Cari Hesap Nedir ve Nasıl Takip Edilir?

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 27 Nisan 2015 - 10:52

Cari Hesap Nedir ve Nasıl Takip Edilir?

Şirket kurmak veya sahibi olmak birbirinden farklı türde hesaplar hakkında bilgi sahibi olmayı da gerektirir. Şirketin finansal geleceği için bu hesapların hepsi önemlidir. Yaygın hesap türlerinden cari hesap hakkında bilgileri, cari hesap konusunda geçebilecek başka terimleri ve nasıl takip edileceğini bu yazıda bulabilirsiniz.

Cari hesap Türk lirası veya döviz cinsinden açılabilen, istendiği anda kısmen veya tamamen geri çekilebilen bir hesap türüdür. Karşılığında hesap sahibinin faiz, kar veya başka herhangi bir bedel ödeme zorunluluğu yoktur. Bu satın alma gücü gerçek bir kişi veya tüzel bir kişiye aittir, fakat bellirsiz bir süre için kuruma hazır olarak bırakılır. Cari hesabın bir özelliği, istenildiği zaman her an kısmen veya tamamen geri çekilebilmesidir.

Mevduat, özel cari hesap ve katılma hesabı nedir?

Cari hesap dışında özel cari hesap terimini de sıkça duyacaksınız. Özel cari hesap, katılım bankalarında açılabilir ve istenildiğinde her an kısmen veya tamamen geri çekilebilir, ayrıca hesap sahibine herhangi bir getiri ödenmeyen fonlardan oluşur. Burada bilmeniz gereken iki terim var: mevduat hesabı ve katılma hesabı.

Mevduat sözlü ya da yazılı olarak herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle bedelsiz veya bir bedel karşılığında, istenildiğinde veya belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen paradır. Tasarruf mevduatı, mevduat bankaları nezdinde açılır, gerçek kişilere ait ve münhasıran çek keşide edilmesi dışında ticari işlemlere konu olur.

Katılma hesabı fonları ise katılım bankalarına yatırılan fonların bu kurumlarca kullanıldırılmasından doğacak kar ya da sarara katılma sonucunu verir, karşılığında hesap sahibine önceden belirlenmiş herhangi bir getiri ödemez ve anaparanın aynen geri ödenmesini garanti edemez.

Cari hesap nasıl takip edilir?

Cari hesap programı kur farkı hesaplarını ve farklı form tasarımlarını göz önünde bulundurmalıdır. Kur farkı hesabı hareketler üzerinden ve ödemeler üzerinden yapılır. Kur farkları tek bir hesap altında toplanabileceği gibi farklı hesaplar altında da toplanabilir. Farklı form tasarımları ise şöyle: alım faturaları, alım faturaları (irsaliyeli), satış faturaları, satış faturaları (irsaliyeli). Cari hesabın takibi için ay içinde cari hesaplarda gerçekleşen borç, alacak, bakiye borç ve bakiye alacak toplam tutarları yerel para cinsinden yer almalıdır. Cari hesap hareketleri çok dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. Hesaplardaki açıklar şirketin zarara uğramasına neden olur. Cari hesap takibi için muhasebecinizden ve bulut teknolojisinden yararlanan ön muhasebe programlarından yararlanabilirsiniz.

Bu programlar sayesinde üyeliğiniz ile birlikte gelecek olan özelliklerde cari hesap takip ve kontrolünde zorlanmazsınız. Müşterilerinizin ve tedarikçilerinizin güncel bakiyesini kolayca takip eder ve tahsilatlarınızı hızlandırırsınız. Cari hesap, fatura tahsilatı ve diğer ön muhasebe işlemleriniz için pratik bu programlarının pratiklerinden yararlanmaya hemen başlayabilirsiniz.

Fatura Düzenlemek Zorunlu mudur?

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 24 Nisan 2015 - 15:22

Fatura Düzenlemek Zorunlu mudur?

Şirket kurmaya karar verdiniz ve tüm hazırlıklarınızı yaptınız. Artık kendi işinizi yapacak, müşterilerinize birebir hizmet vererek yönetim koltuğuna geçeceksiniz. Tüm idari prosedürleri yerine getirdiniz ve artık gelir yazdırabilmek için hizmetlerinizi faturalandıracaksınız. Peki satış faturası nedir ve fatura süreçleri nasıl olmalıdır, inceleyelim.

Fatura nedir?

Müşteriye satılan mal veya hizmet karşılığında müşterinin size ödeyeceği tutarı yani size borçlandığı tutarı gösteren ve ticari bir belgedir. Fatura için aynı zamanda resmi ve kıymetli evrak diyebiliriz. Zira herkes fatura kesemez. Bir matbaanın fatura kesebilmesi için Maliye Bakanlığı’ndan yetki verilmesi gerekir. Dolayısıyla gereğine uygun fatura basan matbaa bularak işe başlamalısınız.

Faturada yer alması gereken bilgiler nelerdir?

  • Faturanın geçerli olabilmesi için her faturada yer alması gereken olmazsa olmaz bilgiler vardır. Nedir bu bilgiler? Şöyle sıralayabiliriz;
  • Fatura olduğunu gösteren ibare
  • Faturanın düzenlendiği tarih, sıra ve seri numarası
  • Maliye Bakanlığı ibaresi veya noter tasdik mührü
  • Faturayı düzenleyen kişinin adı, şirket adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve banka hesap numarası
  • İmza ve kaşe
  • Malın veya hizmetin ne olduğu, birim fiyatı ve tutarı
  • Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası

 

Fatura nasıl düzenlenir?

Fatura resmi evrak olduğu için düzenlerken tüm hususlara dikkat edilmeli, prosedürler tam olarak uygulanmalıdır. Yukarıda da belirttiğimiz bir faturada olması gereken tüm bilgileri faturaya işledikten sonra faturayı müşteriye kesmiş olursunuz. Burada şunu belirtmekte fayda var; bir mal ya da hizmet müşteriye verildikten sonra 7 gün içinde satış faturası kesmeniz gerekmektedir. Eğer fatura kesilirken herhangi bir yanlışlık yaptıysanız faturayı atmayın, üzerine ‘iptal’ yazarak fatura dosyasında saklayın. Eğer fatura kaybolursa da vergi dairesine mutlaka bildirimde bulunun.

Satış faturasının önemi

Fatura kesmek, Maliye Bakanlığı tarafından zorunlu olduğu gibi aynı şekilde satış raporu yolu ile şirketinizin performansının takibi için de çok yararlı bir süreçtir. Dolayısıyla satış raporu hazırlama yoluyla ekonomik performansınızı rahatlıkla takip edebilirsiniz. Peki bunun kolay bir yöntemi yok mu? Her faturayı tek tek nasıl takip edeceksiniz? Elbette var, düzenli ve kolay online fatura tahsilatı için neyse ki artık Paraşüt var. Tek bir merkezden kolayca faturalarınızı oluşturabilir, müşterinize kredi kartıyla ödeme seçeneği sunarak kolayca tahsilatlarınızı yapabilir, tüm faturalarınızın yönetimini yine tek bir merkezden rahatlıkla yapabilirsiniz. Böylece şirket verimliliğinizi de Paraşüt ile kolaylıkla arttırabilirsiniz.

Kur Farkları‏

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 30 Aralık 2014 - 10:10

23 Ocak 2014 tarihli ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 434 Sıra No.lu VUK.  Genel Tebliği’nde; borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlemesi  konusuna ve  31.12.2013 tarihine ilişkin yabancı para cinsiden hesapların değerlemelerinde esas alınacak döviz kurlarına dair tutarlara yer verilmiştir.

130 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği ile 217 Seri No.lu GV. Genel Tebliği’nde; değerleme günü itibariyle Maliye Bakanlığınca kur ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması gerekmekte olduğu; ayrıca 283 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği’nde bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun (bulunmaması halinde döviz alış kurunun), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun uygulanacağı açıklanmıştır.

Başka bir ifadeyle, Vergi Usul Kanunu’nun 280 inci maddesi ve bu maddeye istinaden yayımlanan Tebliğ açıklamaları gereği, bankalarınsöz konusu Tebliğde belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerektiği belirtilmiştir. Bankalar, dönem sonlarında yabancı para cinsinden borç ve alacaklarını, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Tebliğde belirlenen kurlar yerine T.C. Merkez Bankası’nca belirlenen esaslara uygun olarak tespit edilen ve fiilen uygulanan alış kurlarını esas alacaklardır.

Kur farkları ile ilgili olarak fatura düzenlenmesi konusunda VUK da açık bir düzenleme yoktur. Ancak;  105 Numaralı KDV Genel Tebliğinde, 60 seri nolu KDV sirkülerinde  ve özelgelerle açıklamalara dayanılarak, kur farkları için fatura düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bazı Genel Bilgiler;

-Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya fatura düzenlenmeli, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki KDV oranı üzerinden KDV hesaplanmalıdır.

Burada mal satışı veya hizmet ifası nedeniyle kesilen fatura ile borçlanılan ve ileri bir tarihte ödenmesi kararlaştırılan toplam borç, KDV dahil borçtur. Dolayısıyla, tahsil zamanında oluşan kur farkı KDV’yi de içermektedir. Bu nedenle iç yüzde yöntemi ile katma değer vergisi hesaplanmalıdır.

– Alıcının erken ödeme yapması nedeniyle matrahta bir değişiklik meydana gelirse, bu değişiklik KDV Kanunu’nun 35. maddesine göre düzeltilecektir.

– Dövizli satışta verilen vadeli senet, vadesinden önce ciro edilir / kırdırılırsa, tahsil edilen bedelin o tarihteki cari kurdan toplam değeri ile mal veya hizmet satışının yapıldığı dönemdeki kur üzerinden hesaplanan değeri arasındaki fark matraha dahil edilir. Bu tutar üzerinden iç yüzdeyle KDV hesaplanıp beyan edilmesi gerekmektedir.

(1) 10.01.1997 tarih ve B.07.0. GEL. 0.53/5324-186/01906 sayılı Özelge

(2) 03.02.1988 tarih ve 1277 sayılı Özelge

(3) 30.06.1993 tarih ve 31304 sayılı Özelge

(4) 04.08.1997 tarih ve B.07. GEL. 0.53/5324-191/32761 sayılı Özelge

2014 Yılı Gelirlerine Uygulanmak Üzere Belirlenen İndirim ve İstisna Tutarları

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 01 Aralık 2014 - 9:07

285 Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği  30.12.2013 Tarihli ve  28867 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete’de Yayımlanmıştır.

2014 yılı gelirlerine uygulanmak üzere belirlenen indirim ve istisna tutarları şu şekilde değişmiştir;

1. Gayrimenkul Sermaye İratlarında Uygulanan İstisna Tutarı:

Gelir Vergisi Kanununun 21 inci maddesinde yer alan mesken kira gelirleri için uygulanan istisna tutarı, 2014 takvim yılında elde edilen kira gelirleri için 3.300 TL olarak tespit edilmiştir.

2. Hizmet Erbabına İşyeri veya İşyerinin Müştemilatı Dışında Kalan Yerlerde Yemek Verilmek Suretiyle Sağlanan Menfaatlere İlişkin İstisna Tutarı:

Gelir Vergisi Kanununun 23/8 numaralı bendinde yer alan bu istisna tutarı 2014 takvim yılında uygulanmak üzere 12.00 TL olarak tespit edilmiştir.

3. Sakatlık İndirimi Tutarları:

Gelir Vergisi Kanununun 31.maddesinde yer alan sakatlık indirimi tutarları, 2014 takvim yılında uygulanmak üzere; birinci derece sakatlar için 800 TL, ikinci derece sakatlar için 400 TL, üçüncü derece sakatlar için 190 TL olarak tespit edilmiştir.

4. Değer Artışı Kazançlarına İlişkin İstisna Tutarı:

Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80.maddesinde yer alan değer artışı kazançlarına ilişkin istisna tutarı, 2014 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 9.700 TL olarak tespit edilmiştir.

5. Arızi Kazançlara İlişkin İstisna Tutarı:

Gelir Vergisi Kanununun 82. maddesinde yer alan arızi kazançlara ilişkin istisna tutarı, 2014 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 21.000 TL olarak tespit edilmiştir.

6. Tevkifata ve İstisnaya Konu Olmayan Menkul ve Gayrimenkul Sermaye İratlarına İlişkin Beyanname Verme Sınırı:

Gelir Vergisi Kanununun 86.maddesinde yer alan tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarına ilişkin beyanname verme sınırı, 2014 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 1.400 TL olarak tespit edilmiştir.

7. 2013 Takvim Yılında Elde Edilen Bir Kısım Menkul Sermaye İradının Beyanında Dikkate Alınacak İndirim Oranı:

2013 takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarından, 1/1/2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan ve Gelir Vergisi Kanununun 75/- (5) numaralı bendinde sayılan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler indirim oranı uygulanmak suretiyle beyan edilecektir. 2013 yılında elde edilen bu nitelikteki menkul sermaye iradının beyanında uygulanacak indirim oranı % 53,11 olarak belirlenmiştir.

Gözde UYGUR

SGK Danışmanı

Kur Farkları

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 01 Aralık 2014 - 9:05

23 Ocak 2014 tarihli ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 434 Sıra No.lu VUK.  Genel Tebliği’nde; borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralara ilişkin senetli / senetsiz alacak ve borçların değerlemesinde ve  31.12.2013 tarihine ilişkin yabancı para cinsiden hesapların değerlemelerinde esas alınacak döviz kurlarına dair tutarlara yer verilmişti.

130 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği ile 217 Seri No.lu GV. Genel Tebliği’nde; değerleme günü itibariyle Maliye Bakanlığınca kur ilanı gerçekleşmemesi durumlarında T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması konusu; ayrıca 283 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği’nde bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun (bulunmaması halinde döviz alış kurunun), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun gösterge olarak işleme konulacağı açıklanmıştır.

Başka bir ifadeyle, Vergi Usul Kanunu’nun 280 inci maddesi ve bu maddeye dayalı çıkarılmış olan Tebliğ açıklamaları gereği, bankaların söz konusu Tebliğde belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerektiği belirtilmiştir. Bankalar, dönem sonlarında yabancı para cinsinden borç ve alacaklarını, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Tebliğde belirlenen kurlar yerine T.C. Merkez Bankası’nca belirlenen esaslara uygun olarak tespit edilen ve fiilen uygulanan alış kurlarını esas alacaklardır.

Kur farkları ile ilgili olarak fatura düzenlenmesi konusunda VUK da açık bir düzenleme yoktur. Ancak;  105 Numaralı KDV Genel Tebliğinde, 60 seri nolu KDV sirkülerinde  ve özelgelerle açıklamalara dayanılarak, kur farkları için fatura düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bazı Temel Tespitler;

-Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya fatura düzenlenmeli, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki KDV oranı üzerinden KDV hesaplanmalıdır.

Burada mal satışı veya hizmet ifası nedeniyle kesilen fatura ile borçlanılan ve ileri bir tarihte ödenmesi kararlaştırılan toplam borç, KDV dahil borçtur. Dolayısıyla, tahsil zamanında oluşan kur farkı KDV’yi de içermektedir. Bu nedenle iç yüzde yöntemi ile katma değer vergisi hesaplanmalıdır.

– Alıcının erken ödeme yapması nedeniyle matrahta bir değişiklik meydana gelirse, bu değişiklik KDV Kanunu’nun 35. maddesine göre düzeltilecektir.

– Dövizli satışta verilen vadeli senet, vadesinden önce ciro edilir / kırdırılırsa, tahsil edilen bedelin o tarihteki cari kurdan toplam değeri ile mal veya hizmet satışının yapıldığı dönemdeki kur üzerinden hesaplanan değeri arasındaki fark matraha dahil edilir. Bu tutar üzerinden iç yüzdeyle KDV hesaplanıp beyan edilmesi gerekmektedir.

(1) 10.01.1997 tarih ve B.07.0. GEL. 0.53/5324-186/01906 sayılı Özelge

(2) 03.02.1988 tarih ve 1277 sayılı Özelge

(3) 30.06.1993 tarih ve 31304 sayılı Özelge

(4) 04.08.1997 tarih ve B.07. GEL. 0.53/5324-191/32761 sayılı Özelge

4/B Sigortalı Giriş-Çıkışı Duyurusu

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 25 Kasım 2014 - 14:06

DUYURU

İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdüründen yapılan açıklamaya göre; 4/b sigortalı giriş-çıkışı Duyurusuna ait açıklama;

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11 inci maddesine göre “Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları, yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri tarihte başlar ve bu tarih şirket yetkililerince…, limitet şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarından hisse devri alan yeni ortaklarının sigortalılıkları, ortaklar kurulunca devrin yapılmasına karar verildiği tarihte başlar ve bu tarih ortaklar kurulu kararının, hisse devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin, devrin yapıldığının işlendiği pay defterinin birer sureti veya devir ticaret sicil memurluğunca tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıylaşirket yetkililerince” 15 gün içinde SGK’ya bildirilir (SSİY, m.11/(4).c-2 ve c-4)

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 14 üncü maddesine göre, “Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları bu görevlerinin bittiği tarihte sona erer ve bu tarih şirket yetkililerince”…10 gün içindeSGK’ya bildirilir (SSİY, m.14/(2).ç-2). “Limited şirket, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının sigortalılıkları hisse devrine ilişkin alınan ortaklar kurulu kararı ile hissenin devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin ve devrin pay defterine işlendiği sayfanın birer suretlerinin birlikte ibraz edilmesi veya hisse devri ticaret sicil memurluğuna tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıyla ortaklar kurulu karar tarihi itibarıyla sona erer ve bu tarih, sigortalılar ve şirket yetkililerince” 10 gün içinde SGK’ya bildirilir(SSİY, m.14/(2).ç-3)

Anonim şirketin yönetim kuruluna seçilen ortaklar ve limitet şirkete dışarıdan ortak olanlar için 15 gün içinde kağıt formatlı işe giriş bildirgesinin verilmemesi veya anonim şirket yönetim kurulundan ayrılan ortaklar ile hissesinin tamamını bir başkasına devreden limitet şirket ortakları için 10 gün içinde kağıt formatlı işten çıkış bildirgesinin verilmemesi halinde, verilmesi gerekli olan her bir bildirge için şirket tüzel kişiliğine bir asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmaktadır.

Örneğin; A Ltd Şti ortağı olan Ahmet Bey, 15/9/2014 tarihinde hissesinin tamamını şirket dışından Mehmet Bey’e devretmiş ve devir 15/9/2014 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla onaylanmıştır. Bu durumda A Ltd Şti tarafından ortaklıktan ayrılan Ahmet Bey adına 10 gün içinde, kağıt formatlı işten çıkış bildirgesi ile yeni ortak Mehmet Bey adına 15 gün içinde kağıt formatlı işe giriş bildirgesinin, şirketin merkezini içine alan Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğüne verilmesi gerekmektedir. Bu süreler içinde işe giriş ve işten çıkış bildirgesinin verilmemesi halinde A Ltd Şti tüzel kişiliğine her bir bildirge için bir asgari ücret tutarında olmak üzere toplam iki asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır.

Bilindiği üzere; 11/09/2014 tarihli ve 29116 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6552 sayılı Kanun ile İş Kanununun bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklikler yapılmış ve bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına imkan sağlanmıştır. Söz konusu Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe giren 61 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna Geçici 57 inci madde eklenmiştir.

5510 sayılı Kanunun geçici 57 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, şirket tüzel kişilikleri tarafından ortaklar ve/veya yönetim kurulu üyesi ortaklar için verilmesi gereken kağıt formatlı işe giriş ve işten çıkış bildirgelerinin 11/12/2014 tarihine kadar verilmesi halinde ilgili bildirgeler kanuni süresinde verilmiş sayılacak ve idari para cezası uygulanmayacaktır. Bu yükümlülükler için daha önce uygulanan ve ödemesi yapılmayan idari para cezaları, kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın terkin edilecektir. İdari para cezaları tahsil edilmiş ise iade veya mahsup edilmeyecektir.

Buna göre, sigortalılıklarının başlangıcına ve sonlandırılmasına ilişkin;

1-Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile ilgili şirket yetkilileri,

2-Limited şirket ortakları ile ilgili şirket yetkilileri,

Sigortalılığın başlangıcı ve sonlandırılmasına ilişkin bildirim yükümlülüğünü, 5510 sayılı Kanunun geçici 57 nci madde uyarınca 11/12/2014 (dahil) tarihine kadar yerine getirmeleri halinde bildirim yükümlülükleri kanuni süresinde yerine getirilmiş sayılarak sonucunda idari para cezası uygulanmayacaktır.

5510 sayılı Kanunun geçici 57 nci madde uyarınca, örnekteki şirket tüzel kişiliği, ortakları adına daha önce vermesi gereken işe giriş ve işten çıkış bildirgesini 11/12/2014 tarihine kadar vermesi koşuluyla bildirgeyi süresinde vermiş sayılacak ve şirkete idari para cezası uygulanmayacaktır.

Limitet şirket ortağının/anonim şirketin yönetim kuruluna seçilen ortağının, emekli olması veya bir başka işyerinde 4/a kapsamında sigortalı olması ya da aynı zamanda bir başka şirkete de ortak/ yönetim kurulu üyesi olması, bildirge verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacaktır. Bu nedenle tüm meslek mensuplarının, kağıt formatındaki bildirge verme yükümlülüğünü 11/12/2014 tarihine kadar yerine getirmeleri, işverenlerinin ilerleyen dönemlerde idari para cezalarıyla karşı karşıya kalmamaları açısından önem arz etmektedir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Hızlandırılmış İade Sistemi (HİS) Konusunda Yeni KDV Genel Uygulama Tebliği ile Değişenler

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 21 Kasım 2014 - 11:57

HIZLANDIRILMIŞ İADE SİSTEMİ (HİS) KONUSUNDA YENİ KDV GENEL UYGULAMA TEBLİĞİ İLE DEĞİŞENLER

İade hakkı doğuran işlemlere ait katma değer vergisi (KDV) alacaklarının iadesi genel esaslar ve özel esaslar olmak üzere iki ayrı usul çerçevesinde yerine getirilmektedir. Maliye Bakanlığınca çıkarılan Tebliğlerde belirtilen koşulları sağlayan mükelleflerin katma değer vergisi iade talepleri genel uygulamanın dışında, özel esaslar çerçevesinde Hızlandırılmış KDV İade Sistemi (HİS)  kapsamında yerine getirilmektedir.

Hızlandırılmış İade Sistemi (HİS)  uygulaması kapsamına girecek mükelleflere ilişkin düzenlemeler esas itibariyle 109 seri No’lu KDV Genel Tebliğinde yer almış daha sonra 120 seri No’lu KDV Genel Tebliği ile bazı değişiklikler yapılmıştı.

26 Nisan 2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve bütün KDV tebliğlerini tek bir tebliğ haline getiren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği  ile hızlandırılmış iade sisteminde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Bu değişiklikler aşağıda belirtilmiştir.

1.     Başvuru Koşullarındaki Değişiklikler

Eski uygulamada başvuru tarihinden önce vergi dairesine verilmiş son yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin ekinde yer alan bilânçoda yer alan;

1.  Aktif toplamının 200.000.000 TL,

2.  Maddi duran varlıkları toplamının 50.000.000 TL,

3.  Öz sermaye tutarının 100.000.000 TL,

4.  Net satışlarının 250.000.000 TL’den az olmaması,

koşullarının tamamı aranırken yeni uygulamada bu koşullardan üç tanesinin gerçekleşmesi yeterli olmaktadır.

Öte yandan eski uygulamada başvurudan önceki takvim yılında vergi dairesine vermiş olduğu muhtasar beyannamelere göre aylık ortalama çalıştırılan kişi sayısının 350 ve daha fazla olması koşulu 250 kişiye düşürülmüştür.

1.     Haksız/Yersiz Yere Alınan Vergilerin Oranıyla İlgili Değişiklik

Eski uygulamada haksız/yersiz iade aldığı anlaşılan mükelleflerden; haksız/yersiz aldığı vergilerin, ilgili dönemde yapılan vergi iadelerine oranı % 1‘i geçen mükelleflerin sertifikaları iptal edilmekteyken KDV Genel Uygulama Tebliğinde bu oran % 5‘e çıkarılmıştır.

1.     Eksik Belgelerin Tamamlanma Süresiyle İlgili Değişiklik

Tamamı ibraz edilen belgelerde şekil veya muhteviyat yönünden vergi dairesince eksiklik veya yanlışlık tespit edilmesi halinde iade talepleri yerine getirilmekle birlikte, bu hususlar belgelerin ibraz edildiği tarihi izleyen 15 gün içinde mükellefe tebliğ edilmektedir. Yeni Tebliğ düzenlemesinde mükelleflerin tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde eksiklikleri tamamlamamaları halinde, durum ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına/Defterdarlığa bildirilecektir. Bu süre daha önce 30 gün olarak uygulanmaktaydı.

Vergi Dairesi Başkanlığı/Defterdarlık tarafından gerekçeleri göz önünde tutularak eksikliklerin tamamlanması için mükellefe üç aylık ek süreverilebilecektir. Bu süre sonunda da eksikliklerin tamamlanmaması halinde belge eksikliğine rağmen iade edilen KDV’nin ilgili bulunduğu vergilendirme dönemleri incelemeye sevk edilir. Belge eksikliğine rağmen iade edilen KDV tutarı kadar nakdi teminat veya banka teminat mektubu verilmemesi halinde HİS Sertifikası da iptal edilecektir.

1.     Borcun Olmaması Konusunda Vergi Türleri İtibariyle Değişiklik

Sisteme dahil olmak için daha önceki düzenlemede farklı vergilerin her birine ait beyanname verme ödevinin birden fazla dönem için aksatılmamış olması (süresinden sonra kendiliğinden verilen beyannameler hariç) gerekirken, yeni düzenlemede, gelir veya kurumlar vergisi, ÖTV ve KDV uygulamalarından her birine ait beyanname verme ödevinin her bir vergi türü itibarıyla birden fazla aksatılmamış olması koşulu getirilmiştir. Örneğin, bu durumda damga vergisi bu ile geç ödeme bu kapsamda değerlendirilmeyecektir.

5 –  İade Talebinin Yerine Getirilmesi Sürecindeki Değişiklik

HİS sertifikası sahibi mükelleflerin nakden iade talepleri eski uygulamada belgelerin tamamlandığı tarihi izleyen 5 iş günü içerisinde yerine getirilirken yeni uygulamada ibraz edilen belgelere ilişkin olarak KDVİRA sistemi tarafından yapılan sorgulama neticesinde olumsuzluk tespit edilmeyen tutarlar raporun tamamlanma sürecini izleyen beş iş günü içinde iade edilecektir. Olumsuzluk tespit edilen alımlara ilişkin KDV tutarlarının iadesi ise olumsuzlukların giderilmesi veya aranan şartların sağlanması kaydıyla yerine getirilecektir. Mahsuben iade talepleri ise belgelerin tamamlandığı tarih itibarıyla hüküm ifade edecektir.

Standart İade Talep Dilekçeleri

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 03 Eylül 2014 - 8:02

Tebliğ ile iade talep dilekçeleri, aşağıda belirtilen adlarla, standart formlar halinde düzenlenmiştir.

Buna göre;

a. Kesinti yoluyla ödenen vergilerden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1A),

b. Geçici vergiden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1B),

c. Fazla veya yersiz olarak ödenen gelir/kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1C),

ç. İhracat istisnası nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2A),

d. İhracat istisnası dışındaki tam istisnalar nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2B),

e. Kısmi tevkifat uygulamasına ilişkin katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2C),

f. İndirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2D),

g. Katma değer vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2E),

ğ. Fazla veya yersiz ödenen katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2F),

h. İhracat istisnasından ve indirimli ÖTV uygulamalarından doğan özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3A),

ı. Fazla veya yersiz ödenen özel tüketim vergisi ile bazı uluslararası anlaşmalar kapsamındaki alımlara ilişkin özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3B),

i. Özel iletişim vergisi beyannamesine bağlı olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4A),

j. Özel iletişim vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4B),

k. Avrupa Birliği mali yardımları kapsamındaki vergilerle ilgili nakden veya mahsuben iadeye ilişkin talepler için Avrupa Birliği Mali Yardımları Kapsamındaki Vergilerle İlgili İade Talep Dilekçesi (5),

l. Diğer iade talepleri için Diğer İadelere İlişkin Talep Dilekçesi (6)

kullanılacaktır.

15 Yıl ve 3600 Günle Kıdem Tazminatı Alanlar Çalışabilir Mi?

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 29 Ağustos 2014 - 8:22

15 YIL VE 3600 GÜNLE KIDEM TAZMİNATI ALANLAR ÇALIŞABİLİR Mİ?

I. GİRİŞ

Kıdem tazminatı konusu, 1475 sayılı eski İş Kanununun 14. maddesinde düzenlenmiştir. 1475 sayılı İş Kanununun kıdem tazminatına ilişkin 14. maddesi dışındaki tüm maddeleri de yürürlükten kaldırılmıştır.

Çalışma hayatında en çok sorun yaşanan konuların başında kıdem tazminatının geldiğini söylesek yanlış olmaz.

1475 sayılı İş Kanununa göre, yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları halinde kıdem tazminatı verilebilmektedir.

Bu makalede, 15 yıl ve 3600 gün prim gününü doldurup kıdem tazminatını alarak işten ayrılan işçinin, daha sonra aynı veya başka bir işyerinde çalışıp çalışamayacağı ele alınmıştır.

 

II. KIDEM TAZMİNATI ÖDENMESİNİN KOŞULLARI

1475 sayılı kanunda gösterilen fesih hallerinde, en az bir yıllık çalışması olan işçiye veya işçinin vefat etmesi halinde de bu işçinin hak sahiplerine işveren tarafından kıdem tazminatı ödenmesi gerekmektedir.

Kıdem tazminatına hak kazanabilmenin koşulları 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde aşağıdaki gibi sıralanmıştır.

a)   İşveren tarafından 4857 sayılı İş kanunun 25. Maddesinin II numaralı bendinde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenler dışında iş sözleşmesinin feshedilmesi,

b)  İşçi tarafından 4857 sayılı İş Kanunun 24. Maddesinde sayılan nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi,

c)   Muvazzaf askerlik dolayısıyla iş sözleşmesinin feshedilmesi,

d)  İşçinin bağlı bulunduğu kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, veya malullük aylığı yahut toptan ödeme alması amacıyla iş sözleşmesinin feshedilmesi,

e)   Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi rızası ile iş sözleşmesini sona erdirmesi,

f)   İşçinin ölümü sebebiyle iş sözleşmesinin son bulması,

g) Sosyal Sigorta Yasalarında değişiklik yapan 4447 sayılı yasa ile getirilen bir hükümle,  506 sayılı Kanunun 60. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı kanunun geçici 81. maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları,

halinde bir yıldan fazla kıdemi olan iş kanunu kapsamındaki işçiye kıdem tazminatı ödenmesi gerekmektedir.

Normal şartlarda istifa edene kıdem tazminatı verilmemektedir. Ancak kademeli emeklilikle ilgili 4447 Sayılı Kanun’la 1999 yılında yapılan yasa değişikliğiyle emeklilik için gereken sigortalılık süresi ile prim gün sayısını doldurup yaşını doldurmayı bekleyen sigortalılara kıdem tazminatı verilmesi gerekmektedir.

Buna ilişkin düzenlemede “506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle feshedilmesi halinde işçilere kıdem tazminatı ödenir” hükmü getirilmişti.

1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına 5 numaralı bend eklenerek, yaşlılık aylığına hak kazanmak için 506 sayılı Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde öngörülen prim ödeme gün sayısı i1e sigortalılık süresini tamamlayan sigortalıya Kendi isteğiyle işten ayrılması halinde yaşını doldurmasını beklemeden kıdem tazminatı alma imkanı sağlanmıştı.

Düzenlemenin amacı, pirim ödeme ve sigortalılık süresi yönünden emeklilik hakkını kazanmış olsa da, diğer bir ölçüt olan emeklilik yaşını beklemek zorunda olan işçilerin, bundan böyle çalışma olmaksızın işyerinden ayrılmaları halinde kıdem tazminatı alabilmelerini sağlamaktır.

08/09/1999 tarihinden önce çalışmaya başlayanlar için aylığa hak kazanma koşullarından yaş dışında en az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını, 08/09/1999 tarihinden sonra çalışmaya başlayanlar için ise 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaş koşulu dışında kalan sigortalılık süresi ile prim ödeme gün sayısı koşullarını en erken yerine getirdikleri tarihte, kıdem tazminatına ilişkin yazının verilmesi yönünde uygulamanın değiştirilmesi uygun görülmüştür.

Diğer bir deyişle 08 / 09 / 1999 tarihinden önce çalışmaya başlayan sigortalılar için aylığa hak kazanma koşullarından yaş dışında en az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını tamamlayıp, emeklilik yaşını bekleyen sigortalılara 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine göre “Kıdem Tazminatı Alabilir” yazısı verilmektedir. Bu yazının alınması durumunda da kıdem tazminatının ödenmesi gerekmektedir.

Burada işçinin başka bir işe girmek için bu gerekçeyle işten ayrılması halinde kıdem tazminatı ödenip ödenmeyeceği sorun olmaktadır. Şüphesiz işçinin bu ayrılmasından sonra yeniden çalışması gündeme gelebilir ve Anayasal temeli olan çalışma hakkının ortadan kaldırılması beklenmemelidir. Bu itibarla işçinin ilk ayrıldığı anda iradesinin tespiti önem kazanmaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin E. 2006/2716, K. 2006/8549, T. 4.4.2006 sayılı kararına göre en az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını tamamlayıp, emeklilik yaşını bekleyen işçinin başka bir işyerinde çalışmak için işyerinden ayrıldığı anlaşıldığı takdirde kıdem tazminatına hak kazanılması söz konusu olmaz. Yani, sırf başka bir işe girmek için bu gerekçeyle kıdem tazminatı istendiğinde işveren tarafından ödenen kıdem tazminatının iadesi talep edilebilecektir.

Şüphesiz işçinin bu ayrılmasından sonra yeniden çalışması gündeme gelebilir ve Anayasal temeli olan çalışma hakkının ortadan kaldırılması beklenmemelidir. Çünkü Anayasa’nın 48’inci maddesindeki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir” ve 49’uncu maddesindeki, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” hükümleri de bireyin çalışma hürriyeti, hakkı ve ödevini açıkça düzenlemiş bulunmaktadır. Bireyin dilediği bir işte, dilediği zaman çalışması, anayasal bir hak ve hürriyettir. Diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, çalışma hak ve hürriyetlerine iş sağlığı ve güvenliği ile ulusal güvenlik dışında, herhangi bir şart ve sınır konulması mümkün değildir. Ancak burada işçinin başka bir işe girmek için bu gerekçeyle işten ayrılması halinde kıdem tazminatı ödenip ödenmeyeceği sorun olmaktadır.

Bu itibarla işçinin ilk ayrıldığı anda iradesinin tespiti önem kazanmaktadır. En az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını tamamlayıp, emeklilik yaşını bekleyen işçinin başka bir işyerinde çalışmak için işyerinden ayrıldığı anlaşıldığı takdirde kıdem tazminatına hak kazanılması söz konusu olmayabilecektir (T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin E. 2006/2716, K. 2006/8549, T. 4.4.2006 sayılı kararında). Yani, sırf başka bir işe girmek için bu gerekçeyle kıdem tazminatı istendiğinde, işveren tarafından ödenen kıdem tazminatının iadesi talep edilebilecektir.

Ancak işçinin bu şekilde bir başka işyerinde işe girmek için irade beyanı olmadan kıdem tazminatı alarak ayrılması ve daha sonra aynı veya bir başka işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde kıdem tazminatının iadesinin istenmesi mümkün olmayacaktır.

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin E. 2006/2716, K. 2006/8549, T. 4.4.2006 sayılı kararında;  “DAVA : Taraflar arasındaki ihbar ve kıdem tazminatı, fazla çalışma parası ile bayram, hafta, genel tatil gündelikleri ve ikramiye alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 4.4.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat B. O. ile karşı taraf adına Avukat N. Y. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı işçi açmış olduğu bu davada, 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğinden söz ederek bu yönde istekte bulunmuştur. Davalı işveren, davacının başka bir işyerinde çalışmak için istifa etmek suretiyle işyerinden ayrıldığını savunmuştur. Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir.

1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bentte, “506 Sayılı Kanunun 60 inci maddesinin birinci fıkrasının ( A )bendinin ( a )ve ( b )alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle” işçilerin kıdem tazminatına hak kazanabileceği hükme bağlanmıştır. Düzenlemenin amacı, pirim ödeme ve sigortalılık süresi yönünden emeklilik hakkını kazanmış olsa da, diğer bir ölçüt olan emeklilik yaşını beklemek zorunda olan işçilerin, bundan böyle çalışma olmaksızın işyerinden ayrılmaları halinde kıdem tazminatı alabilmelerini sağlamaktır. Şüphesiz işçinin bu ayrılmasından sonra yeniden çalışması gündeme gelebilir ve Anayasal temeli olan çalışma hakkının ortadan kaldırılması beklenmemelidir. Bu itibarla işçinin ilk ayrıldığı anda iradesinin tespiti önem kazanmaktadır. İşçinin başka bir işyerinde çalışmak için işyerinden ayrıldığı anlaşıldığı taktirde 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca kıdem tazminatına hak kazanılması söz konusu olmaz.

Davacı işçi, 24.1.2003 tarihinde işverene vermiş olduğu yazılı dilekçesinde özel nedenlerle aynı tarihte işyerinden ayrılmak istediğini bildirmiştir. Davalı işveren yetkilisi dilekçe altına, davacının 21.2.2003 tarihinde ayrılabileceğine dair bir açıklama eklemiş ve tarafların bu yönde anlaşmaları üzerine davacı işçi bir süre daha çalışmıştır. Davacı 23.2.2003 tarihine kadar çalışmasını sürdürmüş, bu tarihte işyerinden ayrılmış ve bir gün sonra başka bir işverene ait işyerinde çalışmak üzere işe başlamıştır. Somut olayda davacı işçi iş sözleşmesini 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca feshetmiş değildir. Başka bir işyerinde çalışmaya başladıktan çok sonra Sosyal Sigortalar Kurumuna bu yönde bir yazı almak için başvuruda bulunmuştur. Bu durumda yasa ile korunan hukuki menfaatin teminine yönelik bir davranış içine girilmemiş ve davacı işçi olayların gelişimine göre başka bir işyerinde çalışmak için işyerinden ayrılmıştır. Davacı tanıkları da davacının 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca iş sözleşmesini feshettiğinden söz etmemişlerdir.

Daha sonra davacı işçi, işverence kıdem tazminatı ödemesine esas olmak üzere Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yazı verilmediğinden bahisle bir dava açmış ve bu davada davacının pirim ödeme süresi ile sigorta pirimi yönünden emeklilik hakkını kazandığını tespit olunmuştur. Aynı kararda davacı işçiye 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca kıdem tazminatı yazısı verilmesi gerektiğinin tespitine dair hüküm kurulmuştur. Belirtmek gerekir ki bu dava, işçiye Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yazı verilmesi ile ilgilidir. Davacı işçinin kıdem tazminatına hak kazandığı noktasında bir sonucu içermemektedir.

Yapılan bu açıklamalara göre davacı işçi, 1475 sayılı yasaya 4447 sayılı yasa ile eklenen 5. bent hükmü uyarınca iş sözleşmesini feshettiği kanıtlayamadığından kıdem tazminatı isteğinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece anılan isteğin reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 450 YTL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 4.4.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.” Hükmü verilmiştir.

 

III. SONUÇ

08/09/1999 tarihinden önce çalışmaya başlayanlar için yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle işten ayrılarak kıdem tazminatı alan işçi daha sonra tekrar işe girmesi halinde kıdem tazminatı ödeyen eski işvereniyle çeşitli sorunlar yaşanmaktadır.

Düzenlemenin amacı, pirim ödeme ve sigortalılık süresi yönünden emeklilik hakkını kazanmış olsa da, diğer bir ölçüt olan emeklilik yaşını beklemek zorunda olan işçilerin, bundan böyle çalışma olmaksızın işyerinden ayrılmaları halinde kıdem tazminatı alabilmelerini sağlamaktır.

Bireyin dilediği bir işte, dilediği zaman çalışması, anayasal bir hak ve hürriyettir. Diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, çalışma hak ve hürriyetlerine iş sağlığı ve güvenliği ile ulusal güvenlik dışında, herhangi bir şart ve sınır konulması mümkün değildir.

Burada sorun çalışma yaşamını noktaladığını belirtip diğer koşulları da yerine getirmiş olan işçinin çalışmaya devam etme iradesini ortaya koyduğunda kıdem tazminatı hakkının ortadan kalkıp kalkmayacağı veya ödenmiş olan kıdem tazminatının iadesinin istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

En az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını tamamlayıp, emeklilik yaşını bekleyen işçinin başka bir işyerinde çalışmak için işyerinden ayrıldığı anlaşıldığı takdirde kıdem tazminatına hak kazanılması söz konusu olmayabilecektir Yani, sırf başka bir işe girmek için bu gerekçeyle kıdem tazminatı istendiğinde, işveren tarafından ödenen kıdem tazminatının iadesi talep edilebilecektir.

Ancak işçinin bu şekilde bir başka işyerinde işe girmek için irade beyanı olmadan kıdem tazminatı alarak ayrılması ve daha sonra aynı veya bir başka işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde kıdem tazminatının iadesinin istenmesi mümkün olmayacaktır.

Ticari İşlemlerden Doğan Kur Farklarına İlişkin Yapılması Gerekli Hususlar

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 28 Ağustos 2014 - 9:31

TİCARİ İŞLEMLERDEN DOĞAN KUR FARKLARINA İLİŞKİN YAPILMASI GEREKLİ HUSUSLAR

 

23 Ocak 2014 tarihli ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 434 Sıra No.lu VUK.  Genel Tebliği’nde; borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralara ilişkin senetli / senetsiz alacak ve borçların değerlemesinde ve  31.12.2013 tarihine ilişkin yabancı para cinsiden hesapların değerlemelerinde esas alınacak döviz kurlarına dair tutarlara yer verilmişti.

 

130 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği ile 217 Seri No.lu GV. Genel Tebliği’nde; değerleme günü itibariyle Maliye Bakanlığınca kur ilanı gerçekleşmemesi durumlarında T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması konusu; ayrıca 283 Sıra No.lu VUK. Genel Tebliği’nde bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun (bulunmaması halinde döviz alış kurunun), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun gösterge olarak işleme konulacağı açıklanmıştır.

 

Başka bir ifadeyle, Vergi Usul Kanunu’nun 280 inci maddesi ve bu maddeye dayalı çıkarılmış olan Tebliğ açıklamaları gereği, bankaların söz konusu Tebliğde belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerektiği belirtilmiştir. Bankalar, dönem sonlarında yabancı para cinsinden borç ve alacaklarını, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Tebliğde belirlenen kurlar yerine T.C. Merkez Bankası’nca belirlenen esaslara uygun olarak tespit edilen ve fiilen uygulanan alış kurlarını esas alacaklardır.

 

Kur farkları ile ilgili olarak fatura düzenlenmesi konusunda VUK da açık bir düzenleme yoktur. Ancak;  105 Numaralı KDV Genel Tebliğinde, 60 seri nolu KDV sirkülerinde  ve özelgelerle açıklamalara dayanılarak, kur farkları için fatura düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

 

Bazı Temel Tespitler;

 

-Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya fatura düzenlenmeli, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki KDV oranı üzerinden KDV hesaplanmalıdır.

 

Burada mal satışı veya hizmet ifası nedeniyle kesilen fatura ile borçlanılan ve ileri bir tarihte ödenmesi kararlaştırılan toplam borç, KDV dahil borçtur. Dolayısıyla, tahsil zamanında oluşan kur farkı KDV’yi de içermektedir. Bu nedenle iç yüzde yöntemi ile katma değer vergisi hesaplanmalıdır.

 

– Alıcının erken ödeme yapması nedeniyle matrahta bir değişiklik meydana gelirse, bu değişiklik KDV Kanunu’nun 35. maddesine göre düzeltilecektir.

 

– Dövizli satışta verilen vadeli senet, vadesinden önce ciro edilir / kırdırılırsa, tahsil edilen bedelin o tarihteki cari kurdan toplam değeri ile mal veya hizmet satışının yapıldığı dönemdeki kur üzerinden hesaplanan değeri arasındaki fark matraha dahil edilir. Bu tutar üzerinden iç yüzdeyle KDV hesaplanıp beyan edilmesi gerekmektedir.

 

(1) 10.01.1997 tarih ve B.07.0. GEL. 0.53/5324-186/01906 sayılı Özelge

(2) 03.02.1988 tarih ve 1277 sayılı Özelge

(3) 30.06.1993 tarih ve 31304 sayılı Özelge

(4) 04.08.1997 tarih ve B.07. GEL. 0.53/5324-191/32761 sayılı Özelge

YENİ NESİL ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZ KULLANIMLARINA İLİŞKİN DÜZENLEMELER

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 07 Ağustos 2014 - 13:40

YENİ NESİL ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZ KULLANIMLARINA İLİŞKİN DÜZENLEMELER

 

426 Numaralı VUK Genel Tebliği’nin 6. kısımına ilişkin,

Mükellefler, gerek mecburiyetlerinin başlaması sebebiyle gerekse mecburiyetleri başlamadan kendi istekleri ile kullanmak üzere aldıkları yeni nesil ödeme kaydedici cihazları, alış faturasının düzenlendiği tarihten (fatura tarihi dahil) itibaren 15 gün içerisinde bağlı bulundukları vergi dairesine bir dilekçeyle (alış faturası örneği, cihaz sicil numarası, cihazdan alınan bir fiş örneği de dâhil olmak üzere gerekli belgeleri eklemek suretiyle) bildirerek kayıt ettireceklerdir.

Ayrıca mükellefler kayıt işlemi ile birlikte, kullanmak üzere aldıkları her bir cihaz için ayrı ayrı olmak üzere “Ödeme Kaydedici Cihazlara Ait Levha”yı söz konusu süre içerisinde vergi dairelerinden alarak işyerlerinde devamlı surette görülebilecek bir yere asacaklardır.

Cihazın alındığı tarih itibariyle yeni nesil ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyetinin başlamasına 15 günden daha az bir sürenin bulunması halinde mükellefler, söz konusu 15 günün sonunu beklemeyecekler ve mecburiyetleri başlamadan önce yukarıda açıklandığı şekilde kayıtlarını yaptırıp ödeme kaydedici cihazlara ait levhalarını alacaklardır.

347 Numaralı VUK Genel Tebliği 3. Kısımına ilişkin,

“Matbaa işletmecileri Yönetmeliğin 14 üncü maddesi uyarınca düzenlenen bilgi formunu, en geç düzenlendiği günü izleyen on beşinci günün sonuna kadar internet üzerinden, www.gelirler.gov.tr adresinde hizmet veren İnternet Vergi Dairesi/Kurumlar-Gelir Vergi Dairesine, kullanıcı kodu, parola ve şifrelerini kullanmak suretiyle göndereceklerdir.” şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir.

Tebliğde “Ek4” bölümünde yer alan Anlaşmalı Matbaalara İlişkin Tip Anlaşma Metninde de değişikliğe gidilmiştir.

“Matbaa işletmecisi, basım ve dağıtımını yaptığı belgelere ilişkin bilgi formunu, en geç düzenlendiği günü izleyen on beşinci günün sonuna kadar elektronik ortamda internet üzerinden gönderecektir.”

KISMİ SÜRELİ (PART-TIME) ÇALIŞAN İŞÇİLERİN KIDEM, İHBAR VE İZİN HAKLARI

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 07 Ağustos 2014 - 11:27

KISMİ SÜRELİ (PART-TIME) ÇALIŞAN İŞÇİLERİN KIDEM, İHBAR VE İZİN HAKLARI

 

4857 sayılı iş yasamızla birlikte farklı çalışma şekilleri iş hayatımıza giriş yapmıştır. Part Time yani Kısmi Süreli Çalışma, 4857 sayılı İş Kanun’unun 13/1. fıkrasında; “işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda ortaya çıkan çalışma” şeklinde ifade edilmiş, ayrıca 06.04.2004 tarihli İş Kanunuyla alakalı Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 6 numaralı maddesinde açıklanmıştır; “İşyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışma kısmi süreli çalışmadır”.

 

13.madde’de belirtildiği üzere, İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmî süreli iş sözleşmesidir.

 

“önemli ölçüde daha az” ibaresi kısmi süreli çalışmayı tanımlama açısından yetersiz bir ifade olarak görülmekteydi. Bu nedenle Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yayınlanmış İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinde konuya ilişkin 6.maddesi kısmi süreli işi  “İşyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte  ikisi oranına kadar yapılan çalışma kısmi süreli çalışmadır.” şeklinde tanımlamaktadır.

 

Yönetmelikteki açıklamadan hareketle kısmi süreli çalışmayı haftalık tam süreli çalışma olan 45 saatin 2/3 ‘ü oranında yani 30 saat ve daha az süreli çalışmalar olarak tanımlayabiliriz.

 

Kısmi süreli sözleşmeyle çalıştırılan personelin sırf sözleşmelerinin kısmi süreli olması dolayısıyla artık hak mahrumiyeti yaşamamaktadır. Bu duruma ilişkin iş yasanın da 5. Madde ile düzenlenmiş bir dayanak ile çalışanlara eşit haklar konusunda bir adım atmış bulunmaktadır. Buna bağılı olarak “Ayrımcılık Tazminatı” ile haksızlık yapılan çalışan için, işverene yaptırım uygulaması getirerek cezai bir tazminat hakkı sağlamıştır.

 

Çağrı Üzerine Çalışma, 4857 sayılı Kanun’un 14. maddesinde; “Yazılı sözleşme ile işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme ediminin yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisi” şeklinde ifade edilmiştir. Kısmi süreli veya çağrı üzerine iş sözleşmesi şeklinde çalışanlara yıllık ücretli izin hakkı tam süreli çalışanlar gibi işlerken asla başka bir işleme tabi tutularak bu hakları değiştirilemeyecektir. Kısmi süreli veya çağrı üzerine iş sözleşmesi yapılarak çalışan iş gücüne, iş sözleşmelerinin devam ettiği sürece her yıl için hak ettikleri izinleri ve sonraki yıl izin süresi içine denk gelen kısmi süreli iş günlerinde çalışmayarak kullanmalarının hak olarak sunulması kanun maddesi ile güvence altına alınmıştır.

 

Yıllık ücretli izin hakkı:

 

Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinin 13.maddesinde kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışan işçilerin izin hakkı bakımından tam süreli işçilere göre farklı bir uygulamaya tabi olmayacakları açıklanmıştır. Bu durumda bir yıllık çalışma süresini dolduran kısmi süreli çalışan işçinin 14 gün izin hakkı vardır.”

 

=İlgi Çekici  Bir Not=

 

Hafta tatiline hak kazanma açısından düşündüğümüzde Kısmi süreli çalışan işçilerin bu haklarına ilişkin Yargıtay kararında ilgi çekici bir durum söz konusu olmuştur;

 

“1475 sayılı Yasanın 41. maddesinde, hafta tatiline hak kazanabilmek için önceki 6 günde günlük iş sürelerine göre çalışmış olmak şartı bulunmaktaydı. 4857 sayılı İş Kanununda ise, haftalık iş süreleri çalışılan günlere farklı şeklinde dağılabileceğinden, hafta tatili tanımı değişmiş, işçinin 63. maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışılmış olması  kaydıyla 7 günlük zaman dilimi içinde kesintisiz 24 saat dinlenme hakkı öngörülmüştür. 63. maddede ise, genel bakımdan iş süresinin haftalık en çok 45 saat olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle  4857 sayılı İş Kanunun uygulandığı dönemde, haftalık çalışma süresinin 45 saati bulamayacağından, işçinin hafta tatiline hak kazanmak mümkün olmayacaktır.”

 

Kısmi süreli çalışan işçileri haftalık 45 saatlik iş süresi şartını yerine getiremediklerinden hafta tatiline hak kazanmadıkları konusunda karar vermiştir. Ancak çağdaş dünyada iş gücüne değer verilmesi gerekliliğinin ön plana çıkması nedeniyle, şahsi kanaatim bu kararın doğru olmadığı hususudur.

 

Kısaca, izine hak kazanan kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışan iş gücü ile tam süreli çalışan iş gücü arasında yıllık izin süreleri, izin ücretleri gibi hak olarak kanunen tanınmış hususlar konusunda hiçbir ayrım yapılamaz (Y.Ü.İ.Y. md. 13). Kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışanlara; izin dönemine rastlayan çalışması gereken sürelere ilişkin ücretleri, yıllık izin ücreti şeklinde ödenir (Y.Ü.İ.Y. md. 21).

 

Kısmi süreli iş sözleşmesi kapsamında çalışan işçi, tam süreli çalışan işçi gibi ilgili hükümlerdeki şartların varlığı halinde, bütün hükümlerden yararlanabilir. Kısmi süreli çalışanların tazminatlarının hesap edilmesinde iş akdinin sürelerinin hesap edilmesi açısından tam süreli çalışanlara göre eşitsizlik yarattığı konusunda ise kısmi süreli çalışan işçinin ücreti, tam süreli çalışan işçiye göre genellikle düşük olacağından tazminatı hesaplanırken ücret bazında o oranında daha az olacaktır.

Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Hususu

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 05 Ağustos 2014 - 8:10
KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDER HUSUSU
 
Kazancın elde edilmesiyle ilişkili olmayan, işletme sahibinin ve ortaklarının veya yöneticilerinin şahsi ve ailevi harcamaları, işletme yöneticilerinin kusurlarından kaynaklı ödenen tazminatlar, cezalar, gecikme zamları ve faizler kanunen kabul edilmeyen gider olup safi kazanç tespitinde gider olarak indirim konusu yapılamamaktadır.
 
Ticari veya kurum kazancının tespitinde indirimi kabul edilmeyen ödemeler, Gelir Vergisi Kanununun 41. Maddesinde ve Kurumlar Vergisi Kanununun 11. Maddesinde açıklanmıştır. Çeşitli kanunlarda yer alan hükümlerden doğan kanunen kabul edilmeyen giderler de mevcuttur.  
 
Türk Vergi Kanunlarına göre Safi kazanç tespit edilirken gider olarak indirim konusuna giren ve girmeyen işlemler aşağıdaki belirtilmiştir
 
SAFİ KAZANCIN TESPİTİNDE İNDİRİLMESİ KABUL EDİLMEYEN GİDERLER
 
1-) Gelir Vergisi Kanununun 41. Maddesine Göre İndirilemeyecek Giderler
 
.1.  Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları sair değerler (Aynen alınan değerler emsal bedeli ile değerlenerek teşebbüs sahibinin çektiklerine ilave olunur.),
2.  Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar,
 
3.  Teşebbüs sahibinin işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler,
 
4.  Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük çocuklarının işletmede cari hesap veya diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler,
 
5.   Bu fıkranın 1 ila 4 numaralı bentlerinde yazılı olan işlemler hariç olmak üzere, teşebbüs sahibinin, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen bedel veya fiyatlar üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılır.
 
Teşebbüs sahibinin eşi, üstsoy ve altsoyu, üçüncü derece dâhil yansoy ve kayın hısımları ile doğrudan veya dolaylı ortağı bulunduğu şirketler, bu şirketlerin ortakları, bu şirketlerin idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından kontrolü altında bulunan diğer şirketler ilişkili kişi sayılır.
Bu bent uygulamasında, imalat ve inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para alınması veya verilmesi, ücret, ikramiye ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler, her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.
 
İşletmeden çekilmiş sayılan farklar, ilişkili kişi tarafından beyan edilmiş gelir veya kurumlar vergisi matrahının hesabında dikkate alınmış ise ilişkili kişinin vergilendirme işlemleri buna göre düzeltilir. İlişkili kişiler ve bu kişilerle yapılan işlemler hakkında bu maddede yer almayan hususlar bakımından, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi hükmü uygulanır.
 
6. Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar (Akitlerde ceza şartlı olarak derpiş edilen tazminatlar, cezai mahiyette tazminat sayılmaz.)
 
7. Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin % 50’si (Bakanlar Kurulu, bu oranı % 100’e kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye yetkilidir.)
 
8.  Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan, yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları,
 
9.  Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri.
 
2-) Gelir Vergisi Kanununun 90. Maddesine Göre İndirilemeyecek Giderler
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun “Matrahtan ve Gelir Unsurlarından İndirilemeyecek Giderler” başlıklı 90’ıncı maddesi hükmüne göre de; gelir vergisi ile diğer şahsi vergiler ve her ne şekilde olursa olsun vergi cezaları ve para cezaları, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler gelir vergisi matrahından ve gelir unsurlarından indirilemez.
 
3-)  Kurumlar Vergisi Kanununun 11. Maddesine Göre Kabul edilmeyen indirimler
 
Kurum kazancının tespitinde aşağıdaki indirimlerin yapılması kabul edilmez:
 
a. Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler.
 
b. Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler.
 
c. Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar.
 
ç. Her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan yedek akçeler (Türk Ticaret Kanununa, kurumların kuruluş kanunlarına, tüzüklerine, ana statülerine veya sözleşmelerine göre safi kazançlardan ayırdıkları tüm yedek akçeler ile Bankacılık Kanununa göre bankaların ayırdıkları genel karşılıklar dahil).
 
d. Bu Kanuna göre hesaplanan kurumlar vergisi ile her türlü para cezaları, vergi cezaları, 21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler ile Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri.
 
e. Kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak kaydıyla, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin altında ihracından doğan zararlar ile bu menkul kıymetlere ilişkin olarak ödenen komisyonlar ve benzeri her türlü giderler.
 
f. Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ve amortismanları.
g. Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri.
 
h. Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri.
ı. Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin % 50’si (1). Bakanlar Kurulu bu oranı % 100’e kadar artırmaya veya sıfıra kadar indirmeye yetkilidir.
 
4-) Özel İletişim Vergileri
 
6802 Sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 39 uncu maddesinde düzenlenen ve 5228 Sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle kimi değişikliklere uğrayan “Özel İletişim Vergisi“, aynı maddenin son fıkrası hükmünde yer alan “Bu vergi, katma değer vergisi matrahına dahil edilmez, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez” hükmü çerçevesinde gelir vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilmeyecektir.
 
Maliye Bakanlığı’nca 14.10.2005 tarihinde yayınlanan 19 no’lu Kurumlar Vergisi Sirkülerinin 4. bölümünde de aynı hususa yer verilmiş bulunmaktadır. Örneğin; Bir işyerine ait sabit hatlı bir telefona ilişkin faturada haberleşme giderinin 200,00 TL, özel iletişim vergisi tutarının 30,00 TL ve KDV tutarının ise 36,00 TL olduğu bir durumda vergi matrahının tespitinde gider olarak yazılabilecek tutar 200 TL olup 30,00 TL özel iletişim vergisi tutarı KKEG olacaktır. 
 
5-) Diğer Kanunlarda Yer Alan Hükümler
 
a.   Mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesapladıkları Katma Değer Vergisi ile indirilecek Katma Değer Vergisi’ni gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak indiremeyecekleri, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 58. maddesinde hüküm altına alınmıştır.
 
b. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 14. maddesinde, ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopter ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtlar hariç olmak üzere, bu kanunun I, III ve IV sayılı tarifelerinde yer alan taşıtlardan alınan ( örneğin; otomobil, motosiklet, uçak, helikopter vb. ) motorlu taşıtlar vergisi ve cezalar ile gecikme zamları, gelir ve kurumlar vergileri matrahının tespitinde gider olarak kabul edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. ( II sayılı tarifede yer alan minibüs, panelvan, otobüs, kamyon, kamyonet vb. ait motorlu taşıtlar vergileri ise gider olarak kabul edilir. )
 
c.  Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinin üçüncü fıkrasına göre “SSK.’na ödenmeyen primler gelir ve kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider yazılamaz.” Bu nedenle SGK. Primlerinin gider yazılabilmesi için bu primlerin tahakkuku yeterli olmayıp mutlak suretle fiilen ödenmiş olması gerekmektedir. Ancak, Aralık ayına ait primlerin kanuni süresi olan izleyen yılın ocak ayı içinde ödenmesi durumunda gelir ve kurumlar vergisi uygulaması açısından gider olarak kabul edilecektir.
 
d.  Kıdem tazminatları için ayrılan karşılıklar gider yazılamayacaktır. Kıdem tazminatı için karşılık ayrılması durumunda da bu tutar dönem matrahına ilave edilecek, sadece dönem içinde fiilen ödenen kıdem tazminatları gider yazılabilecektir.
 
6-) Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Niteliğinde Olan Diğer Giderler 
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde sayılmamasına karşın, aşağıda sayılan bazı giderlerin ticari kazancın tespitinde hâsılattan indirilmesi mümkün değildir.
1. Çalınma, kaybolma ve dolandırıcılık nedenleriyle doğan zararlar,
2. Vadeli çekler için hesaplanan reeskontlar ile mevcut borç senetlerini reeskonta tabi tutmayıp, buna karşın alacak senetlerinin reeskonta tabi tutan kurumların hesapladıkları reeskontlar,
3. İşletmede çalışan personelin ölümü durumunda ailesi ve çocuklarına kanuni zorunluluk olmaksızın verilen yardımlar,
4. Vefat ilanları karşılığında verilen meblağlar ve çelenk masrafları,
5. Faaliyet konusuyla ilgili olsa da, kurulması veya kayıt olunmasında yasal bir zorunluluk bulunmayan, tamamen gönüllülük esasına dayanan dernek veya birliklere ödenen masrafa katılma payları,
6. Bir başka kişi veya kurum adına düzenlenmiş belgelere istinaden yapılan giderler,
7. Yasal olarak azami had belirlenmiş giderlerde belirlenen hadleri aşan kısım (azami oranının üzerindeki herhangi bir oranda ayrılan amortismanlar, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/8. maddesinde hüküm altına alınan haddin üstünde ödenen sendika aidatları vb.),
8. Kanunen yasaklanmış faaliyetlerin yapılmasından kaynaklanan giderler (Rüşvet, yasa dışı örgütlere yapılan bağış ve yardımlar vb.),
9.  Maliyet olarak dikkate alınması gereken harcamaların doğrudan gider yazılması,
10. Dönemsellik ilkesi gereği cari yıl haricindeki geçmiş veya gelecek yıllara ait giderler,
11. Siyasi partilere ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14/6. maddesi kapsamına girmeyen diğer gerçek ve tüzel kişilere yapılan bağışlar,
12.Kanunlarda düzenlenen özel haller hariç olmak üzere belgelendirilemeyen giderler,
13.Nedeni bulunamayan sayım ve tesellüm noksanları,
14.Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmemiş bulunan karşılıklar,
 
 
Genel olarak toparlamak gerekirse, ticari kazançtan indirimi kanunlarca uygun görülen veya görülmeyen giderlerin doğru tespit edilmesine bağlı olarak vergi matrahı oluşmaktadır.  
 
Ticari kazancın elde edilmesiyle ilgisiz, gider özelliklerine haiz olmayan, kazanç sağlamak amacıyla yapılmayan, kazancın elde edildiği dönemle alakalı olmayan,  işletmenin iş hacmi ile tutarsızlığı bulunan, işletme sahibi ve ortakları veya yöneticilerinin kusurlarından oluşan ödemeler, gider olarak indirim konusu yapılmamaktadır. Vergi Usul Kanunu açısından geçerli bir vesika ile tevsik edilemeyen ödemeler de kanunen kabul edilmeyen gider olup, Mali kar tespitinde ilave edilerek dikkate alınmalıdır.
 
Vergi hukukunda, tarh zamanaşımı süresi, vergiyi doğuran olayın doğumundan itibaren 5 yıldır. Bu süre içinde vergi incelemesi yapılabilmektedir. KKEG’lerin doğru tespit edilmesi ve Mali karın doğru hesaplanması vergi mevzuatı açısından çok önemlidir, çünkü ileride oluşacak denetim işlemlerinde cezai yaptırımla karşı karşıya kalınılabilecek ve bu durum işletme açısından mali açıdan ve kurumlar nezdinde olumsuz etki gösterecektir.

Sosyal Güvenlik Destek Prim (SGDP) Borçlarında Yapılandırma Hususu

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 04 Ağustos 2014 - 8:02

Sosyal Güvenlik Destek Prim (SGDP) Borçlarında Yapılandırma Hususu

 

Emekli olduktan sonra 4/b kapsamında çalışma yapılmaya devam edilmesi durumunda ödenmesi gerekli olan SGDP tutarının ödenmemesi sonrasında Sosyal Güvenlik Destek Prim borcu olanların, borçlarının yapılandırılması konusunda 6385 sayılı kanun yürürlüğe konulmuştur. Bu konuyla ilgili uygulama genelgesi (08-2013) mevcuttur. Genelgede yer alan açıklamalardaki önemli hususlar aşağıda açıklanmıştır.

Genelgeye göre;

 

1 –   Emeklilik sonrasında 4/b kapsamında çalışmaya başlayanların 01/Ekim/2008’den önceki ve sonraki sürelerine ilişkin (28/02/2013 tarih itibariyle tahakkuk etmiş olan ancak ödenmemiş) SGDP borçları yapılandırmaya konu olabilecektir.

2 –    SGDP borçları için 31/Mayıs/2013 tarihine (31/Mayıs/2013 dahil olmak üzere) kadar müracaat edilmesi şartı aranmaktadır.

3 –   Müracaat yapılacak yere ilişkin;

      I) 01/Ekim/2008 öncesi sürelerin SGDP borçları için (Genelgede yer alan EK-1 talep formu doldurulmak suretiyle) elden veya posta yoluyla herhangi bir Sosyal Güvenlik İl-Merkez Müdürlüğüne,

II) (4/a veya 4/b kapsamında emekli olanların) 01/Ekim/2008 sonrası sürelerin SGDP borçları için (EK-1 formu doldurulmak suretiyle) elden veya                     posta yoluyla borç dosyasının oluşturulduğuSosyal Güvenlik İl-Merkez Müdürlüğüne,

III) 4/c kapsamında emekli olduktan sonra 4/b kapsamında çalışanların 01/Ekim/2008 sonrası SGDP borçları için (Genelgede yer alan EK-2 formunu doldurarak) elden müracaat yapılabileceği gibi veya posta yoluyla “Mithatpaşa cad.No:7 Sıhhiye/ANKARA adresindeki Emeklilik Hizmetleri Genel Md’lüğü,Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı adresine başvuru yapılmalıdır.

4 –   Borçlara ilişkin işlemiş, gecikme zammı ve faizleri yerine, 2013 ayı dahil TEFE/ÜFE oranlarına göre tahsil edilecek tutarlar yeniden hesaplanacaktır.

5 –   Borçların ödemesi Peşin veya Taksit (2’şer aylık ve azami 18 Ay) şeklinde olabilecektir.

6 –   Peşin ödemede, 31/Mayıs/2013 tarihine kadar ödenmesi halinde yapılandırılmış olan tutarlar ödenecektir.

7 –   Taksitlendirme hakkı kullanılmış ise, 2’şer aylık süreler itibariyle olmak üzere 6,9,12 ve 18 eşit taksitte ödenmesi mümkündür. Taksitlendirmeye ilişkin olarak hesaplama şu şekilde ve oranlar dahilinde yapılmaktadır;

–          6 taksit için; Yapılandırılan tutar (1,05) katsayı ile,

–          9 taksit için; Yapılandırılan tutar  (1,07) katsayı ile,

–          12 taksit için; Yapılandırılan tutar (1,10) katsayı ile,

–          18 taksit için; Yapılandırılan tutar (1,15) katsayı ile,

çarpılarak, elde edilen tutar seçilmiş olan taksit sayısına bölünecektir.

KDV İadesi Sürecinde Koddan Çıkma

Ana Sayfa » Genel Muhasebe
Paylaş
Tarih : 04 Temmuz 2014 - 9:17

KDV İadesi Sürecinde Koddan Çıkma

 

SMİYB Düzenleme Raporu Varken Koddan Çıkış

Vergi inceleme raporuna dayanarak SMİYB düzenlediği tespit edilen mükellefleri, bunların ortakları ve kanuni temsilcileri ile bunların kurdukları veya ortak oldukları şirketler Kod: 1’e alınıyor. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından listeye alınanlar ise Kod: 9/1’de görünüyor. Mükellef hakkında SMİYB düzenleme raporu varsa kod listesinden hemen çıkabilmek için ödeme yapmak ya da tamamı için teminat göstermek en kestirme çözüm. Ancak bu da tek başına yeterli değil. İlaveten mükellef hakkında bir adet “olumlu rapor” yazılması gerekiyor. Şayet mükellef, “dış ticaret sermaye şirketi” veya “sektörel dış ticaret şirketi” ise, SMİYB’lere dayanarak iadesi alınan KDV’nin tutarı, aynı dönemde iade alınan toplam KDV tutarının %4’ünü aşmıyorsa; koddan çıkabilmek için ya tarhı öngörülen vergi, ceza ve gecikme faizi ve cezasının tamamının ödenmesi ya da tamamı için teminat gösterilmesi gerekiyor. Bunlar için olumlu rapor şartı yok. Mükellefin yargı yoluna gitmesi halinde nihai yargı kararı, yani yargılamanın sonuçlanması koşulu aranıyor. (Elbette koda alınmayla sonuçlanan idari işlem aleyhine de dava açılabiliyor.) Mükellef lehine verilen ara kararlara bakanlık itibar etmiyor. Nihai yargı sonucunda tarh edilen verginin tamamının terkin edilmesi (veya işlemin iptal edilmesi) halinde mükellef kod listesinden çıkarılıyor.

SMIYB Kullanma Raporu Varken Koddan Çıkış

Hakkında SMİYB kullanma raporu bulunan (kurumlar vergisi) mükellefler Kod: 2’ye alınıyor. Düzenleyenlerin ortakları ile kanuni temsilcileri ise Kod: 3’ealınıyor. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından listeye alınanlar ise Kod: 9/2’de görünüyor. Her iki durumda da koddan çıkmanın en kestirme yolu tarhı öngörülen vergiyi, cezası, gecikme zammı ve faiziyle birlikte ödemek ya da bunların tamamı için teminat göstermek. Konuyu yargıya taşımak ise uzun yol. Bakanlık nihai yargı kararı ile yapılan tarhiyatın en az %95’inin terkin edilmesi halinde veya yargılama devam ederken vergi dairesine mükellef hakkında bir adet olumlu rapor intikal etmesi halinde kod listesinden çıkarıyor. Her iki durumda da listeden çıkmak için bağlı olunan vergi dairesinin, KDV Takip Birimi’ne durumu intikal ettirmesi gerekiyor. Süreci hızlandırmak isteyenlere bağlı oldukları vergi dairesine bir dilekçe ile
Bastırdığı belgelerin zayii olduğunu-çalındığını veya kaybolduğunu bildiren mükellefler Kod: 4’e alınıyor. Bunların koddan çıkması mümkün değil.

Olumsuz Tespitte Koddan Çıkış

SMİYB kullanan mükellef nezdinde yapılmakta olan inceleme sırasında veya bu mükellefle ticari ilişkide bulunan diğer kişi ve kurumların incelenmesi sırasında veya yetkili makamların yazı ile bildirmeleri üzerine SMİYB düzenlediği vergi dairesinin ıttılaına giren mükellef Kod: 5/1’e alınıyor. Bu durumda koddan çıkmanın yolu biraz daha zor. Çünkü hakkında olumsuz tespit varsa mükellef ya incelemeye sevk ediliyor ya da vergi dairesi tarafından araştırma yapılıyor. Bu araştırma sonucunda SMİYB düzenlediğine dair bir karine bulunamaması halinde incelemeye sevk işlemi yapılmayabiliyor. Bu durumdaki bir mükellefe “proaktif” davranarak hakkındaki tüm olumsuzlukları giderdiğine ve SMİYB düzenlemediğine dair bağlı olunan vergi dairesini ikna etmesini salık veriyoruz. İkna girişimi sonuç vermişse veya vermemiş fakat mükellef incelemeye sevk edilmişse, koddan çıkmak için incelemenin sonuçlanmasını beklemek gerekiyor. Hakkında olumlu rapor yazılan mükellef kod listesinden çıkarılıyor.

SMİYB düzenleyen mükellef nezdinde yapılmakta olan incelemede ya da bu mükellefin ticari ilişkide bulunduğu diğer kişi veya kurumların incelenmesi sırasında, yahut yetkili makamların yazı ile bildirmesi üzerine SMİYB kullandığının vergi dairesinin ıttılaına girmesi halinde mükellef Kod: 5/2’ye alınıyor. Bu durumdaki mükellefler incelemeye sevk edilebiliyor. İnceleme sonucunda rapor olumlu gelirse mükellef koddan çıkarılıyor. Ancak mükellefin koddan çıkabilmek için başvurabileceği iki yol daha var. Mükellef dilerse kullandığı SMİYB’leri indirim listesinden çıkartıp düzeltme beyannamesi vererek tarh edilen vergi ve cezaları ödeyebilir veya bunların toplam tutarı kadar teminat verebilir. Mükellef dilerse düzeltme beyannamesi vermeme yoluna da gidebilir. Ancak bu durumda kullanılan SMİYB’ lerdeki hesaplanan KDV’nin 4 katı kadar teminat vermek zorunluluğu var. Aksi takdirde koddan çıkmak pek mümkün değil. İzlenecek yol konusundan mükelleflere YMM’lerini dinlemelerini salık veriyoruz.

Adreste Bulunamama Halinde Koddan Çıkış

Yapılan yoklama ve araştırmalarda bilinen adreslerinde bulunmayan mükellefler Kod: 5/3’e alınıyor. Bu durumdaki mükelleflerin koddan çıkabilmek için bağlı oldukları vergi dairesine dilekçe ile başvurarak adreslerinde yoklama yaptırmalarını ve haklarında başka bir olumsuzluk olmadığını tevsik etmelerini tavsiye ediyoruz. Yoklama sonrasında koddan çıkarılmak için, durumun İVDB “KDV Takip Birimi’ne” bildirilmesi işlemini, Vergi Dairesine verilecek bir dilekçeyle hızlandırmak mümkündür.

Defter Belge Ibraz Etmeme Halinde Koddan Çıkış

Mücbir sebep sayılan haller dışındaki nedenlerden dolayı defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellefler veya birden fazla döneme ilişkin olarak KDV beyannamelerini vermeyen mükellefler Kod: 5/4’e alınıyor. Bu durumda koddan çıkabilmek için defter ve belgelerin ibrazı veya KDV beyannamelerin in usulüne uygun olarak doldurarak bağlı olunan vergi dairesine verilmesi gerekiyor. Belgeleri taklit edilen mükellefler Kod:6’ya alınıyor. Kod: 6’da olmak mükellef bakımından bir olumsuz tespit anlamına gelmiyor. Kendi rızası dışında belgeleri taklit edildiği için koda alınanların iadeleri genel esaslara göre yapılıyor. Bu kodun ihdas edilme nedeni bunlardan mal alanlar için karşıt inceleme yapılmasını sağlamak. İVDB, dileyen mükelleflere Kod: 6’da bulunma nedenleri ve bunun kendileri için bir olumsuz tespit anlamına gelmediğini yazılı olarak bildirebiliyor .

KOD LİSTESİ VE KISA AÇIKLAMALARI

KOD – 1: Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyen mükellefler.

KOD – 2: Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanan mükellefler.

KOD – 3: Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyen mükelleflerin ortakları ve kanuni temsilcilerine ilişkin bilgiler.

KOD – 4: Bastırdığı belgelerin zayi-çalındığı veya kaybolduğunu bildirenler.

KOD – 5: Vergi Dairelerinin yaptığı tespit sonucunda;

                5 / 1 Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB kullandığı veya düzenlediği konusunda tespit bulunanlar.

                5 / 2 Defter, belge ibraz etmeyen veya incelemeye sevk edilenler ile birden fazla döneme ilişkin olarak KDV beyannamesinin ( süresinden sonra verilenler hariç) verilmemesi.

                5 / 3: Adresinde bulunamayanlar ile sarih adresi tespit edilemeyenler.

                5 / 4: İşçi sayısı, makine teçhizat ve işyeri durumu itibariyle yetersiz olmasına rağmen KDV matrahları yüksek olan bu nedenle beyanları gerçeği yansıtmayanlar.

KOD – 6: Taklit Edilen Belgeler: Kendisi hakkında herhangi bir olumsuz tespit ya da rapor bulunmadığı halde belgeleri taklit edilen mükellefler listesi.

KOD – 7: Mükellefiyetleri bulunmayan ancak üçüncü kişiler veya diğer tüzel kişilikler vasıtasıyla sahte belge organizasyonu içerisinde bulunan ve sahte fatura ticareti yapanlar.

KOD – 8: İstanbul Defterdarlığı’nca re’sen terk ettirilen mükelleflere ait liste.

KOD – 9 / 1: SMİYB düzenlediği ve hem düzenleyip hem kullandığı tespit edilen mükellefler listesi.

KOD – 9 / 2: SMİYB kullandığı vergi inceleme raporu ile tespit edilen mükellefler listesi.

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI