Askerlik Borçlanması Yapanın Vergi Avantajı

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 21 Ağustos 2014 - 10:37

Soru: Çalışanlarımızdan birisi askerlik borçlanması için  Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne 6.531,84  TL  ödemiş.  Bununla ilgili olarak vergisel açıdan bordroda yapılması gerekenler nasıl olmalı? İ.BAYRAK

Cevap: 193 sayılı Kanun çerçevesinde askerlik borçlanmasına ilişkin ödenen tutarın;

Emeklilik aidatı ve sosyal sigorta primlerinin gider olarak indirilmesi kanunen kabul edilmiş bulunan kurumlara, kanunlarında öngörülen şekilde ücretten kesilmek suretiyle ödenen borçlanma aidat ve primlerinin miktarına ve nispetine bakılmaksızın, kesildiği aya ait gelir vergisi matrahının tespitinde gider olarak nazara alınması;

Aidat toptan ödenmişse, ödenen tutara ulaşılıncaya kadar bu miktarın ücretlerin, vergiye tâbi tutarından indirilmesi;

mümkün bulunuyor.

Zira borçlanmalar için ödenen primler de yasadaki “Kanunla kurulan emekli sandıkları ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesinde belirtilen sandıklara ödenen aidat ve primler” çerçevesinde sayılıyor.

Verdiğiniz rakamdan çalışanınızın 18 aylık askerlik borçlanması yaptığı ve asgari tutardan ödemeyi istediği anlaşılıyor.

1134 / 30 x % 32 x 540 = 6531,84 TL ödemesi gerekecektir ki zaten işçiniz de bu miktarı ödemiştir.

Çalışanın 3000 TL brüt ücretle çalıştığını varsayarak, 111 nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği ve 128 nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği çerçevesinde bir örnek bordroda gösterecek olursak;

AÇIKLAMA TUTAR
(A) BRÜT ÜCRET 3000,00-TL
(B) SSK PRİM İŞÇİ PAYI ( A x %14) 420,00-TL
(C) SSK İŞSİZLİK PRİM İŞÇİ PAYI ( A x %1) 30,00-TL
(D) Askerlik Borçlanması Nedeniyle Düşülecek Tutar 2550,00-TL
(E) GELİR VERGİSİ MATRAHI [ A – (B+C+D) ]
(F) ÖDENECEK GELİR VERGİSİ ( E x %15 )
(G) ÖDENECEK DAMGA VERGİSİ ( A x 0,0759 ) 22,77-TL
(H) KESİNTİLER TOPLAMI ( B + C + F + G ) 472,77-TL
(I ) ÖDENECEK NET ÜCRET ( A – H ) 2527,23-TL

193 sayılı Kanun ve ilgili Tebliğler gereği gerçek ücretlerin vergilendirilmesinde mükelleflerin, önce genel indirimden,  ayrıca özel indirimden, sakat hizmet erbabı ise bunlara ek olarak bir de sakatlık indiriminden de yararlanması gerektiğinden genel indirimler olan SSK işçi payı ve işsizlik sigortası işçi payından sonra özel indirim olarak askerlik borçlanması ödemesini de tutardan indirebilecektir.

Buna göre bu örnek için 6531,84 TL ödemeyi iki ay 2550’şer TL’den üçüncü ayda ise 1431,84 TL olarak vergi matrahından indirmek mümkün bulunuyor.

Bu durumda elbette ki ilk iki ayda kesilen bir gelir vergisi miktarı olmayacağından 265 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği gereği o iki ay için asgari geçim indirimi de olamayacaktır.

Soru: 1976 doğumluyum ilk sigorta girişim 1994, gün sayım 2 bin 184’tür. Ne zaman emekli olabilirim? Arada bir de Vakıflar Bankası’nda iki yıl çalışmam var ama sigorta hizmet dökümünde görünmüyor, ne yapmam lazım? Bengü A.

Cevap: 1994’te olduğunu belirttiğiniz sigortalılık başlangıcınız 23.05.1994 ve daha önce ise 50 yaş ve 5675 günle, sonra ise 51 yaş ve 5750 günle emekli olabilirsiniz. Özel banka sandıklarındaki hizmetlerle ilgili belge ve bilgileri bankanın emekli sandığından alabilirsiniz. Henüz özel banka sandıkları SGK’ya devrolmadığı için henüz gözükmez, ama bir mağduriyete de yol açmaz. 2026-2027 yıllarına kadar eksik günleri çalışarak tamamlamalısınız. Eğer çocuğunuz varsa doğum borçlanmasıyla da gün sayınızı tamamlayabilirsiniz.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7023

Taşeron işçi yıllık izin kullanacak

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 21 Ağustos 2014 - 10:36

Torba Kanun, özellikle kamuda çalışan taşeron işçiler için iyileşme sağlıyor. Örneğin kıdem tazminatı alabilecekler. Tüm taşeron işçiler ise yıllık izin kullanma hakkına kavuşacak.

Çalışma hayatının kronik sorunlarından birisi de taşeronlaşma veya alt işverenlik. Mevzuatımız işverenlere, sınırlı konularda taşeronlaşmaya gitmelerine izin veriyor. Fakat uygulamada bu sınırlı konular epey aşıldı.

Mağduriyet katlanıyor

En başta devlet, hem yasaya aykırı taşeronlaşmaya gidiyor hem bu işçileri temel haklardan mahrum olarak çalıştırıyor. Ayrıca işçiler lehine verilen mahkeme kararları fiilen uygulanmayarak mağduriyet katmerleniyor. Taşeron işçilerinin gerek kamuda gerek özel sektörde yaşadıkları sorunları altı başlıkta toplamak mümkün:

*Esasında asıl işveren işçisi olan pek çok işçi, kağıt üzerinde taşeron işçisi olarak gösteriliyor.

*İşe girdi-çıktı gösterilerek kıdem tazminatı ve yıllık izin hakları engelleniyor.

*Ücretleri aynı işyerinde benzer işi yaptıkları asıl işçilere göre çok daha düşük.

*İş sağlığı ve güvenliği açısından en zayıf halkayı oluşturuyorlar. Soma faciası bu gerçeğin en acı örneği oldu.

*İş güvencesinden hemen hiç yararlanamıyorlar.

*Sendikal haklardan tamamen mahrumlar.

Müjde kamudakilere

Kanun, taşeron sorununu devlet ve özel sektör açısından farklı ele alıyor. Özel sektörde için de bazı iyileştirmeler var ama asıl müjde kamudaki taşeron işçileri için:

*Kamuda çalışan taşeron işçisi, hizmet konusu dışında çalıştırılamayacak. Çalıştırılması halinde oluşacak zarardan, çalıştıran amirler sorumlu olacak. Örneğin güvenlik görevlisi olarak alınan işçi büro işlerinde çalıştırılamayacak. Çalıştırılır ve bu işçi dava açarak kadroya geçerse, bunun maliyetini ilgili birim amirleri karşılayacak.

‘Sözleşme’ avantajı

*Taşeron işçilerin çalıştığı işkolunda, kadrolu işçiler için yapılan toplu iş sözleşmesi kapsamındaki ücret ve sosyal haklardaki iyileştirmeler, taşeron işçilere de yansıtılacak. Özel sektördeki taşeron işçileri için bu hak söz konusu değil.

*Kamu kurumlarında her yıl ihale yenilenmesi ve alt işverenin değişmesi sebebiyle kıdem tazminatı alamayan taşeron işçileri, kıdem tazminatlarını toplam çalışma süreleri üzerinden alabilecekler. Ayrıca aynı alt işverene bağlı fakat farklı kamu kurumlarında çalışanların da tazminatı toplam çalışma süresi dikkate alınarak hesaplanacak. Bunların kıdem tazminatları kamu kurumları tarafından ödenecek. Örneğin 5 yıldır Sağlık Bakanlığı’nda güvenlik görevlisi olarak farklı alt işverenler altında çalışan işçi, işten ayrılırken toplam çalışma süresi için kıdem tazminatını Sağlık Bakanlığı’ndan alabilecek.

Tazminatı son kamu kurumundan alacak

*Aynı taşeron altında fakat birden fazla kamu kurumunda çalışan işçiler, kıdem tazminatlarını son çalıştıkları kamu kurumundan alacaklar.

*Kamu kurumlarındaki çalışması sona erdiği halde, alt işverenin diğer işlerinde çalışmaya devam eden taşeron işçisi de, işten ayrıldıktan sonra kamu kurumlarındaki çalışma süreleri için kıdem tazminatı alabilecek.

*Yine kamu kurumlarındaki taşeron işçilerinin kıdeme bağlı haklarının korunması amacıyla ihaleler üç yıllığına yapılabilecek.

Asıl işverene ücretleri kontrol görevi verildi

Bütün taşeron işçilerini kapsayan düzenlemeler şöyle:

*Taşeron firma değiştiği halde aynı işyerinde çalışan işçiler, yıllık izinlerini önceki çalışmaları da dikkate alınarak kullanacak. Özellikle kamudaki temizlik ve güvenlik işlerinde, her yıl alt işveren değiştiği için izin hakkı her yıl sıfırlanan işçiler bu düzenlemeyle izin hakkına kavuşacak. İzinlerin kullandırılıp kullandırılmadığını asıl işveren kontrol edecek. Bu haktan özel sektör taşeron işçileri de yararlanabilecek.

*Asıl işveren, taşeron işçilerine ücretlerin her ay ödenip ödenmediğini de kontrol edecek. Ödenmeyen ücreti alt işverenin hak edişinden keserek işçinin banka hesabına yatıracak. Bu kontrol hem kamu hem özel sektördeki taşeron işçileri için yapılacak.

Kazanılan davalarla ilgili düzenleme yok

Torba Kanun ücret farkları, iş güvencesi ve sendikal haklar konusunda ciddi bir iyileştirme sağlamıyor. Ayrıca pek çok kamu kurumunda taşeron işçilerinin kazandığı davalarla ilgili bir düzenleme yapılmadı. Oysa örneğin Karayolları Genel Müdürlüğü’ndeki taşeron işçileri kadro davasını kazanmış ve Yargıtay tarafından da karar onanmıştı. Taşeron işçilerinin baştan beri KGM işçisi olduğu kabul edilmiş ve ayrıca geriye dönük ücret farklarının da ödenmesi kararlaştırılmıştı. Bu kararlar iki yıldan fazla bir süredir uygulanmayı bekliyor. “Bu işçileri kadroya alırsak, diğerleri de dava açar” korkusuyla mahkeme kararlarını uygulamamanın hiçbir izahı bulunmuyor.

Yeraltında çalışma devam edecek

So­ma fa­ci­ası son­ra­sın­da en faz­la tar­tı­şı­lan ko­nu­lar­dan bi­ri­si de ma­den­ler­de ta­şe­ron­laş­ma­nın kal­dı­rıl­ma­sıy­dı. Tor­ba Ka­nun’a bu yön­de bir ya­sak ko­nul­ma­dı. Ya­ni bun­dan son­ra da ye­ral­tı ma­den iş­le­rin­de ta­şe­ron iş­çi­ler ça­lış­tı­rı­la­bi­le­cek.

Not: Yazı dizimiz, TBMM’de kabul edilen Torba Kanun maddeleriyle ilgilidir. Çalışma hayatıyla ilgisi olmayan maddelerin görülmesi Meclis açılınca devam edecektir.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/taseron-isci-yillik-izin-kullanacak-yazisi-1229125

‘En Büyük Af’ Çok Yakında!

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 21 Ağustos 2014 - 10:34

Belki de “az gelişmişliğin” ya da daha kibar söylemle, “gelişmekte olmanın” bir göstergesidir “seçim dönemlerinde seçim politikaları izlemek.” Seçim politikaları deyince de akla popülist politikalar gelir hep.
Anımsanırsa, 5 Haziran tarihinde “Ne Kadar Seçim, O Kadar Af!” başlığıyla çıkmıştık bu köşede karşınıza. Bu yazı bir yorum değil, bir tespit içeriyordu. Şöyle ki, hemen hemen her seçim döneminde bir kanun tasarısı ya da teklifi ile karşılaşıyorduk. Affın kapsamı ise bazı seçim dönemlerinde geniş, bazı seçim dönemlerinde dar tutuluyordu. Ama değişmeyen tek gerçek, aflarla karşılaşılmasıydı.
Modern vergi tarihimize baktığımızda, ortalama üç yılda bir af veya af benzeri kanun hayata geçmiş. Seçim ortalamamız da eminiz buna uygundur.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce, hükümet kanadından, affı da barındıran “Torba Yasa” çıkmadan Meclis’in tatile girmeyeceği açıklanıyordu. Ancak, gördük ki af çıkmadan Meclis tatile girdi. Sizce neden? Yanıtı çok basit. Çünkü seçim artık bitti ve seçim hükümetin istediği gibi sonuçlandı da ondan. Yani, 1 Ekim tarihine kadar affı unutalım artık.
Özetle, “seçim bitti, af gitti.” Tek kanallı dönemde bir elektrik süpürgesi reklamı vardı. Sloganı şuydu. “İş bitti, fiş gitti.” Konumuza çok uygun değil mi bu slogan!

Peki ya şimdi ne olacak?
Vergiyle uğraşanlar bilirler. Mükelleflere yapılabilecek en büyük kötülük, af beklentisi yaratmaktır.
Ancak, bu beklenti çok büyük mahiyette yaratıldı. Şu anda, mükellefler resmen kendilerini aldatılmış hissediyor.
Öyle büyük bir beklenti yaratıldı ki, ödeme gücü olan mükellefler bile geçmiş dönemlere ilişkin vergi borçlarını ödememeye başlamışlardı.
Bu çerçevede bizce, mükellefte yaratılan af beklentisinden daha da tehlikelisi ise vergi idaresinde af beklentisi yaratmaktır. Af tasarısının dile geldiği günden beri, vergi daireleri eski dönem borcu olan mükelleflerin üzerine gitmeyi bırakmışlardı. Hatta vergi aslına bağlı olmayan cezaların nasıl olsa af ile kalkacağı beklentisiyle hareket etmeye başlamışlardı. Yani vergi idaresi birçok işlemini “nasıl olsa af çıkacak” beklentisi ile şekillendirmekteydi.

Asıl sorun şimdi başlıyor
Oysa seçim bitti, af gitti. Yani, asıl sorun şimdi başlıyor. Af beklentisi 1 Ekim tarihine kadar devam edecek mi, yoksa bu beklenti ortadan kalkıp mükellefler ve vergi idaresi normal işleyişine dönecekler mi?
Tahminimce en kötüsü olacak! Artık af çıkmadan kimse rahatlayamaz. Bir kere bu beklenti yaratıldıktan sonra, işin içinden kolay kolay sıyrılmak mümkün değil. Bence şunlar olacak:
– Af çalışmaları devam edecek ve bu kamuoyuyla paylaşılacak.
– Hatta mükelleflere bu konuda daha fazla umut verilecek.
– Matrah artırımının gündemde olduğu duyurulacak.
– Affın Cumhuriyet tarihinin en büyük affı olacağı duyurulacak.
Nerden mi biliyoruz? Haziran 2015’teki genel seçimi hatırlatsam ne dersiniz!

SOSYAL GÜVENLİK
Stajyer öğrencilere ücret ödenir mi?
En basit ifadeyle, “herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemine” staj denir. Staj döneminin başlamasıyla da birçok işyerinde üniversitelerden gelen stajyerler yoğun bir şekilde çalışmaya başladı. Ama görüyoruz ki, özellikle stajyerlere ücret ödenmesi konusunda kafalar biraz karışık. Farklı uygulamalar söz konusu.
Eskiden, çıraklık okulu ve meslek lisesi öğrencilerine staj süresince ücret ödenirken 6111 sayılı kanunla yapılan düzenlemeyle 2011 yılından itibaren, meslek yüksekokulu, teknik eğitim fakültesi vb. mesleki ve teknik eğitim okulları da bu kapsama alındı.
3308 sayılı kanun kapsamında olanlara göre ise aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücretin belirlenmesinde bir yöntem tanımlandı. Buna göre, ücret ve artışlar veli, vasi veya kişi reşit ise kendisiyle; öğrenciler için de okul müdürlüğü ile işyeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir.
Ödenecek ücretin ise asgari tutarları var. 20 ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde, stajyerlere asgari ücretin net tutarının yüzde 30’undan, 20’sinden az personel çalıştıran işyerlerinde ise yüzde 15’inden aşağı ücret ödenemez. Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler ise her türlü vergiden müstesna.
3308 sayılı kanun kapsamında olmayan üniversite öğrencilerine ise ücret ödenme zorunluluğu olmayıp ücret ödenmesi halinde ise bu ücretten vergi kesilmesi gerekir. Staj zorunluluğu olmayan, yüksekokul tarafından staj yaptırılmayan ve işverence bulunarak çalıştırılan üniversite öğrencileri için ise okulları tarafından sigorta primi yatırılmaz. Bu durumda üniversite öğrencisi çalıştığı işyerinde normal çalışanlar gibi ücret ve sigorta primleri işveren tarafından ödenir.
Değerli okurlarım, bu arada geçen haftaki köşe yazımda işsizlik parası ödenmesiyle ilgili prim gün sayılarında “1080 gün” olması gereken ifade sehven “1800 gün” olarak yer almış. Düzeltir, bilginize sunarım.

SORU-CEVAP
İsteğe Bağlıda Yurtiçi İkamet Şart Bir kişi yurtdışına çalışmaya gittiğinde, aynı zamanda Türkiye’de de isteğe bağlı sigorta primi ödemek isterse buna yasal hakkı var mı? Varsa ne işlem yapması gerekir?
Faruk Kırmızı
Türkiye’de ikamet etmek isteğe bağlı sigortalılığın ilk koşuludur. Çünkü yurtdışında çalışan bir kişi, zaten yurtdışı borçlanması yoluyla hizmet kazanmaktadır.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/108185/_En_Buyuk_Af__Cok_Yakinda_.html

İş Kanunu açısından izinler-2

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 21 Ağustos 2014 - 10:33

Dün ilk bölümünü yayınladığımız “İş Kanunu açısından izinler” başlıklı yazımızın bu ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.

Doğum izni

Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki son üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir. Kadın işçinin erken doğum yapması halinde ise doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılmayacak süreler, doğum sonrası sürelere eklenmek suretiyle kullandırılır.

Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir. (Md.74 ilk iki paragraf)

Periyodik kontrol izni

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir. (Md.74 üçüncü paragraf)

Doğumdan sonra ücretsiz izin

Kadın işçinin isteği halinde, on altı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde on sekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir.(Md.74 beşinci paragraf)

Süt izni

Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.(Md.74 son paragraf)

Yeni iş arama izni

Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır.

İşveren yeni iş arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye ilişkin ücret işçiye ödenir.

İşveren, iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırır ise işçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder.

Diğer izinler

Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinler bu kapsam içine girer.(Md.46/c)

Kaynak: http://www.gazeteyenigun.com.tr/koseyazilari/29553/is-kanunu-acisindan-izinler-2

Bölünmenin önündeki vergi engeli kaldırılmalı

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 21 Ağustos 2014 - 10:32

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2006 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce de devir, birleşme, tam ve kısmi bölünmeye ilişkin düzenlemeler kanunlarımızda yer almış, ancak, çok sınırlı bir uygulama söz konusu olmuştu. Nedeni, Türk Ticaret Kanunu’nda paralel bir düzenlemenin yapılmamış olmasıydı. 5520 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ve Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan paralel düzenlemeler ve özellikle 6102 Sayılı TTK’nun yürürlüğe girmesi ile devir ve bölünme müesseseleri işlerlik kazanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeler uyarınca “bölünme” mümkün hale gelmesine rağmen, özellikle “kısmi bölünme”de sermaye azaltımı yapılması sırasında, azaltılan sermaye içinde geçmiş yıllarda sermayeye ilave edilmiş olan geçmiş yıl karları, olağanüstü yedekler, enfl asyon düzeltme farkları ve benzerlerinin bulunması durumunda, vergileme gerekip gerekmediği konusunda Maliye Bakanlığı’nın vermiş olduğu aynı konuya ilişkin farklı görüşler uygulamada tereddüt yaratmakta ve bu işlemlerde vergileme yapılması riski bölünmenin önünde ciddi engel teşkil etmektedir.

Bilindiği üzere “Kısmi Bölünme”, 5520 sayılı Kanun’un 19. maddesinin 3.fıkrasının (b) bendinde; “Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim ve hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi” olarak tanımlanmıştır. Keza, anılan madde hükmünde; “Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir.” ifadesi yer almıştır.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda ise Kısmi Bölünme; “Bir şirketin mal varlığının bir veya birden fazla bölümü diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketin paylarını ve haklarını iktisap ederler veya bölünen şirket devredilen mal varlığı bölümlerinin karşılığında devralan şirketlerdeki payları ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturur.” şeklinde açıklanmıştır.
Kurumlar Vergisi ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre;
a- Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki işyeri veya kanuni temsilcisinin varlıkları kısmi bölünmeye tabi tutulabilecektir.
b- KVK 19. maddeye göre, kısmi bölünmeye tabi tutulabilecek varlıklar;
■ Taşınmazlar,
■ İştirak hisseleri (iki tam yıl aktifte yer almış olmak şartıyla),
■ Üretim işletmeleri,
■ Hizmet işletmeleridir.
c- Bölünmeye tabi varlıklar kayıtlı değerleri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak şirkete devredilebilecektir.
d- Kısmi bölünmede bu işlemlerden doğan karlar hesaplanmaz ve vergilendirilmez.

İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi ve sermaye artışı -azalışı

Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir.
İştirak hisselerinin ortaklara verilebilmesi için birçok halde önce şirket sermayesinin artırılması daha sonra da sermayenin verilen hisselerin kayıtlı değeri kadar azaltılması gerekir. Sermaye artışı için kullanılabilecek iç kaynaklar (enfl asyon düzeltme olumlu farkları, dağıtılmamış geçmiş yıl karları vb.) yeterli değilse nakdi sermaye artışı da söz konusu olabilir.

Ancak, işlemin Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yapılan devir veya bölünme işlemi sayılabilmesi için devir veya bölünmeye konu edilen varlıklara karşılık iktisap edilen hisselerin, varlıklarını devreden şirketin ortaklarına, devreden veya bölünen şirketteki hisselerine isabet eden servet değeri ile orantılı olarak dağıtılması gerekecektir.

İştirak hisselerinin ortaklara verilebilmesi için sermaye azaltımı yapılması durumunda, azaltılan bu sermaye içinde geçmiş yıllarda sermayeye ilave edilmiş olan geçmiş yıl karları, olağanüstü yedekler, enfl asyon düzeltme farkları ve benzerlerinin bulunması durumunda vergileme yapılıp yapılmayacağına ilişkin olarak Gelir İdaresi Başkanlığı- Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığıncaverilmiş olan ve halen Gelir İdaresi Başkanlığının İnternet sitesinde yer alan 23/07/2013 tarih ve 64597866-125[19-2013]- 107 sayılı ile 24/09/2013 tarih ve 64597866-125[19-2013]-155 sayılı muktezalardaki görüşler sırasıyla şöyledir:

1. Görüş:
“- Kısmî bölünme sonucunda aynî sermaye konulan şirketten alınan hisse senetlerinin ortaklara verilmesi nedeniyle şirket sermayesinin azaltılması ve daha önce sermayeye eklenmiş olan, enfl asyon düzeltmesi fark hesapları ile geçmiş yıl kârlarının da bulunması durumunda; devralan şirkette yapılacak sermaye artışında enfl asyon düzeltmesi fark hesaplarının ve geçmiş yıl kârlarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde görülmesi şartıyla bu işlem işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyecek ve vergiye tabi tutulmayacaktır.

– Ancak, devralan şirkette sermayenin bir unsuru olarak yer alan enfl asyon düzeltmesi farklarının ve geçmiş yıl karlarının, devralan şirkette bir başka hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi ya da sermaye azaltımına gidilmesi halinde, enfl asyon düzeltmesi farkları ile ilgili işletmeden çekilen tutarların öncelikle işletmeden çekildiği dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin kurumlar vergisine tabi tutulması, vergi sonrası dağıtılan kazancın ve geçmiş yıl kârları ile ilgili tutarların da kâr dağıtımına bağlı tevkifata tabi tutulması gerekmektedir.

Öte yandan, sermaye azaltımının Kurumlar Vergisi Kanununun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında istisna edilen kazançtan (beş yıllık süre içinde) karşılanması halinde, istisna kazanç işletmeden çekilmiş sayılacağından, istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyana uğramış sayılarak Vergi Usul Kanunu uyarınca vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte şirketinizden tahsil edilecek ve kar dağıtımı hükümleri çerçevesinde ortakların statüsüne göre vergi kesintisi yapılacaktır.”

2. Görüş:

“Öte yandan, yapılacak sermaye azaltımının; öncelikle kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplardan karşılanması sonra sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların kullanılması, son olarak ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiğinin kabulü gerekmektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; sermaye azaltımında yukarıda belirtilen sıraya göre sermaye hesaplarının işletmeden çekildiği kabul edilecek, olağanüstü yedeklerin işletmeden çekilmesi halinde ise ortakların statüsüne göre kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılacaktır.”

Yukarıdaki açıklamalardan görüleceği üzere; 1. Görüşte; azaltılan sermaye içindeki geçmiş yıllarda sermayeye ilave edilmiş olan geçmiş yıl karları, olağanüstü yedekler, enfl asyon düzeltme farkları ve benzerlerinin bulunması durumunda, bunların devralan kurum sermayesi altında ayrı ayrı gösterilmesi koşuluyla vergileme yapılmaması ve devralan şirket sermayesi içinde yer alacak bu tutarların devralan şirkette sermayenin herhangi bir şekilde azaltılacağı ya da tasfiye edileceği tarihe kadar vergilemenin ertelenmesi benimsenmiştir. 2. Görüşte ise; 1. Görüşün aksine, azaltılan sermaye içindeki geçmiş yıllarda sermayeye ilave edilmiş olan geçmiş yıl karları, olağanüstü yedekler, enfl asyon düzeltme farkları ve benzerlerinin bulunması durumunda bunların bölünme nedeniyle sermaye azaltımı yapıldığı aşamada vergileneceği ifade edilmiştir. Üstelik, yapılacak sermaye azaltımında azaltılan kısmın öncelikle vergilenecek unsurlardan oluştuğu kabul edilerek o aşamada daha fazla vergi alınması öngörülmüştür.

Bize göre; sadece kısmi bölünme nedeniyle yapılacak sermaye azaltımında değil, başka nedenlerle yapılacak sermaye azaltımı durumlarında da, azaltılan sermaye içinde daha önce sermayeye ilave edilmiş geçmiş yıl karları ve/veya enfl asyon düzeltmesi olumlu farkları ya da yeniden değerleme fonları varsa, bunlar üzerinden vergileme yapılmaması gerekir. Konuya ilişkin ayrıntılı açıklamalarımız ve gerekçelerimiz Dünya Gazetesi’nde 5 Nisan 2012 tarihinde yayımlanan “Daha Önce Sermayeye İlave Edilmiş Kar Paylarının Sermaye Azaltımı Ya da Tasfiye Halinde Ortaklara Ödenmesinde Vergileme Gerekir mi?” ve 30 Ağustos 2012 tarihinde yayımlanan “Sermaye Azaltımında veya Tasfiyede Yeniden Değerleme Fonu veya Enfl asyon Düzeltmesi Olumlu Faklarının Vergisel Durumu” başlıklı makalelerimizde yer almıştır.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun gerekçesinde de belirtildiği üzere; yapılan yasal düzenlemelerle devir işlemlerinde olduğu gibi bölünmenin de vergisiz olarak yapılmasına olanak sağlanarak, işletmelerin daha etkin ve verimli çalışmalarını sağlayabilecek bölünme işlemlerini gerçekleştirmeleri mümkün hale getirilmektedir. Dolayısıyla bölünmeye ilişkin hükümler, aynı şirket bünyesinde yürütülen birden çok hizmet veya üretim faaliyetinin ayrıştırılarak, işletmelerin yeni oluşturulacak üretim ve hizmet işletmelerinin belli alanlarda yoğunlaşarak uzmanlaşmasını sağlayarak verimli ve kârlı kuruluşlar haline getirilebilmesini amaçlamaktadır. Böylece şirketler yeniden yapılanabilecek, aynı şirket bünyesinde yürütülen birden çok hizmet veya üretim faaliyetini ayrıştırarak bu faaliyetlerin her birini ayrı şirketler bünyesinde yürütebileceklerdir. Bu amaçlar çerçevesinde yapılan bölünme işlemlerinde bilançoda yer alan bölünmeye konu varlıklar kayıtlı değerleriyle devralan kuruma aktarılmakta ve bu nedenle yasanın öngördüğü düzenleme çerçevesinde sermaye azaltımı yapılarak, başka bir deyişle; sermaye azaltımına tekabül eden değerde kuruma ait hisseler ortağın elinden alınarak yerine devralan kuruma ait aynı değerdeki hisseler verilmektedir. Dolayısıyla devralan ortağın mal varlığında bir değer artışı da söz konusu olmamaktadır.

Bütün bu hususları dikkate alarak, Mali İdarenin görüşlerini tekrar değerlendirmesinde ve tüm sermaye azaltmalarında azaltılacak sermaye içinde daha önce sermayeye ilave edilmiş unsurların vergilendirilmesi anlayışından vazgeçmese bile, bölünme aşamasında bu vergilerin alınması anlayışından vazgeçerek bölünmenin önündeki vergileme engelini kaldırmasında ve bu hususları mümkünse Tebliğ bazında açıklamasında yarar vardır.

Kaynak: http://www.dunya.com/bolunmenin-onundeki-vergi-engeli-kaldirilmali-156903yy.htm

İhtiyari yedek akçeler nelerdir ve hangi amaçla kullanılabilir?

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 20 Ağustos 2014 - 10:30

Değerli okurlarımız daha önceki yazılarımızda zorunlu yedek akçeleri ve bunların hangi amaçla kullanılabileceğini ele almıştık. Bugünkü yazımızın konusunu ise ihtiyari yedekler ve bunların hangi amaçla kullanılabileceği meselesi oluşturacaktır.
Yeni Ticaret Kanununun 521 ve 522’nci maddeleri şirketlerin isteği ile ayıracağı yedek akçeyi düzenlemektedir. 521’inci madde hükmüne göre, “Yedek akçeye yıllık kârın yüzde beşinden fazla bir tutarın ayrılacağı ve yedek akçenin ödenmiş sermayenin yüzde yirmisini aşabileceği hakkında esas sözleşmeye hüküm konabilir. Esas sözleşme ile başka yedek akçe ayrılması da öngörülebilir ve bunların özgülenme amacıyla harcanma yolları ve şartları belirlenebilir.”

Bilindiği gibi, Yeni TTK’nın 519’uncu maddesi uyarınca, yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Bu düzenleme ile isteğe bağlı yedek akçe düzenlemesi yapılırken zorunlu yedek akçenin ayrılma şekli dikkate alınmıştır.

521’inci madde düzenlemesi uyarınca, zorunlu yedek akçenin üzerinde yedek akçe ayrılabileceği esas sözleşme ile belirlenebilecektir.

Esas sözleşmede düzenlenmemiş ise ihtiyari yedek akçe ayrılabilir mi?

Yeni TTK’nın 523/2 maddesine göre, genel kurul;

a) Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse,

b) Bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa,

Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir.

(3) Esas sözleşmede hüküm bulunmasa bile, genel kurul, şirketin işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya diğer yardım ve hayır amaçlarına hizmet etmek üzere, bilanço kârından yedek akçe ayırabilir.

Esas sözleşmede belirtilenden farklı bir ihtiyari yedek akçe ayrılacak ise bu genel kurul kararı ile yapılabilecektir. Yoksa genel kurul kararı olmadan rastgele yedek akçe ayırmak mümkün değildir.

Ayrılan ihtiyari yedek akçeler nerede kullanılabilecektir?

521’inci madde hükmünde düzenlendiği üzere,  esas sözleşme ile başka yedek akçe ayrılması da öngörülebilir ve bunların özgülenme amacıyla harcanma yolları ve şartları belirlenebilir. Yani esas sözleşmede ayrılan ihtiyari yedek akçenin nerede kullanılacağı düzenlenmiş ise esas sözleşme hükümlerine göre hareket edilecektir. Esas sözleşme de belirleme yapılmamış ve genel kurul kararı ile fazla tutarda ihtiyari yedek akçe ayrılmış ise bu kez de genel kurul kararında belirleme olup olmadığına bakılmalıdır. Esas sözleşme ve genel kurul kararı ile belirleme yapılmamış ise ayrılan ihtiyari yedek akçeler yine genel kurul kararı ile dağıtım konusu edilebilir veya farklı bir amaç için kullanılabilir.

İsteğe bağlı olarak ayrılan bir diğer yedek akçe ise, Yeni TTK Madde 522’de düzenlenen çalışanlar ve işçiler lehine ayrılacak olan yardım yedek akçesidir. Buna göre;

(1) Esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri için yardım kuruluşları kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya bu amacı taşıyan kamu tüzel kişilerine verilmek üzere yedek akçe ayrılabilir.
(2) Yardım amacına özgülenen yedek akçelerin ve diğer malların şirketten ayrılması suretiyle bir vakıf veya kooperatif kurulması zorunludur. Vakıf senedinde, vakıf malvarlığının şirkete karşı bir alacaktan ibaret olacağı da öngörülebilir.

(3) Şirketin bu amaca özgülediği yedek akçeden başka, yöneticilerden, çalışanlardan ve işçilerden aidat alınmışsa, iş ilişkisinin sonunda, vakıf senedine göre yapılan ayrımdan yararlanamadıkları takdirde çalışanlara ve işçilere hiç değilse ödedikleri tutarlar ödeme tarihinden itibaren kanuni faiziyle birlikte geri verilir.

523/3 uyarınca da,  esas sözleşmede hüküm bulunmasa bile, genel kurul, şirketin işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya diğer yardım ve hayır amaçlarına hizmet etmek üzere, bilanço kârından yedek akçe ayırabilecektir.

Zorunlu yedek akçeler konusuna gerekli özen gösterilmektedir ancak ihtiyari yedek akçe düzenlemesi göz ardı edilebilmektedir. Bu yazı ile ihtiyari yedek akçe konusunun da atlanmaması amaçlanmıştır. Nitekim bazı firmalar genel kurul kararı dahi olmadan ihtiyari yedek akçe ayırabilmektedirler.

Kaynak: http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2936/ihtiyari-yedek-akceler-nelerdir-ve-hangi-amacla-kullanilabilir

Evini kiraya verene hayali vergi

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 20 Ağustos 2014 - 8:07
SADECE evini kiraya verene değil; dükkan, büro, mağaza ve diğer gayrimenkulünü kiraya verene de “hayali vergi” var.

Temmuz 2014 itibariyle, yalnızca kira geliri beyan eden 1milyon 624 bin 567 kişi var. Başka geliri (örneğin ticari kazancı, serbest meslek kazancı, kâr payı veya temettü gelirleri) ile birlikte kira geliri beyan eden 175 bin 115 mükellef daha var.
Bunların dışında bir de şirketlerin kira gelirleri var.
Topladığımızda, kira geliri beyan eden 2 milyonun üzerinde mükellef var. Bazılarının bir kaç gayrimenkulden kira aldığını göz önüne aldığımızda, bu sayının bir kaç katı kiracı var.

HAYALİ VERGİ NE?

Şimdi, kira geliri elde eden çok kişinin, nefesini tutmuş vaziyette “hayali verginin ne olduğunu” merak ettiğini tahmin ediyorum.
Hayali vergi bir cümle ile şu;
Yılda 24 bin lira kira geliri olan kişiye, “Hayır, sen en az 100 bin lira kira geliri beyan edip, 24 değil 100 bin liranın gelir vergisini ödeyeceksin” denilmesi oluyor!

DAYANAĞI NE?

Haklı olarak soracaksınız;
“Yılda 24 bin lira kira elde eden birine, 100 bin lira kira beyan edeceksin denilebilmesinin, yasal dayanağı olması lazım. Anayasa Madde 73’de, ‘Vergi ancak kanunla alınır’ diye yazıyor. Kanunsuz vergi alınamaz”
Bunu sormakta haklısınız. Ancak, bu konuda yasa maddesi var.
Gelir Vergisi Kanunu’nun(GVK) 73 üncü maddesine göre; beyan edilecek kira geliri, o gayrimenkulün emlak vergisi değerinin yüzde 5’inden aşağı olamıyor.
Nitekim Maliye Bakanlığı da “Kira Geliri Elde Edenler İçin Beyanname Düzenleme Rehberi-2014” kitapçığında, kira geliri beyannameleri doldurulurken, bildirilecek kira gelirinin, emlak vergisi değerinin yüzde 5’inden aşağı olamayacağını açıkladı (Bkz.Sayfa:5).
Görüldüğü gibi, olay son derece ciddi..
Evini ve diğer gayrimenkulünü kiraya verenler, “hayali kira geliri” beyan edip, yüksek vergi ödeme riski ile karşı karşıyalar.

KEYFİ DEĞER TAKDİRLERİ

2014 yılı emlak vergisi değerleri takdir edilirken, bazı belediyelerin “yüksek vergi geliri toplayabilmesi hırsıyla” keyfi değer takdirleri yapıldı. Böyle olunca, başta İstanbul olmak üzere çok sayıda ilde (enflasyonun 50-100 katı) astronomik değer artışları yapıldı.
Somut bir örnek vermek gerekirse, İstanbul Şişli’de;
19 Mayıs Caddesi’nde arsa m2 değeri 7.000 TL
19 Mayıs Caddesi’nden girilen dar bir sokak olan Dr.İsmet Öztürk Sokağı’nın sağ tarafı 3 bin TL, sol tarafı için de 26 bin TL arsa m2 değeri takdir edildi!
Düşünebiliyor musunuz?
Ana cadde m2’si 7 bin TL, aynı caddeden girişi olan dar sokağın m2’si 26 bin TL!
Bu arada, arsa değerinin, bina emlak vergisi değeri hesabına dahil edildiğini de hatırlatalım.
Yaşanmış olayda, 2013 yılında bu sokakta 300 bin liraya aldığı evi aylık 1.500 liraya kiraya veren Niyazi Bey’in, 2014 emlak vergisi değeri 2 milyon 400 bin liraya yükselen evi için 2015 mart ayında 120 bin TL yıllık kira beyan etmesi gerekecek!
Bazı illerdeki2014 yılı arsa değerleri, 2010 yılı ile kıyaslamalı olarak tabloda gösterilmiştir.
Ülke genelindeki tüm arsa m2 değerlerini, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sitesinde bulabilirsiniz.

NE YAPILABİLİR?

Kira geliri elde eden kişi tarafından, mahkemeye başvurulup, kira takdiri veya tespiti yaptırılırsa, emlak vergisi değerinin yüzde 5 ‘i oranında kira geliri beyan etme zorunluluğu aranmıyor (Bkz GVK Md.73 ve Rehber Kitapçık, s.5).
Ancak, vatandaşı bu yola zorlamadan Maliye’nin olaya müdahale etmesinde yarar var.
Neredeyse tüm kiralar bankaya yatırılıyor. “Kira sözleşmesinde yazılı kiranın, aksi tespit  edilmediği sürece kira geliri olarak esas alınacağının açıklanması” milyonlarca vatandaşı rahatlatacaktır..

Kaynak: Hürriyet Gazetesi 

Borçlanmanın kapsamı genişliyor

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 20 Ağustos 2014 - 7:59

Yeni düzenlemeyle bayanlara üç çocuk için doğum borçlanması imkanı getiriliyor. Bu daha önce iki çocuktu. Ancak SSK’lı bayanlar, yine çalışmaya başladıktan sonraki doğumlarını borçlanabilecekler.

Tor­ba Ka­nun’da en faz­la me­rak ko­nu­su olan baş­lık­lar­dan bi­ri­si, do­ğum borç­lan­ma­sın­da ye­ni uy­gu­la­ma. Özel­lik­le med­ya­da “ba­yan­lar 6 yıl er­ken emek­li ola­ca­k” şek­lin­de bi­raz da abar­tı­lı ha­ber­ler yer alın­ca,ba­yan okur­la­rı­mız epey he­ye­can­lan­mış du­rum­da.

6 yıl her­kes için de­ğil

Evet, yüz­ bin­ler­ce ba­yan için müj­de sa­yı­la­bi­le­cek ha­ber­ler var fa­kat her­kes için 6 yıl er­ken emek­li­lik söz ko­nu­su de­ğil. Ön­ce­lik­le Tor­ba Ka­nun, do­ğum borç­lan­ma­sın­da ço­cuk sa­yı­sı­nı iki ço­cuk­tan üçe çı­ka­rı­lı­yor. Ya­ni an­ne­le­ri­miz bu­gü­ne ka­dar en faz­la iki do­ğu­mu borç­la­na­bi­lir­ler­ken, bun­dan son­ra üç do­ğu­mu borç­la­na­bi­le­cek­ler.

Ay­rı­ca şu ­an sa­de­ce SSK’­lı ve ay­lık­sız izin kul­la­nan me­mur an­ne­le­re ta­nı­nan borç­lan­ma hak­kı, tüm an­ne­le­re ge­niş­le­ti­li­yor. Böy­le­ce ya­sa çık­tık­tan son­ra;

*Me­mu­ri­yet­ten ay­rıl­dık­tan son­ra do­ğum ya­pan,
*Ta­rım SSK (2925) kap­sa­mın­da prim öde­yen,
*Bağ-Ku­r’­lu ve is­te­ğe bağ­lı prim öde­yen an­ne­ler, üç ço­cuk için do­ğum borç­lan­ma­sı ya­pa­bi­le­cek­ler.

Si­gor­ta ön­ce­si yok

Bu­ra­ya ka­da­rı bar­da­ğın do­lu ta­ra­fı, ge­le­lim boş ta­ra­fı­na. Tor­ba Ka­nun’dan ön­ce do­ğum borç­lan­ma­sı yap­mak is­te­yen SSK’­lı ba­yan­lar, ça­lış­ma­ya baş­la­dık­tan son­ra­ki do­ğum­la­rı­nı borç­la­na­bi­li­yor­lar­dı. Tor­ba ka­nun borç­lan­ma­nın kap­sa­mı­nı ge­niş­le­tir­ken, bu ko­nu­da de­ği­şik­lik ge­tir­mi­yor. Ya­ni ya­sa çık­tık­tan son­ra da an­ne­le­ri­miz, sa­de­ce ça­lış­ma­ya ve­ya prim öde­me­ye baş­la­dık­la­rı ta­rih­ten son­ra yap­tık­la­rı do­ğum­la­rı borç­la­na­bi­le­cek­ler.

Doğum sonrası 2 yıl çok önemli

Do­ğum borç­lan­ma­sı için ge­rek­li şart­la­rı özet­ler­sek;

*Do­ğum­dan ön­ce ça­lış­ma­ya ve­ya prim öde­me­ye baş­la­mış ol­mak (han­gi sta­tü­de baş­la­dı­ğı­nın öne­mi yok),
*Be­be­ğin sağ doğ­muş ol­ma­sı ve Do­ğum­dan son­ra­ki iki yıl­lık sü­re­nin ta­ma­mın­da ve­ya bir kıs­mın­da ça­lış­ma­mış/ prim öde­me­miş ol­mak, ge­re­ki­yor.
Do­ğum­dan son­ra­ki iki yıl­lık sü­re­de ne ka­dar boş­luk var­sa o ka­da­rı borç­la­nı­la­bi­li­yor.

Günlük en düşük tutar 12,1 lira

Do­ğum borç­lan­ma­sı için gün­lük öde­ye­ce­ği­niz en dü­şük tu­tar 12,1 li­ra­dır. Ör­ne­ğin bir ço­cuk için iki yıl (720 gün) borç­lan­ma ya­pa­cak bir ba­yan, (720 x 12,1) top­lam­da 8 bin 712 li­ra öde­ye­cek. Ya­pa­ca­ğı­nız borç­lan­ma­ya gö­re gün­cel ola­rak ne ka­dar öde­me yap­ma­nız ge­rek­ti­ği­ni “www.sa­det­ti­nor­han.net/emek­li­ma­tik” say­fa­sın­dan üc­ret­siz ola­rak he­sap­la­ya­bi­lir­si­niz.

Yaş­ta de­ği­şik­lik ol­maz

Ye­ni ya­say­la ge­ti­ri­len borç­lan­ma­da, si­gor­ta gi­ri­şin­den ön­ce­ki do­ğum­lar borç­la­nı­la­ma­dı­ğı için, ge­nel ola­rak emek­li­lik ya­şı da de­ğiş­mi­yor. Bu­nun­la bir­lik­te eğer ki­şi emek­li­lik için ya­şı dol­dur­muş fa­kat prim gü­nü ek­sik ise borç­lan­may­la prim gü­nü ta­mam­la­nır ve er­ken emek­li­li­ğe hak ka­zan­mış olur. Do­la­yı­sıy­la do­ğum borç­lan­ma­sıy­la er­ken emek­li­lik her­ke­se de­ğil, sa­de­ce prim gü­nü­nü bek­le­yen­ler için ge­çer­li. Bü­yük ço­ğun­luk iti­ba­riy­le ba­yan­la­rın emek­li­lik ya­şı­nı bek­le­di­ği­ni dik­ka­te alır­sak, “ba­yan­la­ra 6 yıl er­ken emek­li­li­k” ifa­de­si­nin bi­raz abar­tı­lı ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz.

Sü­re sı­nı­rı bu­lun­mu­yor

Ya­sa çık­tık­tan son­ra do­ğum borç­lan­ma­sı baş­vu­ru­sun­da bu­lun­mak için her­han­gi bir sü­re sı­nı­rı yok. Ya­ni is­te­di­ği­niz za­man borç­lan­ma baş­vu­ru­sun­da bu­lu­na­bi­lir­si­niz. Bu­lun­du­ğu­nuz ye­re en ya­kın SGK mü­dür­lü­ğü­ne di­lek­çe ve­re­rek ta­lep­te bu­lu­na­bi­lir­si­niz.

SGK, baş­vu­ru­nu­zu in­ce­le­dik­ten son­ra ta­le­bi­ni­zi ka­bul eder­se, si­ze borç­lan­ma tu­ta­rı­nı bil­di­ren bir ya­zı gön­de­re­cek. Bu ya­zı si­ze ulaş­tık­tan son­ra bir ay içe­ri­sin­de borç­lan­ma tu­ta­rı­nın ta­ma­mı­nı ban­ka­ya ya­tır­ma­nız ge­re­ki­yor.

Emeklilik tarihi değişmez

Soru: Sadettin Bey, 1994 yılında ilk çocuğumu dünyaya getirdikten sonra 1996 yılında Tarım SSK ödemeye başladım. Fakat yaklaşık bir yıl ödedikten sonra bıraktım. İkinci çocuğumu 1999’da, üçüncüyü de 2002’de dünyaya getirdim. Yani çıkan yasayla birlikte üç çocuğun borçlanılacağı söyleniyor. Üç doğumu borçlanabilir miyim? Borçlanmayla birlikte emeklilik yaşım değişir mi? Toplam ne
kadar ödeme yapmam gerekir? Feride M.

Cevap: Değerli okurum, 1994 yılındaki doğumunuz sigorta başlangıcından önce olduğu için borçlanamazsınız fakat diğer iki doğumu borçlanabilirsiniz. Yapacağınız borçlanmalar emeklilik tarihinizi değiştirmez zira her halükarda 51 yaşınızı doldurmanız gerekir. İki çocuk için dört yıl borçlanabilirsiniz ve toplam 17 bin 424 lira ödersiniz.

İki çocuk için mümkün

So­ru: Sa­det­tin Bey, ben 1991 yı­lın­da tu­ha­fi­ye dük­ka­nı iş­le­tir­ken 6 ay ka­dar Bağ-Kur pri­mi öde­dim ve da­ha son­ra ka­pat­tım. 1988, 1992 ve 1997 yıl­la­rın­da ol­mak üze­re üç ço­cu­ğum dün­ya­ya gel­di. Ye­ni çı­ka­cak olan Tor­ba Ka­nun­’da­ki do­ğum borç­lan­ma­sın­dan ya­rar­la­na­bi­lir mi­yim? Sel­vi D.

Ce­vap: Sel­vi Ha­nım, Tor­ba Ka­nun’la dü­zen­le­nen do­ğum borç­lan­ma­sı hak­kın­dan siz de ya­rar­la­na­bi­lir­si­niz. 1988 yı­lın­da­ki do­ğu­mu­nuz si­gor­ta baş­lan­gı­cı­nız­dan ön­ce ol­du­ğu için bu­nu borç­la­na­maz­sı­nız fa­kat di­ğer iki do­ğu­mu­nu­zu borç­la­na­bi­lir­si­niz. Böy­le­ce top­lam dört yıl borç­lan­ma ya­pa­rak hiz­met ka­zan­mış olur­su­nuz.

Not: Yazı dizimiz, TBMM’de kabul edilen Torba Kanun maddeleriyle ilgilidir. Çalışma hayatıyla ilgisi olmayan maddelerin görülmesi Meclis açılınca devam edecektir.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/borclanmanin-kapsami-genisliyor-yazisi-1227979

Sosyal Güvenlikte Devlet – Vatandaş İlişkisinde Sorun Nerede?

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 18 Ağustos 2014 - 8:15

Soru: 06.06.2014 tarihinde SGK’ya emeklilik için dilekçe verdim ve bunu takiben SGK kurumunu telefonla aradığımda SSK sigortalılığına ödemiş olduğum 01.10.2008 – 31.03.2009 arası ödemiş olduğum 6 aylık  prim günlerimin Bağ-Kur’a yazıldığını öğrendim. Bundan dolayı da benden emekli olabilmem için SSK 133 gün daha prim ödememi istiyor. Bunu nasıl düzelttirip emekli olabilirim? O.POLAT

Cevap: Sanırım Bağ-Kur süresinden sonra 1260 gün SSK primi ödeyip SSK sigortalılığından emekli olmak istiyordunuz. Reform diye yutturulmaya çalışılan ve sadece sade vatandaşın haklarını törpüleyerek düşürme, bununla tasarruf yapmış olma amaçlı 5510 sayılı Kanunun hükümlerinden biri olarak 01.10.2008 tarihinden itibaren isteğe bağlı SSK sigortalılığı kaldırıldı.

İsteğe bağlı SSK sigortalılığına Ekim 2008’den önce başlayıp ödemeye devam edenlerin de 01.10.2008’den sonraki isteğe bağlı süreleri Bağ-Kur süresi olarak sayılmaya başlandı. Vatandaşı aydınlatan www.alitezel.com sitesindeki yazılarımızda “Kritik noktada isteğe bağlı sigortalılara uyarılara devam” başlıklı 22.10.2008 tarihli yazımız, 09.10.2008 tarihli Ekim 2008 öncesinin isteğe bağlı SSK sigortalıları için yeni dönem uyarıları” başlıklı yazılarımız olmak üzere web sitemizde onlarca yazı yazıldı. Benim Sözcü Gazetesinde yayımlanan, Ali Tezel’in Habertürk’te yazdığı yazılarında da basılı medyada bu tuzaklara düşmemeniz için onlarca uyarı yapıldı.

Duyurmaya Çok Çalıştık

Ekim 2008 ayından sonra isteğe bağlı sigortalılığın tamamen Bağ-Kur sigortalılığına geçtiğinden en geç Şubat 2012 ayına kadar çıkılması gerektiğinin dışında, sizin de aralarında bulunduğunuz 1260 günü doldurmak için 2004-2007 arasında isteğe bağlı SSK sigortalılığa başlayanlar için durumun daha kritik olduğunu da defaatle vurguladık. Zira bunların 01.10.2008 sonrasında isteğe bağlı sigortalılıkta kaldıkları her bir ay kendileri için zarar demekti.

SGK da geç kaldı

SGK’nın kendisi bile bu geçişi tam zamanında karşılayamadı. Tam 2008 ekim ayından sigortalılar prim ödemeye bankaya gittiklerinde “Artık bu numara ile prim yatıramazsınız, ödemeye artık Bağ-Kur numaranızla gelin” uyarısıyla karşılaşmadılar. Yaklaşık 2009 yılının sonuna kadar isteğe bağlı SSK sigortalısı iken kullanılan hesap ve numaralar kullanılmaya devam etti. Hukuken Bağ-Kur sayılacak primlerde 2008 Ekim ayı öncesi dönemin uygulaması devam ediyor gözüktü. Bu arıza da sigortalının yanılsamasına katkı sundu.

Bilgi Eksikliğinin Zararı Büyük Oluyor

Maalesef ülkemizin onbinlerce vatandaşı gibi sigortalı olsanız da gelişmelerin çok uzağında kalmışsınız. Şu anki durumunuzda SSK sigortalılığından emeklilik için son 1260 günü tamamlamanız bakımından gerekli gün sayısını tamamlamanız gerekiyor. Altı aylık primlerinizi geri alamayacağınız gibi bu altı aylık primler maaşınızı da 20 TL kadar düşürecek. Altı ay da geç emekli olmak durumunda kalacaksınız.

Kimin iyiliği acaba (!)

Bizde sosyal bir devlet maalesef yok, sizi zaman zaman uyarmadığı için sık sık yaptığı uygulama değişiklikleri de doğal olarak tuzağa dönüşmüş oluyor. Hatta Reform Kanunu çıkardım deyip haklarınızı kuşa çeviriyor. “Sizin iyiliğiniz için yaptık” diyorlar. Ancak sizin için yaptıkları iyilikleri kendileri için de yapmaktan ise özenle (!) sakınıyorlar ve bunları yapanların haklarına hiçbir zarar gelmiyor. Zira milletvekilleri yaştan etkilenmemek için, tıpkı madenciler gibi FHZ almak için kendileri adına gerekeni yaptılar ve emekli maaşlarını cumhurbaşkanı maaşına endeksleyerek de emekli maaşı bakımından olumsuz etkilenmelerinin önüne geçtiler.

Gidiş daha kötüye

Şimdi son tahlilde, Mayıs 2008 ve sonrasında  sonra ilk defa sigortalılığa başlayıp da ülkemizin çalışanlarının çoğunluğu gibi asgari ücretle çalışıp emekli olacakların emekli maaşlarının bugünkü 400 TL düzeyinde olacağını söylediğimde ülkemizin yarısının içlerinden “Hadi be!” diyeceklerini biliyorum ve ne yazık ki kendileri veya yakınları 65 yaşını ve 9 bin günü dolduruncaya kadar bizi hep yalancı belleyecekler. Hatta 2000 yılı sonrasında sigortalılığa başlayan asgari ücretlilerin 10-15 yıl sonra emekli olduklarında 550 TL kadar aylık alacak olmaları bile inanmalarını kolaylaştırmayacak.

Önlemi ucuzdu

Size gelecek olursak, neresinden baksanız zararınız 10 bin TL gibi bir rakam. Oysa zamanında durumunuzu sosyal güvenlik gündemini okuyup aksatmadan takip ederek veya bir uzmana danışarak 300-350 TL’ye sorgulatabilir, tuzağa düşmemiş olurdunuz.

Sorun nerede?

İşin devlete bakan yönünde sorun daha büyük, ama onu doğrudan değiştirecek konumda da değiliz. Ama yurttaşa bakan yönünde katkıda bulunabiliriz. Yani değerli okurum, sorun en başta Devleti kutsayıp çıkardıklarını “Benim partim hep doğru yapar” deyip sorgulamadan kabul eden yurttaşlarımızda. Sizi altı yıl sonra sudan çıkmış balığa döndüren de işte tam olarak bu.

Kaynak: http://alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=7017

Bağ-Kur aylığı bağlıyor sonra ‘pardon’ diyor!

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 18 Ağustos 2014 - 8:14

1 Ekim 2008 itibariyle SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı, SGK çatısı altında toplandı. Kurumlar birleşti ama norm ve uygulamalar halen farklı. Bu karmaşık yapı nedeniyle sigortalılar bazen mağdur olabiliyorlar

1 Ekim 2008 tarihi sosyal güvenlik sistemi açısından önemli. Bu tarihten sonra kurumsal anlamda SGK bütün sigortalılara hizmet verir hale geldi. Kurumlar birleşti ama norm ve uygulamalar halen farklı. Hem geçmişten gelen farklı uygulamalar eski kanunlar dolayısıyla devam ediyor, hem de kurumsal birlik sağlanmasına rağmen uygulama ve norm birliği sağlanamadığı için halen 4/a’lı, 4/b’li ve 4/c’liler arasında bazı farklılıklar var. Dolayısıyla bütünleşmiş tek bir sosyal güvenlik sisteminden bahsetmemiz mümkün değil.
1 Ekim 2008’den önce sigortalı olmuş anne veya babası üzerinden maaş alanlar, bu tarihten önce sigortalı olanlar için emeklilik tarihi ve tabi olunan şartlar, bu tarihten önce bağlanan ölüm aylıklarının kesilmesi veya yeniden bağlanmasına ilişkin hükümler bu kişilerin tabi olduğu kanunlara göre işlemeye devam ediyor. Yani bu durumlarda 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre değil, kişinin o dönemdeki çalışmasına göre tabi olduğu Bağ-Kur, Emekli Sandığı veya SSK Kanunu’ndaki hükümlere göre işlem yapılıyor. Bu kanunlarda da geçmiş dönemde çeşitli değişiklikler yapıldığı için farklı dönemler için farklı uygulamalar söz konusu olabiliyor. İşte bu karmaşık yapı nedeniyle sigortalılar bazen mağdur olabiliyorlar.

Kocadan maaşı SSK, babadan Bağ-Kur
Sosyal güvenlik kurumlarının birleştiğini ve işlemlerin tek bir kurum vasıtasıyla sürdüğünü ifade etmiştik. Fakat ne yazık ki, bu kurumların birbirlerinden haberleri olmayabiliyor. Bahsettiğimiz durum nedeniyle geliri brüt asgari ücretin üzerinde olan kişinin aslında hiçbir geliri olmayabilir.
Fakat hem SSK’lı kocasından dul aylığı, hem de Bağ – Kur’lu babasından yetim aylığı alarak borçlu duruma düşebilir. Eğer SSK’lı kocasından aldığı dul aylığı 1.134 TL’nin üzerindeyse Bağ-Kur’dan haksız yere yetim aylığı alıyor duruma düşecek ve bu nedenle yüklü bir borçla karşılaşabilecektir. Hâlbuki bu maaşların ikisini de bağlayan sonuçta SGK.
Fakat kurumlar arası işbirliği halen yeterli seviyede olmadığı için bağlanan maaşı en başta görerek, kişiye “hayır siz Bağ-Kur’dan maaş alamazsınız” denmedi, bir müddet sonra “size haksız aylık bağlamışız, aylıkları geri verin” dendi Dolayısıyla da vatandaş mağdur oldu.

2013 Haziran’dan sonra sorun çözüldü ama…
Bahsettiğimiz bu durum 2013’ün Haziran ayından itibaren çözüldü. Ancak daha önceki yıllarda bağlanılan aylıklar açısından sorun büyük. Bu kapsamda Bağ-Kur’dan aylık talep ederken beyan taahhüdü dolduran ve bütün gelirlerini doğru beyan edenler bu tip bir mağduriyetle karşılaşmıyor. Ancak bu beyanı doldururken SSK’dan aldığı dul aylığını veya diğer gelirlerini beyan etmeyen ve bu nedenle ilerleyen dönemde aylığı kesilenlar için borcun mutlaka ve yasal faiziyle ödenmesi gerekiyor. Aksi taktirde hacze kadar giden durumlar söz konusu oluyor.
Beyan taahhüdünü doğru dolduran fakat buna rağmen kurumun aylık bağladığı ve daha sonra bu durumu tespit ederek aylığını kestiği sigortalılar borçlarını faiz olmadan ödeyecekler. Yani Bağ-Kur bu durumda hatasını kabul ederek sigortalıya bağladığı aylıkları faizsiz olarak talep ediyor. Bu şekilde kendisine borç çıkartılanların tamamı isterlerse bu borçlarını 36 taksitte ödeyebilir.

Yetim aylığı gelire göre bağlanıyor
Anne/babası 1 Ekim 1972 ila 3 Ekim 2000 ve 8 Ağustos 2001 ila 2 Ağustos 2003 arasında vefat edenlerin hak sahiplerinin (eş ve çocukları), tüm gelirleri toplamı brüt asgari ücretin altındaysa Bağ-Kur’dan yetim aylığı alabilirler. Fakat diğer gelirleri toplamı asgari ücretin brüt tutarının üstünde ise Bağ-Kur’dan yetim aylığı alma imkânları yok. Bu durumda olanlar diğer gelirlerinin toplamı 2014’ün ikinci altı ayı itibarıyla 1.134 TL’nin üzerindeyse hak etmiş olmalarına rağmen yetim aylığı alamazlar. Fakat bu durumun tespitini sağlayan mekanizmanın eksik işlemesi nedeniyle sigortalılara önce aylıklar bağlandı, daha sonra haksız olarak bağlanan aylıkların geri alınması için sigortalılara bildirimlerde bulundu.

Geri ödemezseniz haciz kapıda
Gelir sınırına takıldığı için haksız şekilde yetim aylığı alanların eğer SGK’dan aldıkları ikinci bir aylık veya gelir varsa borçlarına karşılık olarak bu gelirin yüzde 25’ine kadar haciz uygulanıyor. Yani SGK başta tespit etmediği gelire, haksız ödemeyi tespit ederse haciz koyuyor. Dolayısıyla SGK bir şekilde vatandaştan haksız yaptığı ödemeyi tahsil ediyor. Bu nedenle belirttiğimiz tarihlerde anne veya babasını kaybeden ve yetim aylığı alan kişiler gayrimenkul, tapu kaydı, kira geliri bütün gelirleri toplamı 2014’ün ikinci altı ayında 1.134 TL’yi geçiyorsa dilekçe vererek maaşlarını kestirsinler. Aksi taktirde yüklü bir haksız maaş ödemesi ile karşılaşabilirler.

Ciddi oranda mağduriyet var
Geliri belirli bir sınırın üzerinde olanlara Bağ-Kur’un yetim aylığı bağlamaması hukuki mevzuat çerçevesinde anlaşılır bir durum. Asıl sorun, Bağ-Kur’un önce bu kişiye ‘size aylık bağlayamıyoruz’ demeden aylığı bağlayıp daha sonra ‘pardon yanlış olmuş, size yersiz ödeme yapmışız, aylıkları geri verin’ demesi. Bu şekilde haksız yere aylık alanlardan Bağ-Kur bağladığı aylıkları geri istiyor. Dolayısıyla ortaya ciddi mağduriyetler çıkıyor. Bazı vatandaşların 27 bin TL gibi haksız ödeme almak nedeniyle Bağ-Kur’a borcu birikmiş.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/bag-kur-ayligi-bagliyor-sonra/ekonomi/ydetay/1926683/default.htm

Üzerime Kayıtlı Olan İş Yerinde Sigortalı Olabilir Miyim?

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 15 Ağustos 2014 - 8:07

>Selami K.
08.05.1969 doğumluyum. Şu an üzerime kayıtlı iş yerim var ve ben emekli olana kadar bu iş yeri benim üzerime kayıtlı olması gerekiyor. 01.01.1992 tarihinde SSK’ya giriş yaptığım işletmeden primlerimi ödemeye devam ediyorum, BAĞ-KUR’a geçmedim. Çalıştığım işletme matbaa, fakat primlerim 01a’dan ödenmiş. Bunu ne şekilde düzeltebilirim (babamın matbaası) veya bundan sonra matbaacı olarak prim ödeme şansım var mı? Prim gün sayım dolduktan sonra  ödeyeceğim primler emekli olduğumda emekli maaşımı azaltır mı? 1989 ve 1990 yılları arası askerliğimi 18 ay olarak yaptım, askerlik borçlanması yapmam gerekir mi, ne kadar faydası olur, hangi tarihte emekli olabilirim? Şimdiden teşekkür ederim.
CEVAP: 01.03.1992 tarihli Sigorta girişiniz ve 6.540 gününüz var. 25 yıl, 53 yaş ve 5.600 günle emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz 01.03.1992 tarihinden önce olduğu için, 10 ayını borçlanırsanız, 52 yaşınızın dolduğu 08.05.2021 tarihinde emekli olursunuz. Primleriniz 2098 sayılı Kanuna göre ödenmediği için basın indiriminiz yoktur. 01.10.2008 tarihi itibariyle matbaalara basın indirimi uygulanmıyor. Gününüz dolmuş. Primlerinizi asgari ücretten ödemeye devam ederseniz, emekli maaşınızda düşme olur. Prim ödemeyi keserseniz, matbaa üzerinize kayıtlı olduğu için BAĞ-KUR devreye girer. Emekli maaşınızın düşmemesi için, primlerinizin en az asgari ücretin üç katından fazla bir rakamdan ödenmesi gerekir.
Önemli hatırlatma: Üzerinize kayıtlı olan iş yerinde sigortalı olamazsınız. Ancak önce sigortalı olup, sonra iş yerini üzerinize aldınızsa, kesintisiz çalışmaya devam edebilirsiniz. Emekli olduktan sonra da emekli maaşınızın %15’i SGDP olarak kesilir.

NE ZAMAN EMEKLİ OLABİLİRİM?

>İsmi Mahfuz
Mayıs 1975 duğumluyum. 30.08.1997 tarihinde TSK’ya katıldım. 30.11.2013 tarihinde ayrıldım. Şu anda herhangi bir işte çalışmıyorum. Fiili hizmet dâhil ne kadar hizmetim var, SSK, BAĞ-KUR mu, yoksa primlerimi çalışmadan kendimin mi yatırmamı tavsiye edersiniz? SSK’lı bir işte çalışırsam Emekli Sandığından mı yoksa SSK’dan mı emekli olurum? Hangi tarihte emekli olabilirim?
CEVAP: Fiili hizmet zammı ile birlikte toplam 20 yıl hizmetiniz var:
3.5 yıl sigortalı çalışırsanız; 25 yıl, 56 yaş ve 5.825 günle SSK’dan emekli olabilirsiniz.
Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR’dan 56 yaş ve 9.000 günle emekli olursunuz.
Veya hiç prim ödemeden 61 yaşınızda, 15 tam yıl (5400 gün) ile Emekli Sandığı’ndan yaştan emekli olursunuz.

>Bünyamin A.
08.01.1976 doğumluyum. 01.01.1999 tarihli Sigorta girişim var. 1996-1997 yıllarında askerlik yaptım. Ne zaman emekli olabilirim; askerliğimin ne kadarını yatırırsam faydası olur?
CEVAP: 06.01.1999 tarihli Sigorta girişiniz ve 4.786 gününüz var. 25 yıl, 58 yaş ve 5.975 günle emekli olabilirsiniz. Sadece 2 ay askerlik borçlanırsanız, giriş tarihiniz 06.11.1998 olur ve 57 yaşınızda, 5.900 günle emekli olursunuz.

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/lutfi-koksal/581847.aspx

Soma Turnusolü

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 15 Ağustos 2014 - 8:05

Bazı konular vardır ki muhatapları için adeta samimiyet testine dönüşür. Soma maden faciası da başından beri böyle bir teste dönüştü. 301 şehidimize kimin ne kadar yandığını bilemeyiz. Kimsenin kalbini yaracak halimiz yok. Fakat kimin ne yaptığını görebiliyoruz.

Tekliften torbaya…

Olayın sıcaklığıyla birlikte, özellikle geride kalan dul ve yetimler için yardım öngören mini bir yasa teklifi acilen TBMM’ye sunuldu. Bu maddeler vefat edenlerin sivil şehit sayılmasını, dul ve yetimlere buna göre yardım yapılmasını, borçlarının silinmesini ve SGK tarafından aylık bağlanmasını öngörüyordu. Fakat bu pakete öyle alakasız ve gereksiz maddeler eklendi ki, yasa teklifi 148 maddelik torbaya dönüştü. Böylece Haziranda bitmesi gereken görüşmeler temmuza, sonra bayram sonrasına sarktı. Dün itibariyle alınan kararla da Meclis’in tatile gitmesi ve ekim ayında yeniden görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı. Ekimde başlayacak görüşmelerin ne zaman biteceği de meçhul. Bu karara muhalefetin itiraz ettiğini ama kabul görmediğini de ifade etmiş olalım.

Vekile 1 gün, Somalı’ya 1 yıl

5-6 maddelik Soma paketinin birkaç günde yasalaşması mümkünken, nerdeyse bir yıla yayılması nasıl açıklanabilir? Kendileri için kıyak emeklilik yasalarını bir gecede geçiren “bir kısım” vekillerimizin Soma konusunda samimi olduklarını söyleyebilir miyiz? Evet, Soma konusu Meclis için bir turnusol kâğıdına dönüştü ve kimin nasıl tavır aldığı zabıtlara geçti. Bundan sonrası laf-ı güzaftan ibaret.

Prim iadesi olmaz

Soru: Sadettin Bey, ben iki yıldır Azerbaycan’da Azeri bir firmada çalışıyorum. Çalışmalarım resmidir ve primlerim ödeniyor. Brüt maaşımdan devlete ödenen sigorta primlerimi işten ayrıldığım ve Türkiye’ye döndüğüm zaman geri almam mümkün müdür? Bunun için nasıl bir yol izlemem gerekir? Yakup Ç.

Cevap: Değerli okurum, Azerbaycan’la Türkiye arasındaki ikili sosyal güvenlik sözleşmesinde prim iadesi hükmü bulunmuyor. Azerbaycan’da emekliliğe hak kazanmanız halinde aylık bağlanır, aksi halde Türkiye’de prim iadesi alamazsınız. Türkiye’ye döndüğünüzde yurtdışı çalışmalarınızı borçlanarak burada emekliliğinize saydırabilirsiniz.

Doğum borçlanması yapamazsınız

Soru: Sadettin Bey, ben 01.01.1960 doğumluyum. 1998 Aralık ayından beri sigortalıyım. İki tane çocuğum var fakat çocuklarımın doğumundan önce sigortam yoktu. Torba yasa çıktıktan sonra doğum borçlanması yapabilecek miyim? Değişiklikler bizleri kapsıyor mu? Mihriban T.

Cevap: Değerli okurum, torba yasa doğum borçlanmasında kapsamı genişletiyor. Borçlanılabilecek doğum sayısını ikiden üçe çıkarıyor. Bunun yanında SSK’lı bayanların dışındaki annelere de borçlanma hakkı getiriyor. Fakat doğumdan önce sigortanız yoksa, torba yasadan sonra da borçlanma yapamayacaksınız.

Tazminat alamazsınız

Soru: Sadettin Bey, ben bir kamu kurumunda işçi olarak çalışırken memur statüsünde atamam yapıldı. İşçi kadromdan istifa ederek memuriyete başladım. İşçi olarak çalıştığım süre için kıdem ve ihbar tazminatı alabilir miyim? Mahmut D.

Cevap: Değerli okurum, istifa ederek ayrıldığınızdan işçi olarak çalıştığınıza dönem için tazminat almanız mümkün değil.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/soma-turnusolu-yazisi-1223338

Yabancı işçiye ücret ayarı

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 15 Ağustos 2014 - 8:03

Son dönemde Türkiye’de artan yabancı yatırımcı sayısı, beraberinde bu yatırımcı ülkelerden çok sayıda çalışanın ülkemize gelmesini sağlamıştır. Yani, son yıllarda yabancı uyruklu personel istihdamında önemli bir artış söz konusudur. Yabancı işçi sayısındaki artış bir başka açıdan değerlendirildiğinde, ülkemiz açısından önemli bir iş deneyimi de sağlamaktadır.

Burada özellikle son dönemlerde büyük bir özveriyle yabancı çalışma izinlerinde yaşanan sorunları ortadan kaldıran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Yabancıların Çalışma İzinleri Daire Başkanlığı personelini ve yöneticilerini tebrik etmek istiyorum. Yabancıların Türkiye’deki çalışmalarının izne bağlanması ve bu yabancılara verilecek çalışma izinlerinin düzenlenmesi ile ilgili usul ve esaslar 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ve yönetmelikleri ile düzenlenmiştir. Çalışma izni alınabilmesi için öncelikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvuruların internet üzerinden elektronik ortamda online olarak yapılması ve istenilen evrakların da kağıt ortamında imzalanarak, belirlenen diğer belgelerle birlikte başvuruyu takip eden altı işgünü içerisinde şahsen veya posta ile Bakanlığa ulaştırılması gerekmektedir.

Başvuru yurtdışından yapılacaksa, başvuru çalışma izni alacak kişi tarafından uyruğunda bulunduğu veya daimi ikamet ettiği ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapılır. Temsilcilikler, çalışma izin talebine ilişkin olabilecek değerlendirmeleri ile birlikte bu başvuruları doğrudan bakanlığa iletirler. Başvuru sırasında istenilen belgeler, yabancının temsilciliğe başvuru tarihinde veya takip eden on işgünü içerisinde işverenince Bakanlığa intikal ettirilir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ülke içinden istihdam yerine yabancı istihdamı için yapacağı değerlendirmede, başvuru sırasında istenecek belgelerin yanı sıra, yabancının istihdamını haklı kılacak, işin özel niteliğini gösterir bilgiler ile yabancının eğitim durumu, çalışacağı işyerinin ulusal ekonomiye katkısı ve bu niteliklere uygun ücret düzeyi ile istihdam durumunu da dikkate alarak kararını verilmektedir. Yapacakları işe göre yabancı uyruklu çalışanlara verilmesi gereken ücretler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından aşağıdaki tutarlar dikkate alınarak izin verilmektedir; Başvuru tarihi itibariyle yürürlükte bulunan asgari ücret tutarı dikkate alınmak suretiyle yabancıya ödenecek ücretin en az;
a) Üst düzey yöneticiler, pilotlar ve ön izin talebinde bulunan mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 6,5 katı,
b) Birim veya şube müdürleri ile mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 4 katı,
c) Uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerde çalışacaklar, öğretmenler ile psikolog, fizyoterapist, müzisyen ve sahne sanatçısı unvanlarında çalışacak yabancılar için asgari ücretin 3 katı,
d) Ev hizmetlerinde çalıştırılacak yabancılar için en az asgari ücret, yukarıda sayılanlar dışındaki diğer mesleklerde (Satış elemanı, pazarlama-ihracat görevlisi gibi görevler) çalışacak yabancılar için asgari ücretin 1.5 katı,
e) Turizm-Animasyon organizasyon firmalarında akrobat ve benzeri unvanlarda çalışacak yabancılar ile masör, masöz ve SPA terapisti gibi işlerde çalışacak yabancılar için asgari ücretin 2 katı, olmalıdır.

Bu ücretlendirme düzenlemesi de göstermektedir ki, yabancı uyruklu istihdamında sözleşme serbestisi ilkelerine kamu müdahalesi söz konusudur, tarafl ar ücret düzeyini belirlerken belli sınırların altına düşürememektedir.

Özellikle yabancı işçi çalıştıran kurumların bu ücret tutarlarına dikkat etmesi önem taşımaktadır. Aksi halde hem SGK tarafından yapılan çapraz kontrollerde ek belge verilmesi ve buna bağlı idari para cezası ve prim ödenmesi riski ortaya çıkacak hem de çalışma izninin yenilenmemesi riski doğabilecektir.

Kaynak: http://www.dunya.com/yabanci-isciye-ucret-ayari-156847yy.htm

Limited Şirketlerin Genel Kurulları

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 14 Ağustos 2014 - 8:23

Değerli okurlarımız bilindiği üzere Yeni TTK öncesi limited şirketlerde genel kurul değil ortaklar kurulu bulunmakta idi. Halen limited şirketlerde ortaklar kurulu varmış gibi hareket ediliyor ancak Yeni TTK ile limited şirketlerin organlarından biri de genel kuruldur. Gelen sorulardan anladığımız kadarı ile limited şirket genel kurlarının tescilinde eski alışkanlıklardan kaynaklı olsa gerek sorunlar yaşandığı ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere, Yeni TTK’nın “Şirketin Organları” başlıklı dördüncü bölümünün 616-622 Maddelerinde “genel kurullar” düzenlenmiştir. Yani Yeni TTK ile “ortaklar kurulu”ndan değil “genel kurul”dan bahsedilebilecektir. Madde 616 genel kurulun yetkilerini, 617, genel kurulun toplanmasında çağrı usulünü, 618 oy hakkı ve hesaplanmasını, 619 oy hakkından yoksunluğu, 620 olağan karar almayı, 621 önemli karar almayı ve 622’nci madde ise genel kurul kararlarının butlan ve iptalini düzenlemektedir. Görüldüğü gibi, Yeni TTK ile limited şirketlerde de anonim şirketlerde olduğu gibi genel kurul bir organ olarak kanunda yerini almıştır.

Yeni TTK’nın 617’nci maddesinin 3’üncü fıkrası düzenlemesi; “Toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, limited şirketlere de kıyas yoluyla uygulanır. Her ortak kendisini genel kurulda ortak olan veya olmayan bir kişi aracılığıyla temsil ettirebilir” şeklindedir.

Bu düzenlemeler ışığında birçok limited şirket genel kurulunu yaptı ve yapıyor. Ancak sorun genel kurul yapan limited şirketlerin bu genel kurul tutanaklarını tescil ettirmek istemelerinde başlıyor. Şirket genel kurul tutanağının tescilini ve ilanını istediğinde siciller olmaz diyor. Sebebi ise limited şirketlerde genel kurul tutanaklarının tescile ve ilana tabi olmadığı yönündeki görüş.

Yeni TTK’nın 617’nci maddesinde anonim şirketlerin genel kurullarının tutanağına ilişkin hükümlerin limited şirket genel kurullarının tutanağına ilişkin tutanaklar içinde geçerli olduğu düzenlemesine rağmen tescil ve ilanın yapılmaması tamamen eski uygulamanın devam etmesini istemekten kaynaklanmaktadır.

Anonim şirketlerde genel kurulların düzenlendiği yönetmeliğin 29’uncu maddesine göre, toplantı başkanı genel kurul toplantı tutanağının bir nüshasını ve hazır bulunanlar listesi dahil toplantı ile ilgili diğer tüm belgeleri, derhal şirkete teslim eder. Yönetim kurulunca genel kurul toplantısından sonra genel kurul tutanağının noter tasdikli bir sureti ile Bakanlık temsilcisi bulunan toplantılarda temsilcinin görevlendirme yazısının bir nüshası ve ticaret sicili müdürlüğünce istenecek diğer belgeler, derhal ilgili ticaret sicili müdürlüğüne verilir.

Yönetim kurulu tescil ve ilana tabi hususları, ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan ettirir. İnternet sitesi açmakla yükümlü olan şirketler, genel kurul tutanağını hemen internet sitelerinde de ilân eder.

Ticaret Kanununun 422’nci maddesine göre de, yönetim kurulu, tutanağın noterce onaylanmış bir suretini derhâl ticaret sicili müdürlüğüne vermek ve bu tutanakta yer alan tescil ve ilana tabi hususları tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür; tutanak ayrıca hemen şirketin internet sitesine konulur.

Hemen belirtelim ki burada derhal denilmektedir ancak derhalden kasıtın hangi süreyi kapsayacağı açıklanmamıştır. Ticaret Kanununun 30’uncu maddesine göre, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, tescili isteme süresi onbeş gündür.

Bu düzenlemeler ile anlatılmak istenen hızlıca genel kurul tutanağının tescili ve ilanı istenmektedir. Kanaatimce buradaki maksimum süre 15 gün olarak yorumlanabilecektir.

Kanaatime göre limited şirketlerin genel kurları da tescil ve ilana tabidir ve anonim şirketler için geçerli süreler limited şirket genel kurulları için de geçerlidir. Sicillerin tescil ve ilan etmemesi yönündeki uygulama hatalıdır ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı görüşünü açıklamalıdır. Konu muğlak bırakılacak bir konu değildir.

Kaynak: http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2929/limited-sirketlerin-genel-kurullari-tescil-ve-ilana-tabi-midir

Vergi Ehliyeti Ve Temsil Sorumluluğu

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 5)
Paylaş
Tarih : 14 Ağustos 2014 - 8:22

Bilindiği gibi birçok iş ve işlemleri yapabilmek kişinin medeni haklardan yararlanma veya kullanma ehliyetine sahip olmayı gerektirir. Vergileme ile ilgili ödevlerin yerine getirilmesi ve hakların kullanılması bakımından aynı durumun varlığı önemli görülebilir. Vergi Usul Kanunu’muzda, kanunun 9. maddesinde vergilemede vergi ehliyetine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Maddeye göre; ‘’Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şart değildir. Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.’’

Ehliyet ve vergi ehliyeti 
Ehliyet, belli ödevleri yapmak veya haklardan yararlanabilmek için gerekli olumlu ya da olumsuz şartlara sahip olmayı ifade eder. Bir kısım haklardan yararlanmak için pasif ehliyet gerekirken kullanma şeklinde ortaya çıkan haklarda ise aktif ehliyete, kullanma ehliyetine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu tür ehliyetler medeni kanunda, medeni haklardan yararlanma (hak)a ve medeni hakları kullanma (fiil) ehliyeti şeklinde ifade edilmektedir. Kanununun 9-16’ncı maddelerinde, fiil ehliyeti bakımından kişiler dört grupta toplanmış ve tam ehliyetli olmak için iki olumlu reşit ve ayırt etme gücüne sahip (mümeyyiz olmak)] ve bir olumsuz [kısıtlı (mahcur) olmamak] şartı öngörülmüştür.. Vergi Usul Kanun’unda mükellef veya vergi sorumlusu olmak için herhangi bir kanuni şart bulunmamaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 9 uncu maddesi bu tür şartları aramaksızın mükellef veya sorumlu olunabilmesini düzenlemektedir.

Gerçekten de canlı doğmak kaydıyla cenin de Türk Medeni Kanunu’nun 582’nci maddesine göre mirasçı, dolayısıyla veraset ve intikal vergisi mükellefi olabilmektedir. Yine mirasçının mümeyyiz ve mahcur olup olmamasının mükellefiyet açısından bir önemi yoktur.

Ancak bunlara düşen görevlerin kimler tarafından yerine getirileceği Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde belirlenmiştir. Bununla birlikte kısıtlı olanların veya reşit olmayanların vergiyle il gili ödevlerinin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilecek olmasına rağ men mükellef kendileri olacak ve vergiler de mükellefin kendi mal varlığından ödenecektir.

Yasak faaliyetler 
Vergi mükellefi ve sorumlusu olmak yönünden kanuni ehliyet şartı aranmadığı gibi, vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasaklanmış olması da mükellefiyet ve sorumluluğu etkilemeyecektir. Örneğin. uyuşturucu madde ticareti yapmak kanunen yasaktır. Ancak uyuşturucu madde ticareti yapan kimse, bu faaliyetten doğan gelirin vergisini ödemekle mükellef olduğu gibi, çalıştırdığı personele yaptığı ödemelerden de vergi kesip ilgili vergi dairesine yatırmak durumundadır.

Kanuni temsilcilerin sorumluluğu 
Küçükler ve kısıtlıların mükellef olması halinde bunlara düşen ödevler, kanuni temsilciler tarafından yerine getirilir. Cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan topluluklar vergi mükellefi olduklarında sözü edilen ödevler bunları idare edenler veya varsa temsilciler tarafından yerine getirilir. Bilindiği gibi küçüklerle kısıtlıların kanuni temsilcileri veli, vasi veya kayyumdur.
Vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle yükümlü olan temsilciler, vergi kanunlarına aykırı hareket etmeleri halinde, vergi aslı gecikme faizi gibi vergi aslına bağlı alacaklar ve cezalardan belli şartlarla sorumlu tutulurlar. Bu sorumluluk temsil edilenin küçük veya kısıtlı olmasıyla tüzel kişi olmasına göre aşağıda açıklanan bazı farklılıklar gösterir.

Küçük ve kısıtlıların temsilinde sorumluluk 

Vergi aslından sorumluluk
Küçük ve kısıtlılara ait ödevlerin kanuni temsilcisi tarafından yerine getirilmemesi dolayısıyla salınan ilave vergi, prensip olarak küçük ve kısıtlının mal varlığından alınamaz ise, kanuni temsilci sorumlu hale gelir. Vergi aslını da ödemesi gerekir. Kanuni temsilcinin varlığına gidebilmek için 3505 sayılı Kanun’dan önce, ayrıca kanuni temsilcinin kasıt veya ihmalinin bulunması gerekmekte idi. 3505 sayılı Kanun’la bu şartı madde metninden çıkarmıştır.

Ancak, yargı karalarında ve vergi idaresinin açıklamalarında kanun metnindeki bu değişikliğe rağmen kasıt unsuruna önem verilmektedir.

Vergi aslına bağlı alacaklarda sorumluluk 
Vergi aslına bağlı alacaklar, kanuni temsilcinin sorumluluk kapsamına 3505 sayılı Kanun’la alınmıştır. Ayrıca,6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 4108 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 35. madde hükmü ile, kanunu temsilciler için Vergi Usul Kanun’un 10. maddesine paralel sorumluluk hükmü getirilmiştir.

Öte yandan Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu madde hükmü içinde yapılacak değerlemede, vergi aslına bağlı alacaklarla ilgili sorumluluk, vergi aslı ile aynı planda düşünülmelidir. Gecikme faizi, zamanında ödenmeyen verginin bu süredeki nemasının karşılığı olarak alınmaktadır. Bu nema, temsil edilen mamelekinde kalmış olacağına göre, o mamelekten alınması da normal sayılmalıdır.

Vergi cezasından sorumluluk ve rücu edememe 
Küçük ve kısıtlıların, vergilemeyle ilgili ödevlerinin yerine getirilmemesi nedeni ile kesilecek vergi cezası, her hal ve takdirde kanuni temsilciden alınır. Temsil edilenin mamelekinin yeterli olması vb. gibi nedenler önemli değildir. Kanuni temsilci ceza bakımından küçük ve kısıtlıya rücu da edemez. Vergi cezası kesilmesi şeklindeki müeyyide kendi fiili ile ilgilidir. Küçük ve kısıtlaya kusur vb. izafe edilmesi mümkün değildir.

Küçük ve kısıtlıların temsilinde vergi cezalan gibi, hapsi gerektiren ve ceza mahkemelerince hüküm olunacak diğer cezaların muhatabı da kanuni temsilcilerdir.

Kaynak: http://www.dunya.com/vergi-ehliyeti-ve-temsil-sorumlulugu-156838yy.htm

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI