi müteferrik ücretler) gider yazılabilir.

 

 

·         Özellik Gösteren Durumlar

 

          Ferdi İşletmenin Devri (Devir veya nevi değiştirme durumundan yada firma sahibinin vefatında mirascıların işletmeye devam etmeleri durumunda fatura kesilmesi uygundur fakat bildirimlerde oluşacak karışıklıklar çıkacağı için kesilecek yada kesilen özel usulsüzlük cezalarınıyargı organı kaldırmaktadır)

 

          Reklamasyon Giderlerini Belgelendirilmesi (sözleşmedeki şartlara uygun olmayan malların teslimi veya zamanında alıcıya ulaşmayan mallar için oluşan zararın karşılanmasına ilişkin bir durumdur. Durum belgelendirilmelidir fakat belgedeki hususların gerçekliği konusunda ihtiyaç dahilinde dairenin bilgi alınması söz konusu olabilecektir.

Yurtdışı İnşaat İşlerinde Ek Malzeme Tedarik ve İhracat Kazançlarının Kurumlar Vergisinde “İstisna” Kapsamında Değerlendirilmesine Ait Çıkarımlar

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 02 Haziran 2014 - 10:21

20.09.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-KVK-5-12-585 numaralı özelgede,

            Ticari kazancın 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan hususa göre tespit edilirken “Vergi Usul Kanununun değerleme hükümleri ve ilgili bu Kanuna ait 40 ve 41 inci maddelerindeki hükümlere uyulur” denilmektedir.

            Bu hususa ek olarak, KVK 5. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına aktarılan kazançlar, herhangi bir koşula bağlanmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmiş olup istisna uygulamasına ilişkin açıklamalar 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.9” bölümünde ifade edilmiştir. Tebliğin içeriğinde Yurt dışında yapılan inşaat işleri ile ilgili olarak Türkiye’deki merkez ile yurt dışındaki işyeri arasında ortaya çıkan ilişkilerde yurt dışındaki işyerine Türkiye’den fatura düzenlenmesi suretiyle yapılan ve o işyerinde maliyet veya gider olarak kabul edilen mal ve hizmet hareketleri ile yurt dışındaki işyeri ile Türkiye’deki merkez arasındaki para hareketlerinin ayrı ayrı hesaplarda izlenmesi ve değerlemenin buna göre yapılması gerekmektedir.

            5520 sayılı KVK 3. maddesinde; “Kanunun 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler.” hükmü yer almaktadır.

           İlgili özelge kapsamında sonuç olarak, Türkiye’den tedarik ederek yurt dışındaki proje için gönderilen emtiaların ihraç edilmesi halinde, yapılan işlem ihracat olarak değerlendirilecektir. Bu işleme ait satış, inşaat faaliyetinin bulunduğu ülkedeki yapımı taahhüt edilen işle hiçbir şekilde ilgili olmayıp, gerçekleşen satış yurt içi kurum kazancı olarak beyan edilmelidir.” Hususunda açıklama getirilmiştir.

– 17.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-125[5-11/4]-214 numaralı özelgede,

            Sözleşme kapsamında olduğu takdirde inşaata dahil yapılması gereken kapsam dışındaki işlemlere ait olarak görüş verilmiştir. Yukarıda yer alan kanuni açıklamalara bağlı kalınarak, yurt dışında yapımı taahhüt edilen inşaata ilişkin yapılan işin, montaj işlemi kapsamında olması halinde, söz konusu montaj işinden elde edilen kazançların, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi çerçevesinde kurumlar vergisinden istisnadır.

            İlgili özelge kapsamında sonuç olarak, Buna bağlı olarak, sözleşme kapsamında yer alan işlerde kullanılmak kaydıyla Türkiye’den gönderilmiş malların ihracından elde edilmiş olan kazançlar, yurt dışı montaj işinden sağlanan kazanç olarak nitelendirilememekte olup, istisna kapsamında değillerdir.”Hususunda açıklama getirilmiştir.

            Genel bir sonuç çıkarmak gerekirse; Sözleşme ön şartı ile yurt dışı inşaat işlemlerinde, yurt dışına gönderilen malzemeler ve tedarik işlemleri ihracat olarak değerlendirilirken, bu kapsamda elde edilen kazanç; yurt dışı montaj işinden sağlanan kazanç olarak nitelendirilemeyeceğinden, söz konusu istisnadan yararlanmayacaktır.

Yeni KDV Genel Tebliği Bizce Oslo Kılavuzuna Göre Hizmette Bir Yeniliktir

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 02 Haziran 2014 - 9:48

YENİ KDV GENEL TEBLİĞİ BİZCE  OSLO KILAVUZUNA GÖRE HİZMETTE BİR YENİLİKTİR

 

Prof. Dr. Atila BAĞRIAÇIK
&
Mesut Ayata

GİRİŞ

26 Nisan 2014 gün ve 28983 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde, Katma Değer Vergisi uygulamasına ilişkin açıklamalar yapılmış ve yaklaşık 30 yıldır yürürlükte olan tebliğdeki birçok hüküm kaldırılmış veya değiştirilmiştir. Yayımlanan bu yeni Genel Tebliğ ile uygulamaya yeni bir yön verilmiş ve KDV uygulamasındaki usul ve esasların bir çoğu yeniden düzenlenmiştir.

Bu Genel Tebliğ ile bu güne kadar yayınlanmış  olan 123 adet  Katma Değer Vergisi Kanunu Genel Tebliği 1 Mayıs 2014 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle tebliğ açıklamaları, 1 Mayıs 2014 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek ve eski uygulamalar tarihe karışacaktır.
Mükelleflerin İstisnaya tabi işlemlerden dolayı KDV iadesi alma hakları doğmaktadır. Uzun yıllar boyunca çıkarılmış birçok tebliğ KDV iadelerini düzenlemekle birlikte 1 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe giren KDV Genel Uygulama Tebliği tüm KDV iadeleri işlemlerini bir araya toplayarak iade konusunda ciddi düzenlemeler yapmıştır. Bu nedenle artık her konuda KDV iadesi almak isteyen mükellefler 1 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe giren KDV Genel Uygulama Tebliğinde belirtilen yeni düzenlemelere uymak zorundadır.

Buna gore KDV Genel Uygulama Tebliğindeki yeniliklerle ilgili değerlendirmelerimiz  aşağıda kısaca özetlenmiştir.

– 1985′ en bu yana yayımlanmış tebliğler kaldırılarak tek bir tebliğe dönüşüyor. Böylece mevzuattaki dağınıklığın önüne geçilmiş olacak.Mevzuatta ve uygulamada yaşanan aksaklıkların önüne geçmek için önemli düzenlemelere gidilecek.İfadeler güncellendi, konular, verilen özelgeler de dikkate alınarak örneklerle daha açık ve anlaşılabilir hale getirildi.

– İmal, inşa, tadil, bakım ve onarım uygulamalarını içeren istisna düzenlemelerinde proje uygulamasına geçildi. Mükellef önceden proje kapsamında hangi malların alınacağı listesini sunacak.Bu kapsamda yapılacak iade ve istisnalara çok daha kolay bir şekilde takip edilip, mükellef açısından kolaylık sağlanacak.

– İstisna uygulamalarında husus ve esaslar açık bir şekilde ortaya konuldu.

– Tecil ve terkin uygulamasından yararlanacak imalatçıların kapsamı tarımsal üretimi de kapsayacak bir şeklide genişletildi. İlk defa tarımsal üretim yapanlar da tecil, terkin kapsamına alınmış oldu

– Halen uygulamada olan hızlandırılmış iade sisteminden yararlanma koşulları hafifletildi. Bilanço büyüklükleri yani aktif, maddi durağan varlıklar, özsermaye ve satış tutarıyla ilgili 4 kriterden 3’nü sağlamış olması yeterli sayılacak. Ayırca çalıştırılması gereken asgari işçi sayısı da 350’den 250’ye düşürüldü. Bu uygulama büyük hacimli mükelleflerin KDV iadelerini herhangi bir inceleme olmaksızın ve 5 iş günü içinde almalarına imkan sağlarken, tebliğ çalışmasıyla bu uygulamadan daha fazla mükellefin yararlanmasına imkan sağlanmış olacak.

– Daha önce sadece imalat ya da ihracat yapan mükelleflerin yararlanabildiği indirimli teminat uygulaması sistemini, KDV iadesi alan tüm mükelleflerin gerekli şartları sağlaması kaydıyla yararlanabileceği şekle dönüştürüldü.

– İndirimli teminat uygulaması sistemiyle gerekli koşulları sağlayan mükellefler, KDV iadelerini yüzde 100 teminat yerine sadece yüzde 4 veya yüzde 8  teminat göstererek alabilecekler. Teminatlar düşürülerek, bu şartları sağlayan bütün mükellefler açısından vergi ve finansman yükünde önemli bir hafiflemeye gidilecek. KDV iadesi alan tüm mükelleflerin gerekli şartları sağlaması kaydıyla yararlanabileceği şekle dönüştürüldü. Bu şartlardan en önemlisi YMM Tasdik Sözleşmesinin zorunlu hale getirilmiş olmasıdır.
– Mal teslimlerine yönelik tevkifat uygulamalarından kaynaklanan mahsuben iade incelemesiz ve teminatsız iade alınabilmesine imkan sağlandı.

– İhraç kaydıyla ürün alan ihracatçıların, genel yönetim giderleri ve amortismana tabi iktisadi kıymetler nedeniyle alabileceği azami KDV iadesinin ne olacağı sorusunun yanıtı, ne kanunda ne de tebliğlerde yer almaktaydı.

Bu sorunun yanıtı, Vergi İadesinin özelgeleriyle cevap bulmaktaydı. Ancak bu konuda verilen iki farklı özelge bulunması nedeniyle ihracatçıların da kafaları biraz karışıktı.

KDV Genel Uygulama Tebliğiyle bu konudaki sorun, artık çözülmüş ve konuya açıklık getirilmiştir.

Genel Uygulama Tebliğinin IV/A-1.3 bölümü uyarınca; ihraç kaydıyla mal alan ihracatçının ödemediği KDV’yi iade olarak talep etmesi mümkün olmayıp, varsa genel giderler ve ATİK’ler nedeniyle iade talep etmesi mümkündür. Bu durumda ihracatçının genel giderler ve ATİK nedeniyle yüklendiği KDV için iade talebinde bulunabileceği KDV tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanması sonucu hesaplanan tutar ile ihraç kayıtlı teslim bedeli üzerinden hesaplanan KDV arasındaki farkı aşamaz.
SONUÇ

Yapılan bu düzenleme bizce KDV iade sisteminde Oslo kılavuzuna göre hizmette bir yeniliktir.Elbette güncellenmesi gereken konular, yol aldıkça olacaktır.Aklımıza geldiği kadarıyla örneğin 06.02.2014 tarihinde TBMM kabul edilen Torba Yasası kapsamında Ar-Ge ve yenilik projeleri sonucunda oluşan çıktılara patent ya da faydalı model alınması sonucunda elde edilen satış gelirlerine kurumlar vergisi ve KDV istisnası getirilmesi ile bizce Türkiye Ekonomisi için yenilikçi ürünlerin yeterince ticarileşmesini engelleyen yapısal sorununa mikro ve makro ağırlıklı önemli bir çözüm getirilmiştir. Seri üretim sonucunda ortaya çıkan çıktıların satışı halinde bize göre  ihracat faturası gibi KDV’siz  fatura düzenlenecek olup,  imal edilen mamul ile ilgili olarak 2015 Ocak başından  itibaren iade talebinde bulunabilinecektir. Ancak, Tebliğde bu hususa dair bir hüküm bulunmamaktadır.

Yurt Dışı Finans Kurumlarına Ait Faiz Faturalarında Damga Vergisi ve KDV Hususu

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 29 Mayıs 2014 - 9:45
Yabancı para ile yurtdışından alınan krediler için ödenecek olan faiz tutarından KKEG (3) yıla kadar anapara artı faiz üzerinden hesaplanırken, daha fazla sürelilerde hesaplama yapılmaz.  KVK 30/7-b maddesinde yer alan ifade şu şekilde izah etmiştir; “Yurtdışındaki finans kuruluşlarından temin edilen borçlanmalara ilişkin ana para, faiz ve kâr payı ödemeleri ile sigorta ve reasürans ödemeleri üzerinden bu fıkra uyarınca vergi kesintisi yapılmaz”.  
 
 
Bundan ayrı olarak 20.12.2006 tarih ve 2006/11447 Sayılı Kararnamenin ekindeki kararın (2)’nci maddesinin (e) bendinde,
(i)-Yabancı Devletler, Uluslararası Kurumlar veya Yabancı Banka ve Kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizlerden (Katılım Bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kar payları dahil) yapılacak tevkifat oranı %0,
(ii)- Diğerlerinden %10′ luk bir vergi kesintisi yapılacağı hususu belirtilmiştir.
 
 
KDVK’nun 17/4-e maddesinde; BSMV kapsamında yer alan işlemlerin, sigorta acente ve prodüktörlerinin, tali acentelerin, sigorta muamelelerine ilişkin işlemleri ile KVK 7.maddesi (24) numaralı bendinde sayılmış kurumların kredilere teminat sağlama işlemlerinin de KDV’den istisna olduğu belirtilmektedir.
Ancak Türk Lirası cinsinden alınan kredilerin süre gözetmeksizin faiz hesaplanması durumu mevcuttur.
 
 
Yapılan işlemlerde oluşacak olan damga vergisi için, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu ek’li (2) sayılı tabloda yer alan “VI. Ticari ve Medeni İşlerle İlgili Kağıtlar” başlıklı bölümünün (23) numaralı fıkrasında açıklanmış olan bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlardan sağlanan kredilerin ve geri ödenmesine taraflarca düzenlemiş olan kağıtlarla, bunların üzerine konulan açıklamaların (Kredilerin kullanımları hariç olmak kaydıyla) Damga Vergisinden İstisna olduğu belirtilmiştir. 

Sorumlu Sıfatı ile Ödenmesi Gereken Kdv ve Özellikli Bazı Durumlar

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 22 Mayıs 2014 - 18:57

ÇİFTE VERGİLENDİRMEDE STOPAJ İŞLEMİ

Direk açıklama yapmak gerekirse, yurtdışı firmasına ait çalışanların ülke sınırları içindeki çalışmaları 183 tam günü (2 kişi 92 tam gün – 183 kişi 1 tam gün) geçtiği takdirde oluşmaktadır. Yurtdışından alınan danışmanlık hizmetinde çifte vergilendirme anlaşmasının olmaması stopajın olacağını gösterir, ancak anlaşma varsa stopaj ayrılmasına gerek kalmamaktadır. Aslında  usulen kanunlarımızda ayrılması gerektiği ancak böyle bir durumda yurtdışı firmasının ülkede ne kadar süre hizmette bulunduğunu başka bir ifadeyle hizmette bulunduğu farklı firmalara ne süre ve kişi ile destek vereceğini bilemeyiz. Bu nedenle mükelleflerce uygulamada sorumlu sıratı ile stopaj yapılmamaktadır.

KANUNİ DAYANAKLARIN İZAHLARINDA,

Buna bağlı olarak yurtdışından gelen faturaya ilişkin 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi ve 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi kapmasında sorumlu sıfatı ile KDV hesaplaması gerekmektedir.

253 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan bilgilere göre yurtdışı ile ilgili yapılan işlemlerin belgelendirilmesi gerekli ve zorunlu bir durumdur. Ancak hizmet karşılığı  alınacak belgen temin edilmeden, avansın ödenmesi veya tamamının ödenmesi gider yazılması için yeterli görülmemekte olup, giderleştirilmesi için belgenin temini sağlanmalıdır. Buna rağmen belge temin edildiği halde hizmet bedelinin ödenmemesi sadece belgeye kapsamında gider yazılıp yazılmayacağı konusunda farklı görüşler vardır.

ÖZELLİKLİ DURUMLARDAN BAZILARI,

 Yurtdışı faturanın geç gelmesi sonrasında belgeye ilişkin sorumlu sıfatı ile ödenmesi gereken KDV’nin dönem kayması hususunda, KDV beyanının VUK‘un 371. maddesine göre, pişmanlıkla yapılması ve ödenmesi konusunda bir düzenleme mevcuttur, Buna bağlı olarak faturanın geldiği yıl içinde gider konusu yapılabilir.

 Ancak bir yorum getirilmesi gerekirse mükellef açısından doğru olanın, KDV sorumlusuna gelen belgenin beyanına ilişkin zamanı, belgenin vergi sorumlusunun ulaştığı tarih olması daha doğru bir yaklaşım olacağı kanısındayım.

 Ayrıca yurt dışına yapılan ödemelerin yada gelen belgelerin ne kadarının ticari faaliyetle yapıldığı veya içeriğinin ne olduğu sorgulanmalıdır.

Yurtdışı ödemelerine ilişkin kanunda yapılan açıklamaların ucu açık olması nedeniyle genellikle ödemelerde mükellefler banka tercih etmektedir. Kambiyo mevzuatında atıf yapılmaması veya içeriğine alınmaması sebebiyle bankalara yapılarak alınan dekontların bağlayıcılığı olduğunu söyleyebiliriz. İthal edilen mala ilişkin işlemlerin prosedürün kambiyo mevzuatına tabi olduğu ve bankalardaki kambiyo takip sistemlerinde izlenmesi, dayanak teşkil etmektedir. Buna rağmen hizmet bedellerinde takip süreci kambiyo mevzuatı dışında tutulmasından dolayı ve bankalarca da bu konuda bir uygulama olmaması konunun tamamen mükellefe bırakılması ayrıca bir durumdur.

Yıllara Sair Inşaat İşleri Kapsamında Teknik Hizmetlerde Stopaj Uygulaması

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 02 Mayıs 2014 - 13:08
Yıllara sair insaat ve onarım işleri kapsamındaki bir kuruma, teknik danışmanlık-mühendislik-mimarlık-proje çizim hizmetleri verilmesi ile ilgili olarak verilen hizmetlerinde bu kapsamda değerlendirilebileceği, stopaj uygulanması hakkında,
 
Sayı: B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 15-1322 ve 11/04/2012 tarihli, Mimarlık ve danışmanlık hizmetleri kapsamında yapılan faaliyetlerin yıllara sari inşaat işi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ile KV ve KDV tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hakkında ki özelgede, ifade edilen husus açık ve net bir ifade sergilemektedir.

B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 42-1601 sayılı ve 16/09/2011 tarihli, Kâr veya zarar, parça parça sözleşmeler ile yaptırılan işlerde ayrı ayrı geçici kabul tutanaklarının onaylandığı tarihlerde mi, yoksa işi bütün olarak bittiği son geçici kabul tutanağının onaylandığı tarihte mı beyan edileceği hakkındaki özelgede, teknik danışmanlık-mühendislik-mimarlık-proje çizim hizmetleri bu kapsamda gibi değerlendirilmiş, kanısı oluşturmuştur.
 
 
Yukarıda yer alan özelgeler ve diğer bağlantısı olabileceğini düşündüğüm özelgelerin ve bilgilerin yer aldığı dosya ek’te mevcuttur. 
 
 (M.B.’nın 23.06.2009 tarih ve B.07.1.GİB.0.01.53/5309-360 sayılı muktezası )
Ana yüklenicinin Kamu Kurum ve Kuruluşlarına ifa ettiği yapım işi tevkifat kapsamında olduğundan söz konusu yapım işinin alt taşeronlara devrinde de yazılı bir sözleşme yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın 2/10 (01.05.2012 sonrası) oranında KDV tevkifatı uygulanması gerekmektedir, ibaresi yer almaktadır.
 
İnşaat ve onarma işinin birden fazla takvim yılına sirayet etmesi, inşaat ve onarma işinin başlama ve bitim tarihlerinin farklı yıllara gerçekleşmesi anlamına gelirken, İnşaat işinin yapılma süresi önem arz etmediği gibi bir durum ortaya çıkarmaktadır. Mesela, 15.10.2011 de başlayan inşaat işi 23.11.2014 tarihinde tamamlandığın da yıllara sari inşaat işi olmakta ve diğer şartlar da gerçekleştiğinde inşaat işi özel vergilendirme sistemine tabi tutulmaktadır. Bu durumda pey der pey tamamlanarak ilerleyen inşaat işine sözleşme ile bağlanan danışman firma (mühendislik-proje-mimarlık) verdiği hizmet ile yıllara yaygın inşaat ve onarım işi kapsamında değerlendirilebilir, fakat sözleşmede belirtilen tarihler çerçevesinde yıllara sari inşaat işi olmayan işler, bazı nedenlerle sonraki yıla taştığından söz konusu iş diğer şartlarında mevcut olması halinde yıllara sari inşaat işi kapsamında değerlendirilir.
 
Bu duruma ilişkin olarak;
 
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri tek bir sözleşme ile taahhüt edilmiş olsa da her bir iş için ayrı ayrı teslim tarihi belirlenmesi halinde işin birim tarihi ile ilgili olarak, Maliye Bakanlığının 22/02/2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.02-GVK-42-62 sayılı özelgesinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasında, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zararın işin bittiği yıl kati olarak tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri sayılarak, işin tamamlanma yılı beyannamesinde gösterileceği hükme bağlanmıştır. 
 
Yıllara yaygın inşaat işleri kapsamında alt yüklenici (taşeron) yaptırılan işler karşılığında yapılacak ödemelerde tevkifat yapılmaktadır. 21/06/2012 ve KDVK-63/2012-3 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinde de atıf yapılan 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (3.2.1) bölümünde, Tebliğin (3.1.2/b) ayırımında sayılanlara karşı ifa edilen yapım işleri ile bu işlerle birlikte ifa edilen mühendislik-mimarlık ve etüt-proje hizmetlerinde alıcılar tarafından 2/10 oranında KDV tevkifatı uygulanacağı ifade edilmiştir.
Def­ter­dar­lık 12.3.1993 Ta­rih ve B.07.4.DEF.0.34.11 GVK-94/4 – 2771 sa­yılı özel­ge­si ile mon­taj ta­ah­hü­dün­de bu­lun­mak­sı­zın ya­pıla­cak mal­ze­me ve pro­je te­mi­ni işi­nin Ge­lir Ver­gi­si Ka­nu­nu’nun 42’nci mad­de­sin­de ya­zılı iş­ler ni­te­li­ğin­de ol­ma­dı­ğın­dan, ya­pılan öde­me­ler­den ge­lir ver­gi­si tev­ki­fa­tı ya­pıl­ma­ya­ca­ğı yö­nün­de gö­rüş bil­dir­miş­tir.
Ay­nı şe­kil­de, İs­tan­bul Def­ter­dar­lı­ğı­nın 20.1.1992 Ta­rih ve VSZ-GVK-11042-1595 sa­yılı özel­ge­sin­de de ka­pı, pen­ce­re, port­man­to ya­pı­mı işi­nin in­şa­at ve ona­rım işi ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­me­ye­ce­ği yö­nün­de gö­rüş bil­di­ril­miş­tir.
Bu­ra­da dik­kat edi­le­cek hu­sus; yal­nız başına in­şa­at mal­ze­me­si tes­li­minin in­şa­at işi ol­ma­dı­ğı hal­de, tes­li­mi ya­pılan bu mal­ze­me­le­rin mon­ta­jının da üst­le­nil­me­si ha­lin­de, işin in­şa­at işi ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­cek ol­ma­sı­dır. Mal­ze­me­nin tes­lim ve mon­ta­jı bir­den faz­la yıl­da ta­mam­la­na­cak ise, mal­ze­me be­de­li de da­hil ol­mak üze­re ya­pılan öde­me­ler­den ge­lir ver­gi­si tev­ki­fa­tı ya­pıla­cak­tır.
Ay­nı şe­kil­de, yal­nız başına pro­je hiz­me­ti ve­ril­me­si in­şa­at işi ol­ma­dı­ğı hal­de; in­şa­a­tın pro­je­len­dir­me hiz­met­le­ri de da­hil, bir bü­tün ha­lin­de iha­le edil­me­si ha­lin­de, pro­je be­de­li de da­hil ol­mak üze­re, ya­pılan öde­me­le­rin ta­ma­mın­dan ge­lir ver­gi­si ke­sin­ti­si ya­pıla­cak­tır.

Mali Tablolar Analizinde Dönüşüm

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 28 Şubat 2014 - 9:47

MALİ TABLOLAR ANALİZİNDE DÖNÜŞÜM

 

    Muhasebe alanında yaşanan köklü değişim mali tablolar analizini de etkilemiştir. Günümüzde mali tablolarda, klasik mali tablo hazırlanmasından tam set TFRS’ye geçişle beraber pek çok değişiklik meydana gelmektedir. Meslek mensuplarımız bu noktada yeterince bilgi sahibi olamamaktadırlar.

 

1-GİRİŞ

 

     Günümüze kadar gelen klasik muhasebe eğitimi Bilanço ve gelir tablosu ile bunlara yönelik analiz tekniklerini meslek mensuplarına aktarmıştır. Muhasebe mesleğinde yaşanan uluslar arası gelişmelere uyum süreci ile beraber uluslar arası muhasebe standartlarının bir çevirisi sayılabilecek TFRS uygulamaları ile belirli bir ivme kazanmıştır. KOBİ TFRS uygulamaları Türkiye için beklenen etkiyi yapmasa da tam set TFRS uygulamalarına olan ilgi sürekli artmaktadır. Özellikle bağımsız denetim sürecinde denetlenecek olan mali tabloların klasik mali tablolar olmaması, şirketlere tam set TFRS uygulamalarını hızlı bir biçimde öğrenmeyi zorunluluk haline getirmektedir.

 

Ülkemiz muhasebe uygulamalarında tekdüzen o kadar yerleşmiştir ki ilke bazlı olan TFRS uygulamaları hep havada kalmaktadır. Nitekim 20.05.2013 tarihinde Kamu Gözetim Kurumu dayanamayarak örnek mali tablo formatları yayınlamak zorunda kalmıştır. Tam set TFRS’ye Uyumlu olarak Bilanço ve Gelir Tablosu yerine hazırlanması gereken tablolar şunlardır.

 

1-Finansal Durum Tablosu

2-Kar veya Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelir Tablosu

a)      Tek Tablolu Yaklaşım

b)     İki Tablolu Yaklaşım

3-Özkaynaklar Değişim Tablosu

4-Nakit Akış Tablosu

a)      Doğrudan Yöntem

b)     Dolaylı Yöntem

5-Dipnotlar

 

     Öncelikle bu kadar çok mali tablonun hazırlanması muhasebe mesleği mensuplarını aşırı derecede yoracaktır. Ayrıca klasik mali tablolardan da bütünüyle vazgeçilmemesi, klasik mali tablolardan yola çıkılarak tam set TFRS’ye uygun mali tablolar hazırlanmalı mantığıyla hareket edildiğinden sorunlar daha da artmaktadır. Ayrıca daha meslek mensuplarımız TFRS’ye hazır değilken Maliye çalışanlarının hazır olması da beklenemez. Bu durumda mali tablolarla maliyeye verilecek olan bildirimlerde oluşacak farkların açıklanması da ayrı bir konudur.

 

2-MALİ TABLOLAR ANALİZİNDE DÖNÜŞÜM

 

     Mali tablolar değişince mali tabloların analizine ilişkin bilgilerinde değişmesi kaçınılmaz olmaktadır. Üniversitelerde okutulan mali tablolar analizi dersleri de sınavlarda sorulan mali analiz soruları da zaman içerisinde değişecektir. Doğru bir mali tablo analizi yapabilmek için öncelikle mali tabloların çok iyi tanınması gerekir. Tam set TFRS’ye uygun (KGK’nın da tavsiye ettiği) tablolar iyi tanınmadan yapılacak analizler yanlış sonuçlara ulaşabilecektir.

 

Mali tablolar analizinde yaygın olarak kullanılan teknikler şunlardır:

a)     Karşılaştırmalı Mali Analiz

b)     Yüzdeler (Dikey) Analizi

c)     Eğilim (Trend) Analizi

d)     Oranlar (Rasyolar) Analizi

 

Mali tablo analiz tekniklerinin her birinin kendine has avantaj ve dezavantajları olmasına rağmen en sık kullanılan yöntem oranlar analizi olmaktadır. Hesaplamaların kolaylığı sonuçların daha net anlaşılması gibi avantajları bu yöntemin tercih edilmesinde rol oynamaktadır.  Tam set TFRS’ye uyumlu mali tabloların analizinde oranlar analizinin tercih edilmesi durumun da aşağıdaki oranların kullanılması uygundur.

 

 

A- LİKİDİTE ORANLARI

Toplam Dönen Varlıklar

1- Cari Oran                           —————————————————————–

Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar

 

Toplam Dönen Varlıklar- (Stoklar + Peşin Ödenmiş Giderler + Diğer Dönen Varlıklar+Satış Amaçlı Sınıflandırılan Duran Varlıklar)

2- Asit-Test Oranı                   —————————————————————–

Toplam Kısa Vadeli Yükümlülükler

 

Nakit ve Nakit Benzerleri + Finansal Yatırımlar

3- Nakit Oranı                        —————————————————————–

Toplam Kısa Vadeli Yükümlülükler

 

Stoklar

4- Stoklar/Dönen Varlıklar Oranı —————————————————————–

Toplam Dönen Varlıklar

 

 

 

Stoklar

5- Stoklar/Varlık (Aktif) Top.Oranı —————————————————————–

Varlıklar Toplamı

 

Kısa Vadeli Yükümlülükler -( Nakit ve Nakit Benzerleri + Finansal Yatırımlar )

6- Stok Bağımlılık Oranı —————————————————————–

Stoklar

 

 

 

İlişkili Olmayan Taraflardan Ticari Alacaklar + İlişkili    Olmayan Taraflardan Diğer Alacaklar (Kısa Vadeli)

7- Kısa Vad.Alac./Dönen Varlık.Oranı —————————————————————–

Toplam Dönen Varlıklar

 

İlişkili Olmayan Taraflardan Ticari Alacaklar + İlişkili    Olmayan Taraflardan Diğer Alacaklar (Kısa Vadeli)

8- Kısa Vad.Alac./Varlık (Aktif) —————————————————————–

Toplamı Oranı                                                                           Varlıklar Toplamı

 

B- FİNANSAL YAPI ORANLARI

 

Kısa Vadeli Yükümlülükler + Uzun

Vadeli Yükümlülükler

1- Yabancı Kay.Toplamı/Varlık (Aktif) —————————————————————–

Top.Oranı (Kaldıraç Oranı)                                       Varlıklar Toplamı

 

Toplam Öz Kaynaklar

2- Öz Kaynak./Varlık (Aktif) Top.Oranı —————————————————————–

Varlıklar Toplamı

 

Toplam Öz Kaynaklar

3- Öz Kaynak./Yabancı Kay.Top.Oranı —————————————————————-

Kısa Vadeli Yükümlülükler + Uzun

Vadeli Yükümlülükler

 

4- Kısa Vadeli Yükümlülükler /                                  Kısa Vadeli Yükümlülükler

Kaynak (Pasif) Toplamı Oranı           —————————————————————–

Kaynaklar Toplamı

 

5- Uzun Vadeli Yükümlülükler /                                Uzun Vadeli Yükümlülükler

Kaynak (Pasif) Toplamı Oranı           —————————————————————–

Kaynaklar Toplamı

 

Uzun Vadeli Yükümlülükler

6- Uzun Vadeli Yükümlülükler / —————————————————————–

Devamlı Sermaye Oranı                               Uzun Vadeli Yükümlülükler + Özkaynaklar

 

Maddi Duran Varlıklar (Net) +Yatırım Amaçlı

Gayrımenkuller

7- Mad.Duran Varl./Öz Kaynak.Oranı —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

 

8- Mad.Duran Varl./                           Maddi Duran Varlıklar (Net) + Yatırım Amaçlı

Gayrımenkuller

Yabancı Kaynaklar Oranı                  —————————————————————–

Uzun Vadeli Yükümlülükler

 

Duran Varlıklar

9- Duran Varlıklar/Yabancı Kaynaklar —————————————————————–

Top.Oranı                                                      Kısa Vadeli Yükümlülükler + Uzun

Vadeli Yükümlülükler

 

 

Toplam Duran Varlıklar

10- Duran Varlıklar/Öz Kaynak.Oranı —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

Toplam Duran Varlıklar

11- Duran Varlıklar/Devamlı Sermaye —————————————————————–

Oranı                                                              Uzun Vadeli Yükümlülükler + Özkaynaklar

 

Kısa Vadeli Yükümlülükler

12- Kısa Vadeli Yükümlülükler/          —————————————————————–

Yabancı Kaynaklar Top.Oranı                       Kısa Vadeli Yükümlülükler + Uzun

Vadeli Yükümlülükler

 

Kısa Vadeli Borçlanmalar + Uzun

Vadeli Borçlanmaların Kısa Vadeli Kısımları+Uzun Vadeli Borçlanmalar

13- Banka Kredileri/Varlık (Aktif)       —————————————————————-

Toplamı Oranı                                                           Toplam Varlıklar

 

Kısa Vadeli Borçlanmalar + Uzun

14- Kısa Vad.Banka Krd./Kısa Vadeli            Vadeli Borçlanmaların Kısa Vadeli Kısımları

Yükümlülükler  Oranı                         —————————————————————–

Kısa Vadeli Yükümlülükler

 

Kısa Vadeli Borçlanmalar + Uzun V.

Borçlanmaların Kısa Vadeli Kısımları +

15- Banka Kredileri/Yabancı Kay.                             Uzun Vadeli Borçlanmalar

Toplamı Oranı                                    —————————————————————–

Kısa Vadeli Yükümlülükler + Uzun

Vadeli Yükümlülükler

 

Toplam Dönen Varlıklar

16- Dönen Varlıklar/Aktif (Varlık)      —————————————————————–

Toplamı Oranı                                                           Toplam Varlıklar

 

Maddi Duran Varlıklar (Net)+ Yatırım Amaçlı Gayrımenkuller

17- Mad.Duran Var.(Net)/Varlık (Aktif) —————————————————————–

Toplamı Oranı                                                           Toplam Varlıklar

C- DEVİR HIZLARI

 

Satışların Maliyeti (Cari Yıl)

1- Stok Devir Hızı                              —————————————————————–

(Önceki Yıl Stok. + Cari Yıl Stok.) /2

 

 

Hasılat

2- Alacak Devir Hızı                           —————————————————————–

Kısa Vadeli İlişkili Olmayan Taraflardan Ticari Alacaklar + Uzun Vadeli İlişkili Olmayan Taraflardan Ticari Alacaklar

 

Hasılat

3- Çalışma Sermayesi Devir Hızı      —————————————————————–

Toplam Dönen Varlıklar

 

Hasılat

4- Net Çalışma Sermayesi Devir Hızı —————————————————————–

Toplam Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli

Yükümlülükler

 

Hasılat

5- Mad.Duran Varl.Devir Hızı            —————————————————————–

Maddi Duran Varlıklar (Net)+ Yatırım Amaçlı

Gayrımenkuller

 

Hasılat

6- Duran Varlıklar Devir Hızı              —————————————————————–

Toplam Duran Varlıklar

 

Hasılat

7- Öz Kaynak Devir Hızı                    —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

Hasılat

8- Aktif Devir Hızı                              —————————————————————–

Toplam Varlıklar

 

D- KÂRLILIK ORANLARI

 

1) Kâr ile Sermaye Arasındaki İlişkileri Gösteren Oranlar

 

Sürdürülen Faaliyetler Dönem Karı

a- Kâr/Öz Kaynak.Oranı                    —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

Durdurulan Faaliyetler Dönem Karı

b- Kâr/Öz Kaynak.Oranı                    —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

Dönem Karı

c- Kâr/Öz Kaynak.Oranı                    —————————————————————–

Toplam Öz Kaynaklar

 

 

c- Finansman Giderleri ve Dönem Karı        Dönem Kârı +Finansman Gid.

/Kaynak (Pasif) Top.Oranı                —————————————————————–

(Ekonomik Rantabilite)                                  Toplam Kaynaklar

 

Dönem Karı

d- Net Kâr/Varlık (Aktif) Top.Oranı    —————————————————————–

Toplam Varlıklar

 

e- Faaliyet Kârı/Faaliyetin Gerçek.               Sürdürülen Faaliyetler Dönem Karı

Kul.Varlık.Oranı                                 —————————————————————–

Toplam Varlıklar.-Finansal Yatırımlar

 

 

Kardan Ayrılmış Kısıtlanmış Yedekler

f- Birikmeli (Kümülatif) Kârlılık Oranı            —————————————————————–

Toplam Varlıklar

 

2) Kâr ile Satışlar Arasındaki İlişkileri Gösteren Oranlar

 

Sürdürülen Faaliyetler Dönem Karı

a- Faaliyet Kârı/Net Satışlar Oranı                —————————————————————–

Hasılat

 

 

Dönem Karı

b- Net Kâr/Net Satışlar Oranı                        —————————————————————–

Hasılat

Satışların Maliyeti

c- Satılan Malın Maliyeti/Net                         —————————————————————-Satışlar Oranı                                                   Hasılat

 

Genel Yönetim Giderleri+Pazarlama Giderleri+

Araştırma ve Geliştirme Giderleri+Esas

Faaliyetlerden Diğer Giderler

d- Faaliyet Gid./Net Satış.Oranı                    —————————————————————–

Hasılat

 

Finansman Giderleri

e- Faiz Gid./Net Satışlar Oranı                      —————————————————————–

Hasılat

 

3) Kâr ile Finansal Yükümlülükler Arasındaki İlişkileri Gösteren Oranlar

 

a- Faiz ve Vergiden Önceki Kâr/                              Dönem Karı + Finansman Giderleri

Faiz Giderleri Oranı                                       —————————————————————–

Finansman Giderleri

 

3-SONUÇ

 

     Mali tabloların tam set TFRS’ye uyumlu hazırlanmasıyla beraber kullanılan terminolojide de önemli değişiklikler olmuştur. Pek çok yeni hesap ve grubu kullanırken, bazı hesap gruplarının da isimleri değişmiştir. Bu nedenle mali tablolar analizinde kullanılan oranlarında değişmesi gerekmektedir. Bu makalemizde ülkemiz için nispeten yeni olan konu hakkında bilgiler verilmek istenmiştir.

 

TFRS uygulamalarının meslek mensuplarımıza anlatılmasında TÜRMOB ve Odalara büyük görevler düşmektedir. Bu konuda ki çalışmaların arttırılması gerekmektedir.

 

Mali Müşavir Hakları Bildirgesi

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 06 Şubat 2014 - 15:34

MALİ MÜŞAVİR HAKLARI BİLDİRGESİ

     Kalite odaklı yaklaşımların artması ile beraber tüm kurum ve kuruluşlar bu yönde çalışmalarını, misyon ve vizyonlarını gözden geçirme ihtiyacı duymaktadırlar. Bu kapsamda Maliye idaresi mükellef hakları bildirgesi yayınlamıştır. Ancak verginin tarafları sadece vergi idaresi ve mükelleften oluşmamaktadır. 3568 sayılı yasa ile beraber verginin tarafları üçe çıkmıştır. Bunlardan “mali müşavir” meslek mensupları görmezden gelinerek sağlıklı bir vergilendirme sürecinin yürütülmesine imkan bulunmamaktadır.

 

1.       GİRİŞ

Vergilerin etkin bir şekilde toplanmasında, mükelleflerin vergi idaresinin istediği formatta ve yasalara uygun bir şekilde yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde mali müşavirlerin fonksiyonları tartışılamayacak kadar fazladır. Mali Müşavirler bu görevlerini ifa ederlerken pek çok sorun ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu sorunlar,

a)      Mükellefle ilgili Sorunlar

b)      Mevzuat ile ilgili sorunlar

c)       Vergi İdaresi İle İlgili Sorunlar

d)      Diğer Meslek Mensuplarıyla ile İlgili sorunlar

şeklinde dört grupta toplanabilir. Ancak mali müşavirlerin sorumlulukları fazla olmasına karşın görevlerini sağlıklı bir şekilde ifa etmelerini sağlayacak yetkiler tam olarak verilmemiştir. Mali müşavirlerin haklarının ne olduğunu gösteren detaylı bir çalışma da bulunmamaktadır.

 

2.       MALİ MÜŞAVİR HAKLARI BİLDİRGESİ

     Mali Müşavirlerin haklarını gösteren detaylı bir çalışma olmadığına göre bu alanda ilk sayılabilecek bir 16 maddelik tasarı veya öneriyi şu şekilde sıralayabiliriz.

1- Her Mali Müşavirin verdiği hizmetin karşılığını tam ve zamanında alma hakkı vardır.

2- Her Mali Müşavirin günün, haftanın ve yılın belli günlerinde dinlenerek kendisine ve ailesine zaman ayırma hakkı bulunmaktadır.

3- Her Mali Müşavirin ücretsiz iş yapmama kurum ve kuruluşların angarya denilebilecek gereksiz bildirimlerini vermeme hakkı vardır.

4- Her Mali Müşavirin kamu kurumlarında mesleğinin gerektirdiği saygı ve itibarı görme hakkı bulunmaktadır.

5- Her Mali Müşavir her gün çıkan ve sürekli değişen mevzuat yerine olması gereken hukuku uygulaması gerekmektedir.

6- Her Mali Müşavirin ünvanı ister YMM, ister Bağımsız Denetçi olsun, ister bağımlı, ister kamuda çalışsın bir diğerinden farkı veya üstünlüğü yoktur.

7- Her Mali Müşavirin görevini sırasında kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi ve belge isteme hakkı bulunmaktadır.

8-  Her Mali Müşavirin görevini tam bir bağımsızlık ve tarafsızlıkla ifa etmesi için gereken müşteri sayısına kadar müşteri kabul etme hakkı vardır.

9- Her Mali Müşavirin mükellefin özel işlerini, hizmet sözleşmesi kapsamında bulunmayan işleri yapmama hakkı bulunmaktadır.

10- Her Mali Müşavirin aidat ödediği kurumlardan mesleki haklarının savunulmasını talep etme hakkı vardır.

11- Her Mali Müşavirin aidat ödediği kurumların yönetimi için seçimlerde oy verme, aday olma ve temsilde adalet ilkesine uygun temsil edilme hakkı bulunmaktadır.

12- Her Mali Müşavirin mesleki gelişimi sağlayacak kurs, seminer ve panellere katılma hakkı bulunmaktadır.

13- Her Mali Müşavirin diğer meslektaşlarından mesleki konularda aynı saygı ve itibarı isteme hakkı bulunmaktadır.

14- Her Mali Müşavirin müşterisinin uzlaşma, vergi incelemesine girme, yoklama, vergi davası teftiş gibi tüm önemli olaylarında yanında bulunma, itiraz ve kabul beyanları vermeye, bu işlemlerle ilgili her türlü bilgi ve belgeyi isteyerek müşterisini savunma hakkı vardır.

15- Hiç bir Mali Müşavir, mahkeme kararları hariç olmak üzere müşterisi ile ilgili bilgileri, hiç bir kurum veya makama hiç bir şekilde açıklayamaz.

16- Her Mali Müşavirin mesleğinin geliştirme, kurumsallaşma, hizmet kalitesini arttırma, kendisine has çalışma sistemi kurma hakkı bulunmaktadır.

Kuşkusuz bu genel hak ve öneriler çoğaltılabilir. Ancak bu konuda yapılan çalışmaların arttırılabilmesi ve konuya ilgi çekilebilmesi açısından yukarıda saydıklarımız da önemli bir aşamayı ifade etmektedir.

 

3.       SONUÇ

Mali Müşavirlik mesleği yurtdışında bulunduğum uzun yıllar boyunca sürekli güç ve itibar kaybetmiştir. Meslek mensupları sorunlarını yeterince dile getiremediklerinden, hükümet nezdinde seslerini güçlü olarak duyuramamışlardır. Bunun sonucu olarak vergilendirme süreci de etkin ve verimli bir şekilde işleyemez hale gelmiştir.

Mali Müşavirlik mesleğinin güç ve itibar kaybetmesi toplumun tüm kesimlerine doğrudan veya dolaylı olarak zarar verecektir. Çünkü tüm Dünya’da saygın bir meslek olarak mali danışmanlık ülke ekonomileri içinde önem arz eden görevleri üstlenmekte kamusal sorumluluk taşımaktadır.

Denetim Mesleğinde 5-10 ve 15 Yıllık Öngörüler

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 30 Ocak 2014 - 1:42

DENETİM MESLEĞİNDE 5-10 VE 15 YILLIK ÖNGÖRÜLER

    Bu yazımızda denetim mesleği üzerine kısa ve orta vadeli öngörülerimizi, belirli bir çerçeve içerisinde ele almaya çalışacağım.

1.GİRİŞ

Modern dünya uygulamaları denetçi-muhasebeci ayırımını çok net yapmış ve denetçi bağımsızlığı, görevler ayrılığı ilkeleri ışığında bu hususu çözümlemiştir. Denetçi, muhasebecinin yaptığı iş ve işlemlerin önceden belirlenen ölçütlere uygunluğu konusunda objektif olarak görüş bildirir. Denetçinin muhasebe işlemlerine karışması, onları yönlendirmesi veya doğrudan muhasebe tutması gibi olaylar onun bağımsızlığı ve daha da önemlisi tarafsızlığını olumsuz etkileyeceği için kabul edilemez davranışlar içerisinde görülür. Denetçi, denetlediği işletme ile uzun yıllar hizmet ilişkisi içerisinde de olamaz. Mutlaka belirli sürelerde rotasyona uğraması gerekir. Bu rotasyon işlemi de benim denetlediğim firmaya 2 yıl “emanetçi” olarak sen bak, bende senin firmalarına bakarım sonra geri dönerek yıllarca aynı denetim işlemine devam ederim şeklinde hile, hülle içeren biçimlerde de olamaz. Bu tip işlemlerin denetçiye olan güveni sarsacağı açıktır.

Ülkemizde denetim sektörü ne yazık ki büyük çoğunlukla yabancıların elindedir. Türk denetim şirketlerinin dünya çapında kaliteleri ile örnek olacakları günler de elbette ki gelecektir. Ancak öncelikle yabancılar bu işi nasıl başarmışlar veya biz neyi yanlış yapıyoruz noktasını iyi incelemek gerekir. Yabancılar, dünya çapında örgütlenme, kurumsallaşma, binlerce çalışanın bulunduğu dev yapılar oluşturma konusunda bizden çok öndeler. Muhasebe ve denetim mesleklerinde birinci öncelikli sorunlar ortaklık kültürünün olmaması, kurumsallaşma konusundaki yetersizlikler, paylaşma ve yardımlaşma sıkıntıları olarak sayılabilir. Yabancılarda görülen bir diğer özellik ise kuralları herkes için geçerli görmeleri, kaliteden taviz vermemeleridir. Bizim denetim şirketlerimizin bir çoğunda alınan kalite belgeleri veya kurulan kalite sistemleri sadece belirli bir formaliteyi yerine getirmek olarak algılanmaktadır.

2.DENETİM MESLEĞİNDE 5 YIL SONRAKİ GELİŞME BEKLENTİLERİMİZ

Muhasebe ve denetim meslekleri arasındaki çizgi netleşecek ve meslek mensupları ya denetçi ya da muhasebe sıfatlarına haiz olacaklardır. Hem muhasebe bürom olsun hem de denetim yapayım anlayışı ortadan kalkacaktır. Burada önemli bir husus denetim mesleği mensuplarının TÜRMOB içerisinde ayrı bir yapıda mı temsil edileceği yoksa büsbütün ayrılarak kendi denetim odalarını ve üst birliklerini kuracakları hususudur.

Denetim mesleğine kabul, denetim şirketi kurma şartları daha da ağırlaşacaktır. Denetim mesleğine kabul de seviye düşürülür ise ne yazık ki dünyada yaşanan denetim skandalları bizim ülkemizde de görülmeye başlayacaktır. Bu durumun meydana getireceği olumsuzlukları, sermaye piyasalarına olan güvenin zayıflaması, firmaların mali tablolarının uluslararası piyasalarda itibar görmemesi, denetim şirketlerine ve denetçilere kesilecek ağır cezalar olarak sıralayabiliriz.

Denetim yazılımları geliştirilecek muhasebe programlarında olduğu gibi bu alanda da çeşitlilik ve kalite artacaktır. Denetim yazılımları denetçilerin iş yükünü belirli ölçüde azaltacak ve denetim sürelerinin kısaltılmasında önemli roller oynayabilecektir. Web tabanlı, Windows tabanlı, çok dilli yazılımlar üretilerek şirketlerin kurumsallaşması noktasında da ciddi katkılar sağlanabilecektir.

Denetim mesleğinin gelişmesi aşamalarında beş yıl içerisinde oluşacak diğer bir husus ise denetiminde muhasebeciler gibi belirli sürelerde bildirimler yapmak zorunda kalacak olmasıdır. Yani eskisi gibi denetçi sadece yıl sonunda standart bir rapor yayımlamayacak kamuya denetimle ilgili pek çok yasal rapor sunmak zorunda kalacaktır. Muhasebe sözleşmeleri gibi denetim sözleşmeleri internet ortamında bildirilecek, denetim ekipleri ve denetim iş programları raporlanacak, üçer aylık dönemler itibarıyla denetim çalışmaları hakkında bilgiler ve varsa ara dönem mali tabloları hakkında raporlar oluşturulacak ve kamuya bildirilecektir. Ayrıca denetim şirketlerinin kuruluşu aşamasında denetim kalite standartlarının belirli sürelerde oluşturularak yine kamu otoritelerine bildirilmesi istenecektir. Denetim şirketleri yıllık denetim faaliyet raporlarını kamuya verecekler, yıllık bildirimlerde bulunacaklardır.

3.DENETİM MESLEĞİNDE 10 YILLIK ÖNGÖRÜLERİMİZ

Öncelikle denetim “gerçek zamanlı” hale gelecektir. Denetimde en önemli husus denetlenecek şirketin mali verilerinin doğru olması, zamanında elde edilmesi ve elde edilen verilerin zamanında kontrol edilmesidir. Yani kasa sayımı, stok sayımı, alacakların tespiti gibi denetim alanlarına ilişkin pek çok konunun denetimi iş veya işlem gerçekleştikten aylar, haftalar sonra değil çok kısa süreler içerisinde yapılacaktır.

İşletmelerin denetlenen bilgileri artacak, analitik teknikler daha yaygın olarak kullanılacaktır. Denetim salt mali verilerle uğraşmayacak, bu mali verilerin doğruluklarını araştırma anlamında çok daha geniş kapsamda çalışacaktır. Denetim faaliyetlerinin içeriği, kapsamı genişleyecektir. Denetçilerin sorumluluklarının artacağını da bu kapsamda söylemek gerekir.

İç denetim, teftiş, mevzuata uyum, iç kontrol, işletme hile ve yolsuzlukları gibi kavramlar kurumlarda sadece birer tabela olarak duruyorsa, denetim yapılmayacaktır. Yani denetim ile ilgili yaklaşımlar çok boyutlu çok disiplinli hale gelecektir. Bilişim uzmanları gibi çeşitli uzmanlık alanlarına sahip olan üyelerinde denetim ekiplerinin bir parçası olduğu görülecektir.

Uluslararası standartlara uyum derecesi çok artacak, bu standartları formalite olarak görme anlayışı da azalacaktır. Uluslararası muhasebe standartlarına tam uyum gerçekleşecektir. İşletmelerin mali yapıları büyüyecek ve aynı zamanda karmaşıklaşacaktır. Bu durum aynı muhasebe mesleğinde olduğu gibi belirli alan veya sektörlerde uzmanlaşmış denetçi yapıları oluşturacaktır.

Kamu denetimlerinin, denetçi bağımsızlığı ilkesini zedelememek için yine kamu denetçilerine yaptırılması anlayışından vazgeçilerek bu alandaki denetimlerin ciddi bir bölümü özel sektör denetçileri tarafından gerçekleştirilecektir. Kamu sektöründe yar alan kamusal kaynak kullanan pek çok alan özel sektör tarafından denetlenir hale gelecektir.

Üniversitelerde muhasebe-denetim bölümleri açılacak, denetim yüksek lisans ve doktora programları hızla artacaktır. Denetçi eğitimleri belirli bir kalite kazanacaktır.

4. DENETİM MESLEĞİNDE 15 YIL SONRASINA İLİŞKİN ÖNGÖRÜLERİMİZ

Artan rekabet ortamının kalite ve yüksek standartları getireceğini şimdiden söylemek mümkündür. İletişim ve ulaşım olanaklarının artması denetçi profilini de değiştirecek YMM mesleği devam etse bile tam tasdik uygulamaları gibi hususların bütünüyle ortadan kalkacağını söylemek gerekir.

İnternet uygulamalarının yaygınlaşacağı, e-defter, e-fatura, e-inceleme dönemlerinin geleceği vergi denetimine paralel şekilde e-bağımsız denetim uygulamalarının çok gelişeceğini söylemekte de yarar bulunmaktadır. İşletmenin bağımsız denetim süreci, vergi denetim süreci uygulamaları ile bütünleşerek elektronik ortamın önemini daha da arttıracaktır.

Özel denetim hizmetlerinin de gelişeceğini söylemek gerekir. Nasıl kamu sektörü denetimini özelleştirecekse işletmelerde iç denetim, hile denetimi, yolsuzluk ve suiistimal denetimi gibi hizmetleri dışarıdan satın alma yolu ile tein edeceklerdir. Kısaca özel amaçlı denetimler de yaygınlaşacaktır.

Denetimin artan önemine istinaden denetçi eğitimleri, denetçi stajları ve denetim sınavları belirli bir kalite düzeyini yakalayacaktır. Denetçi sicilleri, denetim şirketinin piyasa imajı gibi konular çok daha fazla ön plana çıkacaktır. Denetim etiği gibi kavramlar uygulamada etkisini çok daha fazla hissettirecektir.

Yabancıların sektör içerisindeki payının azalacağı, hatta Türki ülkelerde denetim standartları ile denetim kalitemizin yol gösterici olacağı, bu ülkelerde de Türk denetim firmalarının etkin olacağını öngörmek mümkündür.

5. SONUÇ

Bireylerin, kurumların günlük düşünmesi haftalık aylık planlar yapması olağan olmasına rağmen bir alanda gelişme hedefleniyorsa 5, 10 ve 15 yıllık orta vadeli 50-100 yıllık uzun vadeli öngörülerinde çoğalması gerekir. Bu alanda misyon ve vizyon sahibi olanların geleceği şekillendirmede yol gösterici olmaları gerekir.

Denetim mesleğinin içerisinde bulunduğu çok başlı, çok kurallı yapıdan kurtarılması amacıyla Kamu Gözetim Kurumu kurulmuştur. Kurumun başkanı geniş bir vizyona sahip olmasına rağmen diğer kurumlar ve düzenleyici otoriteler eski anlayışlarından vazgeçememişlerdir. Denetim ile ilgili düzenlemelerin tek elden yapılması belirli dönemlerde geleceğe yönelik analizler yapılması yerinde olacaktır.

Denetim mesleğinin geleceğine ilişkin belirsizlikler,  bu alanda çalışmak isteyen, bu alana yatırım yapmayı planlayan meslek mensuplarının planlarını ertelemesine neden olmaktadır. Belirsizlik ortamının giderilmesinde sayısız faydalar bulunmaktadır.

TMS/TFRS veya UMS/UFRS İle Vergi Kanunları Arasındaki Matrah Farkları

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 16 Aralık 2013 - 9:18

TMS/TFRS veya UMS/UFRS İLE VERGİ KANUNLARI ARASINDAKİ MATRAH FARKLARI

     Küreselleşmenin muhasebe alanındaki en önemli yansımalarından birisi finansal bilgilerin uluslar arası alanda karşılaştırılmasına imkan verecek finansal raporlama standartlarının geliştirilmesidir. Dünya üzerinde 100’e yakın ülke bu gelişime kayıtsız kalmayarak uluslar arası muhasebe ve raporlama standartlarına uyum sağlamıştır. Ülkemizde bu uyumlaştırma sürecinde önemli aşamalar kaydetmiştir.

1.GİRİŞ

     Uluslar arası muhasebe standartlarının bir tercümesi veya çevirisi niteliğinde olan “Türkiye Muhasebe Standartları” elbette ki finansal raporlama sisteminde de önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Özellikle ülkemizdeki “ vergi için muhasebe algısı” bu gelişmelerle beraber “bilgi için muhasebe algısı” çerçevesinde önemli bir dönüşüm göstermektedir. Muhasebe meslek mensuplarımızın bir çoğu uluslar arası finansal raporlama standartlarını ilk okuduklarında veya duyduklarında ilk tepki olarak “Ama bu kurallar vergi yasalarımıza aykırı” demişlerdir. Muhasebe meslek mensuplarımızda 1994 yılında getirilen Tekdüzen Hesap Planı ve Vergi Usul Kanunu (VUK)hükümlerine paralel yürüyen yerleşik uygulamanın değişmesine yönelik paradigma gerçekten sancılı bir süreci de ifade etmektedir. UFRS/TFRS eğitimlerinin Odalar, Üniversiteler ve diğer eğitim kurumları aracılığıyla Meslek Mensuplarımıza verilmelidir. Muhasebe alanında bir yeniliğin uygulayıcılarına belirli süreler tanınmadan hemen gerçekleşeceğini sanmamak gerekir.

Muhasebe Meslek mensuplarının UFRS/TFRS eğitimlerini aldıklarını ve çok iyi sistemi analiz ettiklerini kabul edelim. Olayın tek boyutu UFRS/TFRS uyumlu mali tablo vermek veya VUK’a göre hazırlanan mali tabloları UFRS/TFRS’ye çevirmek değildir. Aynı zamanda vergi dairesine verilecek olan raporlarda ticari kardan mali kara geçiş esnasında UFRS/TFRS’den kaynaklanan farkların analiz edilmesi gerekecektir. Başka bir deyişle bundan sonraki dönemde finansal tablolarını UFRS/TFRS’ye göre düzenlemekle yükümlü mükellefler, bu finansal tablolarında raporladıkları ticari kardan mali kara ulaşırken ortaya çıkan farkları, Türk Vergi İdaresine açıklamak ve ayrıca raporlamak durumda da olacaklardır. Vergi incelemelerinde bu farkların açıklanması önem kazanacak ve hatta bu konudaki uyuşmazlıklar vergi yargısını meşgul edecektir.

2. ÜLKEMİZDE UMS/UFRS İLE UYUM ÇALIŞMALARI

Türkiye’de Avrupa Birliği (A) için tam üyelik başvurusuna ilişkin kararlılığı ortaya koyan ve Uluslararası Para Fonu (IMF)’na verilen 30 Temmuz 2002 tarihli Niyet Mektubu’nda; en azından sermaye piyasasında işlem gören işletmelerde uluslararası muhasebe ve finansal raporlama standartlarının uygulamaya konulacağı taahhüt edilmiştir. Ülkemizde uluslararası muhasebe ve finansal raporlama standartlarına Türkçeleştirilmesine yönelik hızlı bir gelişme başlamıştır. Son olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile UMS/UFRS ticaret hukukumuzda da yerini almıştır. Yeni TTK’da şu düzenleme yapılmıştır.

MADDE 64- (1) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle malvarlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve 88 inci madde hükümleri başta olmak üzere bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.

(2) Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.

(3) Ticari defterler, açılış ve kapanışlarında noter tarafından onaylanır. Kapanış onayları, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar yapılır. Şirketlerin kuruluşunda defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır. Türkiye Muhasebe Standartlarına göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir tebliğle belirlenir.

(4) Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri gibi işletmenin muhasebesiyle ilgili olmayan defterler de ticari defterlerdir.

(5) Yevmiye, defteri kebir ve envanter defteri dışında tutulacak defterler Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından bir tebliğ ile belirlenir.

UMS/UFRS Türkiye’de uygulamaya konulurken yasal düzenleme yolu seçilerek bu Türkçesi diyebileceğimiz TMS/TFRS Resmi Gazetelerde yayınlanmıştır. Aynı zamanda Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler İçin Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) ile uyumlu Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler İçin Türkiye Finansal Raporlama Standardı (KOBİ TFRS) da Türkçeleşmiş hali ile yayınlanmıştır. Böylece hem tam set olarak TMS/TFRS, hem de KOBİ TFRS Türkiye’de resmi gazetede yayınlanmıştır.

3. UFRS/TFRS TEMEL ÖZELLİKLERİ

UMS/UFRS veya onların türkçesi olan TMS/TFRS’nin genel özellikleri şunlardır:

a)      İlke temelli standartlar olup ve uygulanması yasal zorunluluklardan çok ikna ilkesine dayanır. Söz konusu yaklaşım ayrıntılı kurallar yerine amaca odaklandığından, finansal tablo hazırlayanların muhasebe hilelerine veya aşırı zorlama uygulamalara başvurması gerekmemektedir.

 

b)     Finansal bilgiler kullanıcı odaklı bir yaklaşımla, daha net, tarafsız ve objektif bir yaklaşımlarla düzenlenir.

c)      Finansal tabloların içeriklerinde ve dip notlarında önemli ve köklü değişiklikler getirir. Örneğin Tablo isimleri, sunulacak tablo sayısı hep klasik uygulamalardan farklıdır.

d)     İşletmelerin finansal muhasebe ve bilgi sistemleri  bilgi amaçlı muhasebe ve raporlama yaklaşımı ile olumlu etkiler. Bu durumun kurumsal yönetim ilkeleri ve yönetim üzerindeki olumlu etkileri de açıktır.

e)     Yatırımcıların işletmeleri daha iyi anlamalarına ve ekonomide yatırıma ayrılacak kaynakların daha sağlıklı dağıtılmasına yardımcı olur.

f)       Finansal tabloların gelecek amaçlı ve küreselleşme yönlü ve karşılaştırılabilir bir şekilde hazırlanmasını sağlayarak uluslar arası ticareti, sermaye ve para piyasalarını olumlu etkiler.

g)      Finansal tabloların farklı ölçüm esaslarına sahip değerleme sistemleri ile gerçeğe uygun değer temel alınarak hazırlanmasını hedefler.

TMS’ye göre bir işletmenin finansal performansı, finansal tabloların bütün yönleri göz önünde bulundurularak tamamının anlaşılması ile ancak değerlendirilir. Bu yüzden klasik bilanço ve gelir tablosu yeterli olmaz.  Ayrıca, bütün finansal tablolar tam bir finansal tablo seti halinde ve eşit önemde sunulmalıdır. TMS’de tam bir finansal tablolar seti aşağıdaki tabloları içerir:

–                     Finansal durum tablosu

–                     Kar veya zarar ve diğer kapsamlı gelir tablosu

–                     Özkaynak değişim tablosu

–                     Nakit akış tablosu

–                     Dipnotlar ve diğer açıklayıcı notlar

Bu makalede gereksiz detaya girmemek için mali tabloların formatları için KGK sitesine bakmanızı tavsiye ediyoruz.

4. VUK İLE ÇELİŞEN YÖNLER

     TFRS/UFRS uygulamalarının vergi kanunlarıyla çeliştiği yönleri bazı önemli standartlar için kısaca inceleyelim.

Türkiye Finansal Raporlama Standartlarının İlk Uygulaması (TFRS 1) mali tablolarda belirli bir dönüşümü ve değerlemeyi gerektirmektedir. Bu değerlemelerde ortaya çıkan farklar mutlaka bir tablo haline getirilmesi yıl sonunda amortisman ve karşılık hesaplamalarında değerlemeden önceki halleri dikkate alınabilir olmalıdır.

Muhasebe politikalarının seçimi ve uygulanmasına, muhasebe politikalarında ve tahminlerinde meydana gelen değişikliklere ve geçmiş dönem hatalarının düzeltilmesine ilişkin esaslar Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminlerinde Değişiklikler ve Hatalar (TMS 8) Standardı’nda düzenlenmiştir. Türk vergi sisteminde vergi, dönemsellik ilkesi gereği olarak, bir hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Muhasebe politikalarındaki değişiklikler ve hatalar, giderlerin ve gelirlerin ilgili oldukları dönemde dikkate alınmamasına ya da eksik veya fazla hesaplanmasına sebebiyet veriyorsa elbette vergi matrahını da değiştirecektir. Bu değişikliklerinde vergi idaresine raporlamalarda dikkate alınabilmesi için bir tablo haline getirilmesi gerekir.

Raporlama Döneminden Sonraki Olaylar (TMS 10) Standardı’nın amacı da; raporlama döneminden sonra ortaya çıkan olaylar nedeniyle finansal tablolarda hangi durumlarda düzeltme gerekeceğini ve finansal tabloların yayımı için onayın verildiği tarih ile raporlama döneminden sonraki olaylarla ilgili açıklanması gereken bilgileri belirlemektir. Türk vergi sisteminde muhasebe işlemlerinin kayıt edilme zamanı belirli olup, TMS 10’a göre raporlama döneminden sonraki düzeltme gerektiren olayların finansal tablolara alınması bu kayıt tarihlerini aşabilir. Bu durumda da ortaya çıkan geçici farklar TMS8’de olduğu gibi vergide dönemsellik ilkesini zedeleyebilir.

İlişkili Taraf Açıklamaları (TMS 24) Standardı’nda ilişkili taraflar vergi kanunlarına göre çok daha detaylı açıklanmıştır. Bu ilişkili taraflar ile vergi kanunlarında yer alan ilgili taraf sınırının çok iyi ayrılması gerekmektedir.

Hisse Başına Kazanç (TMS 33) Standardı, aynı raporlama dönemi içinde farklı işletmelerin ve aynı işletmenin farklı raporlama dönemlerindeki performansının karşılaştırılmasına yardımcı olmak amacıyla; hisse başına kazancın belirlenmesi ve raporlanması ilkelerini belirler. Türk vergi sisteminde vergi idaresine yapılan finansal raporlamada, hisse başına kazanç gösterilmez.

Finansal Araçlar sunum (TMS 32) Standardı; finansal araçların ve bunlara ilişkin faiz, temettü, kayıp ve kazançların sınıflandırılmasına, finansal varlık ve borçların netleştirilmelerine ilişkin ilkeleri düzenler. Türk vergi sisteminden farklı olarak finansal aracın TMS 32’deki tanımı; finansal varlık veya finansal borç doğuran sözleşmelerle birlikte, finansal olmayan bir varlık veya finansal olmayan bir borç doğuran sözleşmeleri de içerir.

Ara Dönem Finansal Raporlama (TMS 34) Standardı; ara dönemde yapılacak finansal raporlama da yer alacak asgari unsurları tanımlar ve ara döneme ilişkin özet veya ayrıntılı finansal tablolardaki muhasebeleştirme ve ölçme ilkelerini belirler. Bu standarta göre yapılan işlemlerin Türk Vergi Sistemi’nde yer alan geçi vergi uygulamaları ile uyumlu olmasına dikkat edilmelidir.

Emeklilik Fayda Planlarında Muhasebeleştirilme ve Raporlama (TMS 26) Standardı; emeklilik fayda planlarına ilişkin bir grup olarak tüm katılımcılara yönelik muhasebeleştirilme ve finansal tablolarda gösterilme konularını düzenler. Bu standartla ilgili olarak vergi kanunlarının tazminatların ve SGK primlerinin ödenme esaslı  giderleştirilmesine ilişkin hükümleri dikkate alınmalıdır.

Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama (TMS 29) Standardı da; geçerli para birimi yüksek enflasyonlu bir ekonominin para birimi olan işletmelerin finansal tablolarının enflasyona göre düzeltilmesi gerektiğini belirtir. Enflasyon muhasebesi ile ilgili Vergi Usul Kanunu hükümleri ile standart arasındaki farklar ayrıca vergi idaresine raporlanmalıdır.

TTK’ye göre finansal tablolarda yer alan varlıklar ile borçlar TMS’de öngörülen ilkeler dikkate alınarak ölçülür. TTK’ya göre ölçüme ilişkin olumlu ve olumsuz farklar dönem sonuçlarıyla ilişkilendirilirken TMS’deki esaslara uyulur. TTK’ya göre varlıklar ile borçların değerleme ölçüleri TMS’de gösterilen ölçülerdir. Ancak TMS’de ölçüm yöntemleri tek bir standartta düzenlenmemiş olup, her bir standartta ayrıca belirlenmiştir. TMS değerleme ölçüleri ile VUK değerleme ölçüleri arasındaki farklar da tespit edilmelidir.

5.SONUÇ

Bu makalemizde ilerideki hesap dönemlerinde pek çok ihtilafa neden olabilecek bir konuya şimdiden dikkat çekmeyi hedefledik. Yeni TTK ülkemizde modern dünya uygulamalarına paralel olarak “bağımsız denetim” ve “TFRS” gibi düzenlemeleri getirince meslek mensuplarımız ve diğer uygulayıcılar ciddi sıkıntılar içerisine düşmüşlerdir. Odalar, Üniversiteler ve diğer meslek kuruluşları bu konularda yeterli eğitimleri vermelidir. Aksi takdirde vergi mükellefleri ve vergi idaresi, vergi inceleme elemanları, vergi yargısı ciddi problemlerle karşı karşıya kalacaklardır.

TFRS’ye göre standartların getirdiği düzenlemelerin şu an meslek mensuplarımız tarafından muhasebesel yönleri dikkate alınmakta ve muhasebe yönlü analizler yapılmaktadır. Yapılan bu muhasebe analizleri gibi vergisel analizler yapılması vergisel sonuçlarının hesaplanması, vergisel etki ve sonuçlarıyla ilgili farkındalık meydana getirilmesi gerekmektedir. Aynen ticari kardan mali kara geçişte olduğu gibi TFRS’ye uyumlu tablolar ile Mali kara geçiş formu oluşturulmalıdır. Böylece meslek mensuplarının daha sağlıklı vergisel raporlar sunması da mümkün olacaktır.

Yılın Son Günlerinde Yatırm Fonlarına, Bankalara, Aracı Kurumlara Vergi Cezası Süprizi

Ana Sayfa » Genel Muhasebe (Page 2)
Paylaş
Tarih : 04 Aralık 2013 - 10:20

YILIN SON GÜNLERİNDE YATIRIM FONLARINA, BANKALARA, ARACI KURUMLARA

VERGİ CEZASI SÜPRİZİ

 

1.GİRİŞ

     Vergi mevzuatının çok sık değişmesi bu konunun profesyonelleri için dahi sorun haline gelmektedir. Çok sık değişen mevzuat karşısında hem mükellefler hem de vergi idaresi hata yapabilmektedir. Bu hatalar çeşitli uyuşmazlıklara yol açmakta ve cezalar meydana çıkmaktadır. Bu cezaların çözümlenmesi ile ilgili olarak vergi yargısının da iş yükü gereksiz yere artmaktadır. Oysa gönüllü uyum, idare ile mükellefler arasında diyalog pek çok sorunu daha problem büyümeden çözebilecektir.

2.FİNANS KURULUŞLARI BS PROBLEMİ

Yıl sonunun yaklaştığı bu günlerde vergi daireleri 2008 hesap dönemine ilişkin zaman aşımı olan 31 Aralık 2013 tarihine gelmeden mükelleflere vergi cezası yollama endişesi içerisine girdi. Özellikle 2008 yılı için mükelleflere vergi/ceza ihbarnameleri yağmur gibi yağıyor. Bankalar, aracı kurumlar, sigorta şirketleri ve yatırım fonları da çok sık ceza yiyen mükellefler arasında. Normalde bu kurumların işlemleri kayıt altında olduğundan ceza yeme olasılıkları çok düşüktür.

Bir vergi güvenlik müessesesi olarak 1996 yılından bu yana BA ve BS formları çeşitli değişikliklere uğrasa bile verilmektedir. BA formu ile belirli bir tutarı geçen mal alışları, BS formu ile de belirli bir tutarı geçen satışlar Maliye’ye bildirilmektedir. Maliye bakanlığı bu listeleri kullanarak bilgisayar destekli denetim teknikleri ile çapraz karşılaştırmalar yapmakta çoğu zaman sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen veya kullanan mükellefleri tespit etmektedir.

Bu konunun Bankalar, aracı kurumlar, sigorta şirketleri ve yatırım fonları ile ilişkisi nedir diye soracak olursanız? 17 Ağustos 2006 tarih ve 26262 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 362 No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde bu kuruluşlara ilişkin özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme şu şekildedir.

“4.9. Bankalar, Özel Finans Kurumları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları ile Sigorta Şirketleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.”

Söz konusu düzenleme ile aracı kurumların, bankaların, yatırım fonları ve tebliğde belirtilen diğer kuruluşların BS formu düzenleme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yine aynı tebliğ ile BA formları için şu hükümler getirilmiştir.

“Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Ancak, bu kurumlar, faturalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alımlarını genel esaslar çerçevesinde Form Ba ile bildirmek zorundadırlar.”

Burada BA formu bildirme yükümlülüğü fatura ile yapılan alımlar için devam ettiği vurgusu bulunmaktadır. Söz konusu kurumlarda düzenli olarak internet ortamında BA formlarını Maliye’ye bildirmektedirler.

6 Şubat 2008 tarih ve 26779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 381 No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ ile bir değişiklik yapılmıştır. Söz konusu tebliğin 4.9’ncu maddesi yine eski tebliğ ile benzer şekildedir. Bu düzenleme aynen şöyledir.

“4.9. Bankalar, Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları ile Sigorta Şirketleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Ancak, bu kurumlar, faturalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alımlarını genel esaslar çerçevesinde Form Ba ile bildirmek zorundadırlar.”

Kısaca bu kurumların BA ve BS formları ile ilgili yükümlülükleri 362 ve 381 nolu tebliğlerde aynıdır. Ciddi bir değişiklik olmamıştır. Bu konudaki 4 Şubat 2010 tarih ve  27483 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 396 No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği bu kuruluşlarla ilgili madde numarası 4,9 yerine 1.2.5. olarak değişmekle beraber şu düzenlemeyi yapmaktadır.

“1.2.5.    Bankalar,  Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar,  Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.”

Dikkatli olarak son tebliği okuyanlar hemen son cümledeki BA-BS ibaresini göreceklerdir. Buraya BS eklenince bu kuruluşlara BS verme yükümlülüğü de getirilmiş olmaktadır. Oysaki yukarıda belirttiğimiz ilk iki tebliğde sadece BA düzenleme yükümlülüğü bulunmaktaydı.

Vergi idareleri hukuksuz olara 2008 yılından bu yana BS formunun boşta olsa vermeyen Bankalara,  Katılım Bankalarına, Aracı Kurumlara,  Portföy Yönetim Şirketlerine, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıklarına, Reasürans Şirketlerine, Emeklilik Şirketlerine, Sigorta Şirketleri ve Acentelerine BS formu vermeme cezalarını aylık olarak kesip göndermektedir. Bu kuruluşlar ceza yemeye alışık olmadıklarından gelen vergi ceza ihbarnameleri üzerine çeşitli araştırmalara girişmektedirler. Sonuçta Gelir İdaresi Başkanlığı bu kurumlara yanlış yaptıklarını vergi cezalarının haklı olduğu söylemektedir. Henüz kurumlar bu cezaları vergi mahkemesine götürmediklerinden yargının ne diyeceği belli değil ancak geriye dönük BS düzenleme yükümlülüğü getirilmesi ve ceza kesilmesi hakkaniyete uygun değildir. Ayrıca Vergi Usul Kanunu’nda şu hüküm yer almaktadır.

Yanılma ve Görüş Değişikliği:

Madde 369 – (Değişik: 23/7/2010-6009/14 md.)

Yetkili makamların mükellefin kendisine yazı ile yanlış izahat vermiş olmaları veya bir hükmün uygulanma tarzına ilişkin bir içtihadın değişmiş olması halinde vergi cezası kesilmez ve gecikme faizi hesaplanmaz.

Bir hükmün uygulanma tarzı hususunda yetkili makamların genel tebliğ veya sirkülerde değişiklik yapmak suretiyle görüş ve kanaatini değiştirmesi halinde, oluşan yeni görüş ve kanaate ilişkin genel tebliğ veya sirküler yayımlandığı tarihten itibaren geçerli olup, geriye dönük olarak uygulanamaz. Şu kadar ki, bu hüküm yargı mercileri tarafından iptal edilen genel tebliğ ve sirküler hakkında uygulanmaz.

Vergi idaresi yukarıdaki hükmün uygulanarak bu kuruluşlara ceza kesilmemesi için bu kuruluşların 2008 yılında yazı ile görüş istemeleri gerektiği kanaatindedir. Yani yazı ile görüş isteyen aracı kurumlar, bankalar vb… varsa bunlara ceza kesmem diğerlerine ise ceza keserim yaklaşımı Maliye’de hakim olmuştur. Oysa bu hükmün ikinci fıkrasında tebliğlerde yapılan değişikliklerin geriye dönük uygulanamayacağı açıkça belirtilmektedir.

3.SONUÇ

Vergi yargısından geri döneceği büyük olasılık taşıyan yazımızda özetlemeye çalıştığımız problemin kısa yolda çözümlenmesi hem vergi idaresi hem de aracı kurumlar, bankalar, sigorta şirketleri ve diğer finans kuruluşları için olumlu olacaktır. Bu güzide kuruluşlarımızın gereksiz vergi cezalarıyla muhatap bırakılması yerine bu kuruluşların büyüyüp güçlenebilmeleri ve gelişebilmeleri için vergisel yükümlülüklerini sadeleştirmek yerinde olacaktır. “Aracı kurumlarda vergilendirme”, “Banka ve Finans Kuruluşlarında Muhasebe” her zaman problem yaşanan alanlar içerisinde yer almamalıdır.

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI