Ortakların şirkete borç vermeleri ve vergileme – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:33

Ekonomik işleyişin doğal bir sonucu olarak şirket ortakları olan gerçek veya tüzel kişiler şirketlerine borç verebilirler ya da çeşitli nedenlerle borç alabilirler. Bu durumda ortaya çıkacak gelir ve giderler ortakların ve şirketlerinin vergilemesini etkiler. Bu gün yazımızda ortakların şirkete borç vermeleri dolayısıyla şirkete söz konusu olacak başlıca vergilemeler üzerinde duracağız. Ortakların şirkete borçlanmaları halinde ortaya çıkacak başlıca vergileme ve sorunlar konusunu ise ayrı bir yazımızda açıklamaya gayret edeceğiz.

Ortakların şirkete borç vermesi

Şirket ortakları şirkete borç verdiğinde normal olarak, bu paranın kullanıldığı süreye bağlı olarak, kendisine faiz ödenmesini ister. Ortaya çıkan faiz ortak açısından gelir şirket bakımından gider olarak dikkate alınacaktır.

Bilindiği gibi, kurumlar vergisi mükellefi olan sermaye şirketlerinin ortaklarından ayrı bir kişiliği (tüzel kişiliği ve ayrı bir vergisel kimliği) vardır. Bu bakımdan vergi mevzuatımız, kurumları ayrı bir vergi süjesi olarak kabul etmiş ve ortaklar ile olan ilişkilerin, üçüncü kişilerle olan ilişkiler gibi olması ilkesini benimsemiştir. Bunu, ortakların kurumlar nezdinde oluşan kazancı dolaylı yollardan ve kurumlar vergisi ve diğer kar dağıtımına bağlı vergilere tabi tutulmaksızın elde etmelerini önlemek maksadıyla yapmıştır.

Kurumların ortakları ile ilişkileri, yukarıdaki şekilde belirlenmiş olmakla beraber ilişkiler engellenmiş değildir. Buna göre ortaklar, ortağı olduğu şirketlerine borç para alıp verebilir; mal veya hizmet satabilirler. Her işletme gibi kurumlar da öz kaynaklarının yanı sıra yabancı kaynağa ihtiyaç duyabilirler. Finansman fazlalarını ortaklarına veya üçüncü kişilere kullandırabilirler. Kurumların ortaklarından sağladıkları borçlanmalar için faiz ödenmesi ve bunun gider yazılması mümkündür.

Ancak, ortakların başlangıçta ya da ihtiyaç doğduğunda öncelikle yeterli sermaye ile şirketi desteklemeleri beklenir. Kurum ortaklarının, sermaye koymaları gereken paraları borç vermiş gibi göstererek faiz almaları ve bu yolla kurumlar vergisi matrahını aşındırmamaları için, kanun koyucu “öz sermayeye faiz yürütülemeyeceği” ilkesini “örtülü sermayeye de faiz yürütülemeyeceği ilkesini hüküm altına almıştır. Bu amaçla KVK’nın 12’nci maddesinde “örtülü sermaye” tanımlanmış ve KVK’nın 11’inci maddesinde de, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizlerin kurum kazancının tespitinde indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Kanun 11’inci hükmü şöyledir;

“1) Kurum kazancının tespitinde aşağıdaki indirimlerin yapılması kabul edilmez:

a) Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler.

b) Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler.

Örtülü sermaye 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda olandan farklı şekilde düzenlenmiş olup, 5520 Sayılı KVK 12’nci madde hükmü şöyledir.

1) Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.

2) Yukarıda belirtilen karşılaştırma sırasında, sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar %50 oranında dikkate alınır.

3) Bu maddenin uygulanmasında;

a) Ortakla ilişkili kişi, ortağın doğrudan veya dolaylı olarak en az % 10 oranında ortağı olduğu veya en az bu oranda oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da doğrudan veya dolaylı olarak, ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az %10’unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu,

b) Öz sermaye, kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş hesap dönemi başındaki öz sermayesini, ifade eder….’’

Kanun maddesinde bir kısım borçlanmaları örtülü sermaye kapsamına almamıştır.

Örtülü sermaye üzerinden ödenen faizler

12’nci maddenin son fıkrasına göre, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, gelir ve kurumlar vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutarlar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurum nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadarki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır.

Kurumlar vergisi stopaj uygulanması

Kanununun 30’uncu maddesi kapsamında, dar mükelleflere ödenen her nevi alacak faizi kurumlar vergisi stopajına tabidir. 200SV14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizler üzerinden hesaplanacak stopaj oranı %0 olarak belirlenmiştir. Diğer kurum ve kuruluşlardan alınan krediler için ödenecek faizler ise %10 oranında stopaja tabi tutulmaktadır.

Dolayısıyla, kredi sağlanan grup firması banka ve finans kurumu olmadığı sürece, ödenecek faiz tutarlarının brüt tutarı üzerinden %10 oranında kurumlar vergisi stopajı hesaplanması gerekmektedir.

Yurt dışındaki grup şirketinin bulunduğu ülke ile Türkiye arasında Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması bulunması halinde, anlaşmada belirtilen oranların uygulanması gerekecektir.

KVK’nın 30/7 maddesi uyarınca, kazancın elde edildiği vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkanı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar kurulunca ilan edilen ülkelerde yerleşik olan veya faaliyette bulunan kurumlara(tam mükellef kurumların bu nitelikteki ülkelerde bulunan iş yerleri dahil) nakden veya hesaben yapılan veya tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden, bu ödemelerin verginin konusuna girip girmediğine veya ödeme yapılan kurumun mükellef olup olmadığına bakılmaksızın %30 oranında vergi kesintisi yapılır.

Katma değer vergisi tevkifatı

KDV Kanunu’nun 9’uncu maddesinin getirdiği sorumluluk çerçevesinde, yurt dışında mukim olan ve yurt dışında banka ve finans kuruluşu olmayan bir kurumdan alınan borçlara ilişkin olarak nakden veya hesaben ödenen faizler üzerinden, ödemeyi yapanlarca, sorumlu sıfatıyla %18 oranında KDV hesaplanması ve 2.no.lu KDV beyannamesi ile beyan edilip ödenmesi gerekmektedir. Ödene bu KDV tutarının 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılması mümkündür.

Ancak, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-e maddesinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ile sigorta acente ve prodüktörlerinin sigorta muamelelerine ilişkin işlemleri katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

Bilindiği gibi, banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunu ise, banka ve sigorta şirketlerinin Finansal Kiralama Kanunu’na göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehine aldıkları paralar oluşturmakta, bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine almış oldukları paralar da aynı verginin kapsamına girmektedir.

Geçen hafta yayımlanan “Ortağın şirkete şirketin ortağa borçlanmasında hukuki durum” başlıklı yazımızda Av. Mehmet Onur Çeliker ve Fırat Yalçın’ın Yaklaşım Dergisi’nin 250’nci sayısında yayımlanan “ Grup İçi Borçlanmalar Yasaklandı mı?” başlıklı makalelerinden kaynak olarak yararlanılmıştır. Köşemizde yayımlanan yazımızda sehven kaynağı belirtilmemiştir.

Kaynak: http://www.dunya.com/ortaklarin-sirkete-borc-vermeleri-ve-vergileme-153740yy.htm

Resmi nikahsız çocuğa da yetim aylığı verilir – 7 Kasm 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:30

Karı-Koca arasında resmi nikah olmasa da bu ilişkiden doğan çocuğu baba tanımışsa yani nüfus cüzdanında baba adı gerçek babanın adıysa, çocuk babanın kütüğünde olmasa da baba vefat edince çocuğa yetim aylığı verilir…

Sayın Ali bey, benim bir kızım var 1997 doğumlu, babası ile remi nikah yapmadık babasının da ilk eşinden 2 kız bir erkek olmak üzere çocukları var fakat baba vefat etti. Dört ay oldu benim kızım benim soyadımı taşıyor babasının nüfusunda kayıtlı çıkmıyor. Kızımın babasından yetim aylığı bağlatmak için benim ne yapmam gerekiyor? Ben de babamdan yetim aylığı alıyorum kızımın da böyle bir hakkı var mı? Çocuğumuz doğduğunda, babasıyla ikimiz doğum kağıdıyla nüfusa gittik. Aramızda resmi nikah olmadığı için babasının soyadını alamaz dediler. Babasının ismini benim soyadımı aldı. SGK’ya ya gittik onlar babasının nüfus kağıdındaki kişi olduğu tespit edilip baba soyadını alırsa ancak bu şekilde maaş alır dediler. İsmi Saklı

Sayın okurum, Medeni Kanunumuz gereğince çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur, çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur (MK 282). Evlilik dışında doğan çocuk ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur. Evlilik dışında doğan çocuklar annenin aile kütüğüne annenin bekarlık soyadıyla kaydedilir. Evlilik dışında doğan çocuk babası tarafından tanınırsa yani babası olduğunu kabul ederse, baba ismi yazılarak annenin nüfus hanesine yazılır. Çocuk, ana ve baba evli değilse ananın (bekarlık) soyadını taşır.

***ÇOCUĞUNUZU BABASI TANIMIŞ

Yukarda gördüğünüz üzere baba sağlığında çocuğun kendisinden olduğunu kabul etmiş, tanımış ve nüfusa kendi adıyla evladı olarak kaydedilmesini talep etmiş. Bu sebeple babanın kütüğünde (resmi nikahlı olmadığınızdan) görünemez. Kanun gereğince baba adı doğru yazılarak, sizin kütüğünüzde görünüyor. Soyadı da aranızda nikah olmadığından sizin soyadınız oluyor.

***SGK ÇOCUĞUNUZA BABASINDAN YETİM AYLIĞI VERİR

5510 sayılı Kanun gereğince, (md 34)

… Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,

her birine % 25’i,

c) (b) bendinde belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50’si,

…oranında aylık bağlanır.

Sigortalı tarafından evlat edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır…”

***YAZILI BAŞVURUN AĞZINIZI KULLANMAYIN

Devletle yazışmayla iletişime geçilir, ağızla değil. Siz de yazılı olarak kızınız adına Yetim Aylığı talep edin. Son cümlede göreceğiniz üzere, babası tarafından tanınmış çocuklar da normal çocuklar gibi babasının aylığından yararlanırlar. Siz başvurun SGK bağlamazsa da bana gelin gereğini yerine getiririz.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6488

İşe geç gitmenin cezası – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:29

Soru: İşe kaç gün geç gelen  çalışan işten atılır?
Cevap: İşe geç gelenin işten atılmasına ilişkin kanun hükmü bulunmuyor. Ancak işe geç gelenin işten atılması  yönünde iş sözleşmelerine  veya toplu iş sözleşmelerine hükümler konulabilir. Örneğin bir ay içerisinde 6 kez işe geç gelenin işten atılacağı yönünde bir düzenleme sözleşmede yer alabilir. İşe iki kez geç gelenin ücretinden ceza olarak kesinti yapılacağı gibi düzenlemeler yapılabilir.

Soru: Bir bayan hamilelik sebebiyle işten atılır mı?
Cevap: Bir bayanın hamilelik sebebiyle işten çıkarılırsa ihbar ve kıdem tazminatının ödenmesi gerekiyor. Çalışan iş güvencesi kapsamında ise işe iade davası açabilir. işveren işçiyi  gebe kalmasından dolayı işten çıkarmış ise işçi, dört aya kadar ücreti tutarında tazminat talep edebilir. Bu tazminat, ihbar ve kıdem tazminatından ayrı bir tazminattır(Geniş bilgi için bkz. Arif Temir, ,Doğum İzninde İşten Çıkarılan Kadının Hakları, Yaklaşım, Aralık 2011, Sayı: 228)

Soru: Toplu iş sözleşmesindeki hükümlere işveren uymazsa işçiye hangi haklar doğar?
Cevap: Toplu iş sözleşmesindeki hükümlere işverenin uymaması işçi sendikası veya toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçiler için hak doğurur. Örneğin toplu iş sözleşmesine göre ödenmesi gereken ikramiyeleri işveren ödemezse sendika veya işçiler işveren aleyhine dava açabilirler.

KAÇ ÇOCUK SGK’LI

Soru: Bir baba kaç çocuğunu kendi üzerine SGK’lı yapar?
Cevap: Babanın üzerinden sağlık sigortasından yararlanması konusunda bir sayı sınırlaması bulunmuyor. Bakmakla yükümlü olunan bütün çocuklar baba üzerinden sağlık yardımından faydalanırlar.

Soru: Patron fazla mesai yaptırdığı çalışanının haklarını nasıl öder?
Cevap: Fazla çalışma yapanların ücreti saat başına %50 zamlı olarak ödenir.

Soru: Bayramlarda çalışana iki mesai mi üç mesai mi ödenir?
Cevap: Bayramlarda çalışana ücreti bir kat fazlasıyla ödenir

İKİNCİ BİR İŞ

Soru: Çalışanın ikinci bir işyerinde çalıştığı tespit edilirse ne olur?
Cevap: İş sözleşmesinde çalışmayı yasaklayan bir düzenleme yoksa ikinci bir işyerinde çalışılabilir. Ancak  ikinci işyerinde sözleşmeyle çalışma yasaklanmışsa bu yasağın cezası da sözleşmede düzenlenmişse bu ceza uygulanabilir.

Soru: İzin gününde işyerine çağrılan çalışanın yol parasını kim öder?
Cevap: Çalışana normal çalışma günleri yol parası ödeniyorsa izin günü işyerine çağrılan çalışana da yol parası ödenir. Böyle bir uygulama yoksa ödenmeyebilir.

Soru: Çok kilolu kişilerin çalışmasına son verilebilir mi?
Cevap: Çalışan çok kilolu diye işten çıkarılamaz. Ancak çalışanın çok kilolu olması çalışmasına engel oluşturuyorsa doktor raporu ile çalışamayacağı belirtilip tazminatı ödenerek işten çıkarılabilir.

Kaynak: http://www.gunes.com/2013/11/07/yazar/5271/arif_temir/ise_gec_gitmenin_cezasi.html

Ödeme emri – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:25

Pazartesi günü İzmir Atatürk Lisesi’nde, meslektaşlarım Cafer Gök ve Yalçın Önder ile birlikte “Ödeme emri” başlıklı bir sunum gerçekleştirdik.

Üç bölüm halinde hazırladığımız geniş çaplı sunumun “ana başlıklarını” bu hafta, özellikle ana başlıklarını diyorum zira konu bir hafta bu köşede yayımlansa ancak biter, ilerleyen haftalarda da sunumun dikkat taşıyan kısımlarına yer verip, sayın Gök’ün ve sayın Önder’in ısrarla üstünde durduğu ve pek çok meslektaşımın da atladığı hassas başlıkları detaylarıyla aktarmaya çalışacağım.

Şimdi gelelim sunumun başlıklarına:


Birinci bölümde;

“Ödeme emri nedir ve neden düzenlenir?, Ödeme emrinde hangi hususlar yer alır?, Mal bildirimi nedir?, Malı olmadığını bildiren borçlunun bildirime ekleyeceği hususlar nelerdir?, Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunanlar hakkında ne yapılır?, Mal bildiriminde bulunmayanlar hakkında ne yapılır?, Mal edinme ve mal artması durumunda borçlu ne yapmalıdır?, Kamu alacağının tahsiline engel olanlar hakkında ne yapılır?, Ödeme emrinde usul hataları ve son olarak Danıştay Kararı” ana başlıklarını taşıyan ilk sunumu ben gerçekleştirdim.

İkinci bölümde;

“Ödeme emri kimler adına düzenlenir? Bu ana başlık da; vergi mükellefi olan gerçek kişiler ve vergi mükellefi olan tüzel kişiler olmak üzere iki alt başlıkta; sermaye şirketleri, dernekler, vakıflar ve bunların iktisadi işletmeleri, kamu iktisadi teşekkülleri, belediyeler ve benzeri kuruluşları, tasfiye memurları, kanuni temsilciler, mirasçılar, özellik arz eden durumlar, Kefil adına adına ödeme emri tanzimi, kamu borçlusundan alacaklı olanlar adına ödeme emri tanzimi, yanlışlıkla tanzim olunan ödeme emri, iş ortaklarında ödeme emri ile mahkeme ve Danıştay kararlarını” meslektaşım Cafer Gök sundu.

Üçüncü ve son bölümde Yalçın Önder;

“Ödeme emrine itiraz, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ile değiştirilen deyimleri, ödeme emri de bir idari işlem olması ve her idari işlem gibi, bu da yetki, şekil, konu ve amaç yönlerinden hukuka aykırılıkları dava konusu edilebileceği, arkasından da Danıştay kararlarından örnekleri” adlı başlıkların sunumunu gerçekleştirdi. Önder sunumun sonunda ayrıca konu ile ilgili sorulara cevap verdi.

Yukarıda da belirttiğim gibi bu sunuma ait dokümanları, bu köşeden zaman zaman aktarmaya çalışacağım. Gerçekten de kitaplarda bulamayacağınız çarpıcı örnekleri bulacağınızı düşünüyorum.

Kaynak: http://www.gazeteyenigun.com.tr/koseyazilari/27898/odeme-emri

Beklentiler ve enflasyon – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:24

Önce küresel kriz, ardından dış açıkla mücadele arayışı iktisat politikası çerçevesinde köklü değişime yol açtı. “Yeni normal” dedim. Maalesef mali piyasalar bu gerçeği kabullenmekte çok zorlanıyor.

Bir gösterge negatif reel faizdir. Kısa süre öncesine kadar düşünülemezdi. Diğeri oynaklığın faizde azalıp kurda artmasıdır. Döviz kurunun makro dengesizliklerin düzeltilmesi işlevine kavuşmasıdır. Normalleşme işaretidir.

Son günlere bakalım. Önce Merkez Bankası faizi sabit tutacağını açıkladı. Ardından enflasyon yüksek çıktı. Ne oldu? Gösterge faiz yüzde 8,2’ye adeta yapışıp kaldı. Ama döviz sepeti 2.39 TL’ye kadar tırmandı.

Beklentiler bozulursa

Enflasyon beklentileri bozuluyor mu? Bozulursa ne olur? Ekimde enflasyon yüksek çıkınca bu tür sorular yeniden gündeme taşındı. İlk kez olmuyor. 2010 ilkbaharında (15 Nisan) ayrıntısına girmiştim.
Mali piyasa ile başlayalım. İlişki doğrudandır. Para politikası kritiktir. Para politikası bozulmaya tepki verirse faiz ve kur oynamaz. Aksi hâlde bozulma faiz ve kura derhal yansır. Faiz yükselir; kur düşer.

Fiyatlama davranışları

Reel ekonomide durum farklıdır. Üretici fiyat saptarken elbette enflasyon beklentisini de hesaba katar. Ancak talebin gücü gibi makro, rekabet koşulları ve maliyet yapısı gibi mikro unsurlar devreye girer. Tümüne “fiyatlama davranışları” denir.

Örneğe devam edelim. Enflasyon beklentisi bozuluyor, faiz ve kur kıpırdıyor. Reel sektör üreticisi için kötü haberdir. İkisi de ürününe talebi azaltır. Kurun iki etkisi daha vardır. İthal girdi maliyetini artırır. Üreticinin reel gelirini düşürür.

Ne yapacak? Azalan talep fiyat artışını sınırlar. Maliyet ve gelir etkisi ise fiyat artırmaya iter. Zor karardır. Neticede beklentiden fiyatlamaya giden yol dolaylıdır. Makro ve mikro koşullara bağlıdır. Yani beklenti bozulunca ürün fiyatı pekâlâ düşebilir.

Kirayı ve berber fiyatını bundan severim: İthal girdi yok; rekabet yoğun. Fiyatı makro koşullar belirliyor. Hatırlatma: Ekimde ikisinin de yıllık enflasyonu geriledi.

Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/beklentiler-ve-enflasyon/581841/4/yazarlar

Genel sağlık sigortasında prim borcu: 4 milyar TL – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:22

Bu haftayı tek soruyla kapatıyoruz. Çünkü konu kapsamlı ve önemli… Şu anda vatandaşların toplam genel sağlık sigortası prim borcu 4 milyar TL’yi aşmış durumda. Bu sigorta kolunda prim tahsilât oranı giderek düşüyor. Bu nedenle bir takım önlemlerin önümüzdeki günlerde alınması bekleniyor.

SORU:
 Oğlumuz üniversiteyi bitirdi, sağlık imkânlarından artık yararlanamıyor. Henüz işsiz olduğu için prim de ödeyemedi, borcumuz birikmiş midir? Tanju Doğan

CEVAP:
 Genel Sağlık Sigortası 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle artık herkes için zorunlu hale geldi. Bu sigortadan yararlanmak için gelir testi yaptırarak, belirlenen gelir düzeyi üzerinden prim ödenmesi gerekiyor ve bu koşulla sağlıktan yararlanılabiliyor. Ancak bu sistemde işler istenildiği gibi gitmedi. Bir kısım vatandaş ya hiç gelir testine girmedi ya da belirlenen primlerini ödeyemedi. Gelir testine girilmemesi durumunda en üst düzey olan 245 TL prim borcu her ay için birikiyor. Bugün için vatandaşların toplam genel sağlık sigortası prim borcu 4 milyar TL’yi aşmış durumda. Bu sigorta kolunda prim tahsilât oranı giderek düşüyor. Bu nedenle bir takım önlemlerin önümüzdeki günlerde alınması bekleniyor.

Yasa geliyor

SGK yeni bir Torba Yasa hazırlığı içerisinde. Bunda genel sağlık sigortası prim borcu olanlar için yeni bir “yapılandırma” getirilmesi söz konusu. Buna göre, prim borcu olanların borçları, faiz ve gecikme zamları silindikten sonra taksitlendirilecek. Taksitlerin kaç ayda ödeneceği konusunda henüz verilmiş bir karar yok. Aslında genel sağlık sigortası borçları konusunda daha radikal bir adım atmak ve bu borçları tamamen silmek de gerekebilir. Çünkü borcun taksitlendirilmesi imkânı vatandaşa tanınsa da, yine bu borçların ödenebilme ihtimali oldukça zayıf.
Sağlık sigortası prim borcunu, genel olarak emeklilik için gerekli olan prim borçlarından ayırmak gerekiyor. Emeklilik için sigortalılar kazançlarına göre prim ödemesi yapıyorlar ve ödedikleri prime göre gelecekte alacakları emekli aylıkları değişiyor. Yani primini düşükten ödeyenin aylığı düşük, yüksekten ödeyenin aylığı yüksek oluyor. Oysaki bu durum genel sağlık sigortasında geçerli değil. Sağlık sigortası için en düşük rakam olan 40 TL’yi ödeyen de, en yüksek prim olan 245 TL’yi ödeyen de aynı sağlık hizmetini alıyor. Yüksek prim alan daha iyi sağlık hizmeti ya da düşük prim ödeyen daha az sağlık hizmeti almıyor. Herkese eşit sağlık hizmeti veriliyor. Dolayısıyla gelire göre kademelendirilmiş bir prim uygulaması çok da adaletli olmuyor.

Niye borç birikiyor?

Prim borcu birikmesinin çok sayıda sebebi var, ancak bize yöneltilen yukarıdaki soruda da görüleceği üzere, henüz iş bulamamış, halen ailesinin desteği ile hayata tutunmaya çalışan gençlere prim ödeyin derseniz kimse doğru dürüst prim ödemez. Nitekim bu konuda aileler çok dertli.
Erkek çocukları 18, lisede okuyorsa 20, yükseköğrenimde olanlar 25 yaşını doldurana kadar ana veya babalarının üstünden sağlık yardımına hak kazanıyorlar. Bu yaşları tamamladıkları andan itibaren sağlık yardımını, kendi genel sağlık sigortasından gelir durumuna göre prim ödeyerek veya ödemeden alabiliyorlar.
Nitekim bu yaşları dolduran erkek çocukları 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle zorunlu olarak Genel Sağlık sigortalısı yapıldı. İşte asıl olarak sorun da bu noktadan kaynaklanıyor.
Diğer yandan, 1 Ekim 2008 tarihi itibariyle ister 18 yaşından küçük, ister 18 yaşından büyük olsun bakmakla yükümlü olunan kişi olarak anne veya babası üzerinden sağlık hizmeti alan kız çocuklarının durumu ise erkeklerden farklı. Kız çocukları, 5510 sayılı Kanununa göre de bakmakla yükümlü olunan kişi sayılıyor. Çalışmaya başlamaları halinde kendi sigortaları üzerinden, evlenmeleri halinde ise eşleri üzerinden sağlık hizmeti alabiliyorlar. Ancak tekrar işsiz kalmaları veya boşanmaları halinde ise yeniden anne veya babaları üzerinden sağlık hizmeti alabiliyorlar.

İŞTEN AYRILANLAR BUNA DİKKAT EDİN!

Genel sağlık sigortası prim borcu konusunda bir diğer kritik konu, işinden ayrılıp daha sonra başka bir işe girenlerin durumuyla alakalı. Mevcut sisteme göre, bir iş yerinde sigortalı olarak çalışırken genel sağlık sigortanıza zaten prim yatıyor. Ancak işten ayrıldığınız anda artık gelir testine göre bu sefer kendinizin prim ödemesi gerekiyor ki sağlıktan yararlanabilin. Eğer yeni bir iş bulana kadar bu primleri ödememiş iseniz bu sefer prim borcunuz artıyor. O dönemde herhangi bir hastaneye gitmemiş iseniz borçlu olduğunuzu bilmiyorsunuz bile.
Nitekim daha sonra tekrar yeni bir işe girip, 30 gün adınıza prim ödendikten sonra tekrar sağlık yardımları alabiliyorsunuz. Ancak açıkta olduğunuz sürede biriken bu borçları o dönemde göremiyorsunuz. İşte bu nedenle borcu bulunan çok sayıda vatandaş var. Konuştuğumuz SGK yetkilileri genel olarak bu soruna dikkat çekiyorlar. Nitekim ülkemizde işe  giriş çıkış oranı (turnover) oldukça fazla. Bu da borcu biriken, faizle artan çok sayıda vatandaş anlamına geliyor. Bu konuda da acil önlem alınması gerekli. SGK bu durumda olanları acilen bilgilendirmeli.

Kaynak: http://ekonomi.milliyet.com.tr/yapilandirma-sart/ekonomi/ydetay/1788268/default.htm

İstanbul yandı… – 7 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2013 - 13:20

Hem de ne yandı!..

2014 yılı emlak vergisi ile ilgili olarak İstanbul’da yapılan artışlara bakınca insanın adeta dudakları uçukluyor.
Gerçi İstanbul’un tamamı değil ama önemli kısmında, yüksek değer artışları var. Bir kısım belediyelerde yapılan artışları hala gizli tutuyor!

İSTANBUL’DA ŞOK ARTIŞ

Emlak vergisine esas değerler, bundan önce 2010 yılı için takdir edilmişti.
Buna göre, izleyen yılların değerleri de “yeniden değerleme oranı” baz alınarak;
– 2011 yılı için yüzde 3.85
– 2012 yılı için yüzde 10.26
– 2013 yılı için yüzde 7.80
oranında artırılmıştı.
– 2014 yılı vergi artışları için baz alınacak yeniden değerleme oranı da yüzde 3.93 olarak açıklandı.
Buna göre, 2014 yılı için belirlenecek değerlerin (özellikli durumlar hariç), “2010 yılına göre” yüzde 30 civarında, bilemediniz yüzde 40 oranında artırılması gerekirdi.
O da ne?
Tabloda da gördüğünüz gibi, 2010 yılı değerinin yüzde 200, yüzde 300 hatta yüzde 400’ünü bulan artışlar var!
Tek kelimeyle “şok yaratan” bir artış bu..

2014 EMLAK VERGİSİ ZIPLAYACAK

Terziye bir elbise diktirdiğinizi düşünün.
Elbisenin maliyeti: kumaş + terziye ödenen paradır.
Evlerin emlak vergisi değeri de; bina (daire) maliyeti + arsa değeridir.
Buna göre, konut, büro, dükkan, mağaza vb. işyerlerinde emlak vergisi değerinin tespitinde, “arsa değeri” çok önemli.
Arsa değerinin yüzde 100, 200 hatta 300-400 artırıldığı bölgelerde, gerçekte böyle bir artış yok.
Bu olayın özü; belirlenen bir değerin “enflasyona göre” güncellenmesidir. İstanbul’un bazı semtlerinde, enflasyon ötesi “inanılmaz artışlar” var.
Şimdi şu olaya bakar mısınız?
Vatandaşın evinin piyasa değeri 400 bin lira, emlak vergisi değeri yüksek belirlenen arsa değerinden dolayı 1 milyon lira!
Olacak iş mi bu?

İSTANBUL DIŞI DAHA MAKUL

İstanbul’daki bazı belediyeler, diğerleri gibi uçmamış. Yüzde 50-100 civarında artış yapmış.
Ankara, İzmir ve Bursa başta olmak üzere, birçok ilde, İstanbul’daki gibi yüzde 200-300 değer artışına rastlanmıyor. Bazılarında, enflasyon civarında artış yapılmış.
İstanbul ve İstanbul gibi “keyfi zam” yapanlara, “dur” denilmeli..
Yoksa, vatandaş perişan olacak..

2014’TE GAYRİMENKUL SATACAKLARIN İŞİ ZOR

2014’de, özellikle İstanbul’da gayrimenkul satacak olanların işi zor. Nedenine gelince, bazı semtlerde arsa m2 değerinin yüzde 300-400 hatta daha fazla artırılması, satışa konu arsa veya dairede, “gerçek değerinin çok üzerinde”, bir değer ortaya çıkartacak.
Arsasını veya daire ya da işyerini satmak isteyen kişi de, tapuda emlak vergisi değerinin altında bir değer gösteremeyecek (Bkz. Harçlar K. Md. 63). Örneğin gerçek satış bedeli 500 bin TL, emlak vergisi değeri 900 bin lira olan bir gayrimenkul, 900 bin lira üzerinden gösterilecek ve bu değer üzerinden “tapu harcı” ödenecek.
İleride ayrı bir yazı konusu yapacağımız “tapuya şerh verdirme” olayını bilmeyen satıcının, (5 yıl içinde satış yapmışsa) “değer artışı kazancı yönünden”, başı ağrıyabilecek..

Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=25060228

Kendim ayrılırsam, kıdem tazminatımı alabilir miyim? – 6 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 06 Kasım 2013 - 10:53

Mehmet T. 25.08.1977 doğumluyum. 01.09. 2000 tarihli Sigorta girişim var. Özel bir şirkette çalışmaktayım. Kendim ayrılırsam, kıdem tazminatımı alabilir miyim, alabilirsem ne yapmalıyım? Yardım edebilirseniz sevinirim.
CEVAP: İşten kendiniz ayrılırsanız veya istifa ederseniz tazminat alamazsınız. Ancak 15 yıl sigortalılık süresi ve en az 3600 gün prim ödemesini tamamlayan, ilgili SGM Md’ne başvurup “Kıdem Tazminatı Alabilir” yazısı alıp, işverene sunup istifa ederek, kıdem tazminatını alıp ayrılabilir. Bu durumda olanlara kıdem tazminatını ödenir. Fakat ihbar tazminatı ödenmez.
Fakat bu yazıyı giriş tarihi 08.09.1999 tarihinden önce olanlar alabilir. Sizin gününüz yeterli. Ama 15 yılınız yoktur. 01.09.2000 tarihli Sigorta girişiniz ve 4.710 gününüz var. Askerliğiniz 01.09.2000 tarihinden önce olduğu için, 15 ay askerlik borçlanmasıyla, giriş tarihiniz 01.06.1999 olur ve 15 yılınızın dolduğu 01.06.2014 tarihinde SGM Müdürlüğü’nden alacağınız “Tazminat Alabilir Yazısı” ile işvereninize müracaat ederek tazminatınızı alıp ayrılabilirsiniz.

NE ZAMAN EMEKLİ OLABİLİRİM?

Hanife S.
 10.12.1976 doğumluyum. 01.03.1992 tarihli Sigorta girişim var. Şu anda isteğe bağlı BAĞ-KUR ödüyoruz. Emekliliğe belli bir süre kala Sigortaya geçmem gerekiyormuş, daha avantajlı oluyormuş. Kaç günüm var, hangi kurumdan ne zaman emekli olabilirim? Siz ne tavsiye edersiniz? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.
CEVAP: 01.03.1992 tarihli Sigorta girişiniz ve 4/a, 4/b mevzuatına göre ödenmiş toplam 3.719 gününüz var. 20 yıl, 48 yaş ve 5.525 günle emekli olabilirsiniz. Bunun için 1.806 gün daha prim ödeyeceksiniz. Bunun 540 gününü BAĞ-KUR’a, kalan 1.260 gününü de Sigorta’ya ödeyip, 48 yaşınızın dolduğu 10.12.2024 tarihinde emeklilik müracaatı yapabilirsiniz.
BAĞ-KUR’a prim ödemeye devem ederseniz, BAĞ-KUR’dan 7.200 günle emekli olabilirsiniz. Sigorta’dan emekli olmayı tercih edebilirsiniz.

>Yasin D.

25.05.1970 doğumluyum. Askerliğimi 1990/1992 tarihleri arasında 18 ay er olarak yaptım. 1995 tarihinden itibaren Tarım Sigortası’na prim ödüyorum. Askerlik borçlanmasının bir faydası olur mu, ne zaman emekli olurum? Şimdiden teşekkürler.
CEVAP: 12.02.1995 tarihli Tarım Sigortası girişiniz ve 1.541 gününüz var. 15 yıl, 53 yaş ve 3.600 günle emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz 12.02.1995 tarihinden önce olduğu için, 18 ayın tamamını borçlanırsanız, giriş tarihiniz 12.08.1993 olur ve 50 yaşınızda, 3.600 günle Tarım Sigortası’ndan emekli olursunuz. Askerlik borçlanması iki yıl önce emekli olmanızı sağlıyor.

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/lutfi-koksal/576612.aspx

Ev hizmetlileri işinde Bırakın bürokrasiyi Kupona gelin…Kupona… – 6 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 06 Kasım 2013 - 10:52

Dün gazetemizde haber Rahim AK imzası ile vardı. Aile Bakanlığı hazırladığı proje ile ev hizmetlilerine şimdikinden daha beter bürokrasi ve ekonomik yük getiren düzenleme hazırlıyormuş. Bırakın bunu en basiti ve bürokratik işlemden arınmışı sosyal güvenlik kuponudur…

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince ev hizmetlerinde süreksiz çalışanlar sigortalı sayılmıyorlar. Sürekli ve ücretli çalışanlar için ise çalıştıran ev sahipleri için bürokrasi had safhada.

5510 sayılı Kanun uygulaması bakımından bir ev hizmetlisinin sigortalı sayılabilmesinin çalışma karşılığında ücret ödenmesi ve çalışmanın sürekli olması şarttır. Süreklilik kavramının ne olduğu da 4857 sayılı İş Kanunu’nda belirtmiştir ki, “ Nitelikleri bakımından en çok otuz iş günü süren işlere süreksiz iş, bundan fazla devam edenlere sürekli iş denir.”.

Bu sebeple, ev hizmetlisi 3-5 günde bir değişik evlere gidiyorsa hakkında Sosyal Sigorta Kanunları uygulanmıyor ama aynı eve her hafta aynı gün olsa bile bir ay boyunca bu kere ev sahibi kendisini SGK’ya bildirmek ve sigorta primlerini ödemek zorundadır.


***Ev hizmetlilerine İş Kanunu uygulanmaz

İster gündelikçi temizlikçi kadınlar olsun ister aynı evde sürekli çalışan olsun hiç ev hizmetlisi hakkında İş Kanunu hükümleri uygulanmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4 üncü maddesine göre ev hizmetlileri ayda kaç gün çalışmış olursa olsun kapsamda olmadığından,

-Kıdem tazminatı

-İhbar tazminatı

-Yıllık izin ücreti

-Fazla mesai gibi haklar verilmez.


***BAKANLIĞIN GETİRMEK İSTEDİĞİ DÜZENLEME

***ÖNCE KAYIT SONRA HER GÜN SMS

Aile Bakanlığı’nın hazırladığı projeye göre, evinde ayda birkaç gün dahi olsa ev hizmetlisi çalıştıran herkes önce İŞKUR’a gidip kaydolacak, sonra ülkemizde var olan tüm ev hizmetlileri de İŞKUR’a gidip kaydolacak, sonra evinizde bir gün dahi olsa ev hizmetlisi çalıştırdıysanız, İŞKUR’a cep telefonu ile SMS atacaksınız “ben bugün filan TC kimlik numaralı falancayı evimde çalıştırdım” diyeceksiniz.

***PARAYI DA BANKAYA ÖDEYECEKSİNİZ

Ardından da bir gün çalıştırdığınız kadın için bankaya gidip, 100 lira gündelik, 10 lira sigorta primi ve 2,5 lira işlem ücreti olarak ödeme yapacaksınız. Ödediğiniz 10 lira SGK’nın kasasına gidecek, kadın adına yatan da bu parayı kadına verilecek PTTBANK kartı ile 90 lira olarak çekecek, kadının 10 lirasından yapılacak sosyal güvenlik kesintisi de SGK’ya gönderilecek.

***KART SATICILARI VE ANLAŞMALI MARKETLER YAŞADI

Bu işlemlerin olabilmesi için İŞKUR tüm kadınlara birer PTTBANK kartı çıkarttıracak ki sayıları bir milyon 300 bini geçen kadına göre kart üretim merkezleri iyi para kazanacak. Ardından, işverenin işlem ücreti olarak her gün için ödediği 2,5 liralar konusu var. Kadın hak ettiği parayı nakit çekmek yerine Aile Bakanlığı ile anlaşması olan bir markete gidip alışveriş yaparsa, 2,5 liralık daha harcama yapabilecek ki anlaşmalı marketler de yaşadı. Kadın alış veriş yapmaz da nakit çekerse 2,5 lira devlete kalacak.

***BU KADAR BÜROKRASİYE GEREK VAR MI?

Zaten şu andaki sisteme göre evinde ev hizmetlisi çalıştıran bürokratik işlemleri yaparsa günlüğü 11 liraya çalıştırdığı kadın için SGK’ya prim ödeyebiliyor. Yeni getirilecek düzenleme ise bürokrasiyi ortadan kaldırmıyor aksine arttırıyor. Kim gider İŞKUR’a kaydolur, kim gider gündelikçi kadın için devlete 112,5 lira para öder. Öte yandan, anlattığım sistem ile kadının sosyal güvenliği belki sağlanır ama kıdem tazminatı konusu gündeme gelmez.

***KUPONA GELİN KUPONA

Ülkemizde yaklaşık 1.3 milyon ev hizmetlisindeki kayıtdışılığı önlemek için Avrupa’daki banka kuponu formülü hem çalışanı hem de işverenlerini kayıt altına almaya çözüm olacaktır.

“Günlüğü 10 veya 11 lira olacak olan prim kuponlarını bankadan satın alıyorsunuz ve evinizde çalışana gün sonunda hem ücret hem de kuponu veriyorsunuz. Ev hizmetlisi de o fişleri toplayıp SGK’ya götürüp, hizmetlerine ekletiyor”. Sistem bu olmalı.


YASA ÖNERİM;

MADDE 1- 5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fırkasının (c) bendi kaldırılmış ve aynı Kanun’un 81. maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Ev hizmetlerinde gerek sürekli gerek süreksiz çalışanların, işverenleri asgari ücretin günlük tutarının yüzde 30’u oranında Sosyal Güvenlik ve yüzde 5 oranında kıdem tazminatı primi öderler. Primlerin ödenmesi Bankalar aracılığıyla Kurumca satılacak sosyal güvenlik günlük prim fişleri sağlanır. Sosyal Güvenlik fişlerinin şekli ve içeriği, verilme usulü ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Bu madde kapsamında ev hizmetlisi adına ödenen kıdem tazminatı primi ev hizmetlisinin emekliliği veya ödenen primlerin emekliliğine yetmemesi halinde 60 yaşında kendisine veya ölümü halinde mirasçılarına ödenir.”

 

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6486

Önce bilgi sonra muayene – 6 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 06 Kasım 2013 - 10:50

Türkiye’de sağlık hizmetleri hem kamu hem de özel sektör tarafından veriliyor. Ödemeler ise SGK tarafından yapılıyor. Kamu hastanelerini tercih ettiğinizde, eğer ilaç yazdırmadıysanız, cebinizden herhangi bir para çıkmıyor. Fakat özel hastaneleri tercih ederseniz, SGK paket fiyatlarının iki katına kadar ödeme yapmak durumunda kalabilirsiniz ki buna ilave ücret diyoruz.

Şok yaşamamak için…

Aslında ilave ücretlerde tavan SGK tarifesinin %90’ı kadardı. Geçtiğimiz ay Bakanlar Kurulu bu tavanı %200’e çıkardı. Yani bir özel hastane size verdiği hizmet için SGK’dan 100 lira alıyorsa, sizden de 200 lira isteyebilecek.

İşte bu düzenlemeden sonra özel hastaneler, kendi belirleyecekleri bir tarifeyle, %200’ü aşmamak şartıyla sizden daha yüksek ilave ücret talep edebilecekler. Bu konuda vatandaş olarak sürpriz yaşamamanız için, başvurduğunuz özel sağlık kurumundan önce ilave ücret oranlarını öğrenin. Yani toplamda cebinizden ne kadar para çıkacağını önceden bilin. Özellikle pahalı hizmetlerde, işlemler bittikten sonra yaşayacağınız kötü sürprizin geri dönüşü olmayabilir.

Emeklilikte yetki SGK’da

Soru: Sadettin Bey, ben 1993 yılında imam hatip olarak işe başladım.1999 yılında 3. derece vergi indiriminden yararlanmaya başladım. 2012 yılı Ocak ayında kurumum bana malulen emeklilik için rapor aldırdı. Raporu kurumuma verdim fakat emekli olamadım. Bu konuda bir usul hatası yapılmış olabilir mi sizce? Memurların malulen emeklilik süreci nasıl işliyor? Mehmet Y.

Cevap: Değerli okurum, kamu kurumları emeklilik konusunda sadece sevk makamıdır. Bir memurun emekliliğe hak kazanıp kazanmadığı ya da malulen emekli olup olamayacağı konusunda karar mercii SGK’dır. Sizin de malulen emeklilik talebiniz kurumunuz tarafından raporlarla birlikte SGK’ya iletilmiştir.

Ret cevabı almışsanız raporda belirtilen sağlık sorunlarınız malulen emeklilik açısından yetersiz görülmüş olabilir. Dilerseniz hakkınızda yapılan işlemler konusunda daha detaylı bilgi alabilmek için Bilgi Edinme Hakkı kapsamında SGK’ya dilekçe verebilirsiniz.

Kendi şirketinden sigortalı olunamaz

Soru: Sadettin Bey, şirketimiz yönetim kurulu üyelerinden birisi aynı şirkette 01/01/1987 tarihinde SSK’lı olarak işe başlamış. Kendisi hâlâ aynı görevi sürdürürken 25/10/2013 tarihinde SSK’dan emekliliğe hak kazandı. Kendisinin emekliliği için işten çıkışını yaptığımız aynı gün veya ertesi gün yine ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirkette SGDP’li olarak işe girişini yapabilir miyiz? Yani yine 4/a’lı olacak ama emeklilik primiyle devam edecek. Bu mümkün müdür? Ali Y.

Cevap: Değerli okurum, 1 Ekim 2008’de getirilen kural gereği, limited şirket ortakları veya anonim şirketin yönetim kurulu üyesi olan ortakları kendi şirketlerinden sigortalı olamıyorlar. Fakat bu tarihten önce başlamış sigortalılıklar kesinti oluncaya kadar devam edebiliyor. Bahsettiğiniz yönetim kurulu üyesinin emekli olması ve işten çıkışının yapılması sigortalılık açısından kesinti sayılır. Dolayısıyla bu kişiyi aynı şirketten SGDP’li çalışan olarak bildiremezsiniz. Eğer yönetim kurulu üyeliği devam ederse, emekli aylığından %15 oranında destek primi kesilecektir.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/once-bilgi-sonra-muayene-yazisi-850768

Emlak vergisinde yüzde yüz artış – 6 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 06 Kasım 2013 - 10:48

YENİDEN değerleme oranına göre 2014 yılında ödenecek ‘emlak vergisindeki artış oranı’ çok kişi için sürpriz olacak.

2013’de yüzde 7.8 artan emlak vergisi, 2014’de yüzde 50, 100 hatta yüzde 300-400 artabilir.

EKİM 2013 enflasyon oranlarının açıklanması ile birlikte, 2014 yılı “yeniden değerleme oranı” ve buna göre hesaplanan “vergi, harç ve ceza artışları” da belli oldu.
Buna göre, 2014 yılında;
-Pasaport, ehliyet, yargı, vergi yargısı, tapu ve kadastro, diploma, konsolos, vize, işyeri açma gemi ve liman, ruhsatname, trafik ve noter harçları ile damga vergisi,
-Fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, irsaliye ve yazar kasa fişi kesmeyenlere uygulanacak özel usulsüzlük cezaları,
-Trafik para cezaları ile yasaklanan yerlerde sigara içenlere uygulanacak idari para cezaları ve diğer idari para cezaları
yüzde 3.93 oranında artacak.

YÜZDE 400 ARTABİLİR

2014 yılında ödenecek “emlak vergisindeki artış oranı”, çok kişi için sürpriz olacak. Bazıları için de “şok etkisi” yaratabilir.
Son iki yıldır “yeniden değerleme oranına göre” (2013’de yüzde 7.8, 2012’de 10.26 oranında) artan “emlak vergisi”, 2014’de, yüzde 50, 100 hatta yüzde 300-400 artabilir.
Sadece emlak vergisi değil, emlak vergisinin yüzde 10’u oranında ödenen “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı” da, yüzde 50,100 ya da yüzde 300-400 oranında artabilir.

YÜKSEK ARTIŞIN NEDENİ

1) Emlak Vergisi her yıl, “yeniden değerleme oranın yarısı” kadar artıyor. Bakanlar Kurulu bu artışı “yeniden değerleme oranı kadar” belirlemeye yetkili (Bakanlar Kurulu 2012 ve 2013’de bu yetkisini kullandı). Dört yılda bir de emlak vergisi değeri yeniden belirleniyor.
2) 2014 yılı için arsaların emlak vergisi değeri illerdeki cadde ve sokaklar için takdir komisyonla-rınca, ayrı ayrı yeniden belirlendi. Buradaki artış oranı, bazı il ve ilçelerde yüzde 40-50, bazılarında da 50-100 hatta yüzde 200-500 oldu. Geçmiş yıllarda yüzde 5.000-10.000 artış yapan belediyeler dahi olmuştu. (Artış, bir komisyonca yapılıyor ama belediyeler bu komisyonda etkili)
3) 2014 yılı arsa değerlerinin, örneğin İstanbul’da yüzde100-200, hatta yüzde 400-500 arttığı belediyeler de oldu.
4) İlk bakışta, “Efendim, arttı ise arsaların değeri arttı, evlerle ne ilgisi var?” diye düşünenler olabilir. Oysa ilgisi var. Ev, daire, dükkan, mağaza vs.nin değeri tespit edilirken; bina maliyet bedeline, “arsa payının değeri de” ekleniyor. Örneğin 600 m2 arsası olan bina da 120’şer m2 ‘lik altı daire varsa, her birinin 120 m2’lik bina değerine, 600/6 = 100 m2’lik arsa değeri de ekleniyor.
Arsa büyük, daire sayısı az semt de değerli oldukça, arsa payından kaynaklanan emlak vergisi de artıyor.Duruma göre, binanın değeri toplamda yüzde 50-100 veya daha fazla artıyor. Yeni inşa edilen binaların ise emlak vergisi, binde 6 (ya da 3) oranında hesaplanan arsa payı vergisinden düşük olamıyor.
Büyükşehirlerde, emlak vergisi yönünden arka arkaya şoklar yaşanacak.
Özellikle yeni büyükşehir olan illerde ve mevcut büyükşehir belediyelerine bağlı ilçelerde, kelimenin tam anlamıyla “emlak vergisi şoku” yaşanacak. Nedenine gelince;
1) Emlak Vergisine Esas Değerlerde Yüzde 50-100 Artış,
Yüzde 50-100 dedik ama bazılarında daha fazla oranda artacak. Buna bağlı olarak da ödenecek vergi tutarı artacak.
2) Emlak Vergisi Oranlarında Yüzde 100 Artış:
a) Yeni büyükşehir belediyesi olan (Aydın, Denizli, Şanlıurfa, Muğla, Balıkesir, Tekirdağ, Van, Manisa, Hatay, K.Maraş, Malatya ve Mardin gibi illerde) ve il mülki sınırları içinde olan yerlerde (örneğin Muğla Marmaris ve Datça’da, Aydın Söke, Koçarlı ve Didim’de, Balıkesir Ayvalık, Susurluk ve Burhaniye’de) 2015 yılından itibaren emlak vergisi oranı  “yüzde 100 artırımlı” uygulanacak.
b) Daha önce büyükşehir belediyesi olan illerin, il mülki sınırlarındaki yerlerde örneğin
Antalya’nın Alanya ve Manavgat İlçelerinde, Ankara Koçhisar ve Balâ’daki gayrimenkullerde, emlak vergisi oranı “ilk mahalli idareler genel seçiminde” yani 30 Mart 2014’de yürürlüğe girecek ve 2005 yılından itibaren uygulanacak şekilde, yüzde 100 artırımlı oran üzerinden emlak vergisi alınacak. (Bkz. 6360 sayılı Kanun Md.36/a)
Örneğin konutlarda binde 1 olan oran, binde 2; işyerlerinde binde 2 olan oran binde 4; arsalarda binde 3 olan oran da binde 6 olarak uygulanacak. Özet olarak, 58 milyon vatandaşın yaşadığı bölgede, emlak vergisi oranı yüzde 100 artırımlı uygulanacak. Yeni büyükşehir olan iller ve ilçeleri ile mevcut büyükşehirlerin ilçelerinde hem 2014, hem 2015’de “çifte kavrulmuş” olarak, 2014 ve 2015 yıllarında yüzde 100 civarında emlak vergisi artışı var!

MTV ve diğerleri

Yaklaşık 18 milyon mükellefi ilgilendiren 2014 yılı “Motorlu Taşıtlar Vergisi” artışı, 3.93 oranında ya da Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği oranda belirlenecek. Bakanlar Kurulu, yeniden değerleme oranı olan yüzde 3.93’ün yüzde 50 fazlasını geçmemek veya yüzde 20 ‘sinden az olmamak üzere, yeni oranlar belirleyebiliyor (Bkz. MTV  Kanunu, Md.10/f-2/b).

Emekli, işsiz ve ev kadınına emlak vergisi yok

2014 yılında;
– Türkiye sınırları içinde, brüt alanı 200 m2’yi aşmayan bir evi olan,
– 2013 yılında elde ettiği faiz, repo vb. menkul sermaye iradı geliri 26 bin TL’yi aşmayan,
emekliler, işsizler ve ev hanımları, emlak vergisi ödemeyecekler.
Engellilerin, başka gelirleri olsa bile, 200 m2’yi aşmayan bir evleri için (ayrıca 10 dükkanları olsa bile) emlak vergisi ödemeyecekler.

Trafik kazalarında hastane masraflarını kim öder? – 5 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 05 Kasım 2013 - 12:08

25.02.2011 tarihli ve 27857 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 59’uncu maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun yeniden düzenlenen 98’inci maddesinde ve 2012/5 sayılı SGK Genelgesi gereği; “Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.” ifadesine yer verilmiş, yine aynı Kanunun Geçici 1’inci maddesinde; “Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedelleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

NE ZAMAN EMEKLİ OLABİLİRİM?

>Temel İ.
25.05.1966 doğumluyum. İlk işe giriş tarihim 03.01.1988. 1986/1987 yıllarında 18 ay askerlik yaptım. Askerlik borçlanması yaparsam, ne zaman emekli olabilirim? İlginize şimdiden teşekkür ederim.
CEVAP: Verdiğiniz bilgilere göre; 25 yıl, 50 yaş ve 5.375 günle emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz 03.01.1988 tarihinden önce olduğu için, 14 ayını borçlanırsanız, giriş tarihiniz 03.11.1986 olur ve 49 yaşınız dolduğu 25.05.2015 tarihinde, 5.375 günle emeklilik müracaatı yapabilirsiniz.

Abidin A.
05.03.1972 doğumluyum. İlk işe giriş tarihim 27.08.1986 ve 13.04.1996 tarihinden beri sigortam yatıyor. Çalıştığım iş yerinde kendim işi bırakırsam tazminatımı alabilir miyim? 4/a ve 4/b emeklilikte ne anlama geliyor? Askerliğimi 1992/1993 yıllarında 18 ay yaptım. Ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 27.08.1986 tarihli Sigorta girişiniz ve 5.782 gününüz var. 25 yıl, 49 yaş ve 5.300 günle emekli olabilirsiniz. 25 yılınız ve gününüz dolmuş. 49 yaşınızın dolduğu 05.03.2021 tarihinde emeklilik müracaatı yapabilirsiniz.
İş yerinden kendiniz ayrılırsanız veya istifa ederseniz, tazminat alamazsınız. Ancak 15 yıl ve 3.600 gününüz mevcut olduğu için, ilgili SGK İl/Merkez Müdürlüğü’nden alacağınız “Tazminat Alabilir Yazısı”nı işvereninize vererek tazminatınızı alarak ayrılabilirsiniz.
4/a Sigorta, 4/b BAĞ-KUR mevzuatına göre prim ödenmesi ve emeklilik işlemi yapılması demektir.

Havva Y.
10.12.1961 doğumluyum. 01.01.1995 tarihli Sigorta girişim ve 3.146 günüm var, çalışmıyorum. Kalan günlerimi nasıl tamamlayabilirim, ne zaman emekli olabilirim?
CEVAP: 01.01.1995 tarihli Sigorta girişiniz ve 3.146 gününüz var. 16 ay BAĞ-KUR’a isteğe bağlı prim öderseniz, 58 yaşınızın dolduğu 10.12.2019 tarihinde, 3.600 günle Sigorta’dan yaştan emekli olabilirsiniz. 16 ay BAĞ-KUR ödemeniz, Sigorta’dan emekli olmanıza engel olmaz. Bir ay isteğe bağlı 326,88 TL’dir. Toptan ödeme yoktur.

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/lutfi-koksal/576595.aspx

SGK tuzak kurar biz bozarız – 5 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 05 Kasım 2013 - 12:07

Çalıştıkça emekli aylıkları düşüyor, biz de SGK’nın kurduğu bu tuzaktan çalışanları kurtarmak için Kod-7 ile puantajla çalışın günlük kazancı yüksek tutup, emekli aylığındaki düşüşü engelleyin demiştik. SGK bu önerimizin gücünü kırmak için yeni genelge çıkardı…

1.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun gereğince özellikle aylık brüt ücreti 2500 liradan, (günlük 80 liradan) az kazancı olanların ilerde alacakları emekli aylıkları her prim ödenen ay başına 3’er lira düşüyor. Çoğu zaman yeni emekli olanlardan şunu duyarsınız, “Benim 8000 günüm var 680 lira aylık bağlandı, arkadaşımın 4000 günü vardı 1100 lira aylık bağlandı.”. İşte bunun sebebi de çalıştıkça-prim ödedikçe ilerde alınacak emekli aylığının düşmesidir.

***SGK’NIN TUZAĞINI BOZMUŞTUK

Bizde bu köşeden defalarca, SGK’nın bilgisayarı emekli aylığı hesaplarken önce bir günlük kazancı bulur sonra bunu 30 ile çarparak aylık ortalama kazancı bulur, bu sebeple kazancı artıramıyorsanız günü düşürün demiştik. Mesela ayda 1100 lira kazancı 30 gün yerine 5 gün bildirin ki emekli aylığı düşmesin artsın demiştik. Bu arada 30 günden eksik kalan süreleriniz için zorunlu genel sağlık sigortası primi borcu çıkmasın diye de eksik günü kod-7 Paunatj kaydı ile bildirmenizi salık vermiştik.

***SGK KOD-7 OLANLARA YENİ KAZIK SUNDU

5510 sayılı Kanun gereğince, ayda 30 günden eksik prim ödenen işçiler ilerde prim ödeme gününe ihtiyaç duyarlarsa tıpkı askerlik borçlanması gibi 30 günden eksik olan aylarını 30’a tamamlama hakkı vardır. SGK 2011/36 sayılı genelgesi ile 2011 yılında ayda 30 günden eksik gün bildirilen tüm çalışanların bu hakkını teslim etmişken, şimdi bozduğumuz tuzaklarına yeni bir tuzak ekledi ve 2013/11 sayılı genelgesi ile Kod-7 Puantaj ile ayda 30 günden eksik bildirilenlerin 30 günden eksik günlerini tamamlama haklarını YASADIŞI bir şekilde ellerinden aldı.

***GENELGELER NE DİYOR?

2011/36 genelge;

25.02.2011 tarihinden itibaren kamu ve özel sektörde çalışanlar ile ev hizmetlerinde 30 günden az çalışanlardan aylık prim ve hizmet belgesi ile bildirilen eksik gün nedeni 06 (Kısmi istihdam), 07 (Puantaj kayıtları) ve 17 (Ev hizmetlerinde 30 günden az çalışma) olan sigortalılar ay içinde zorunlu sigortalılık dışındaki sürelerini borçlanabileceklerdir.


2013/11 genelge;

25/2/2011 tarihinden itibaren kamu ve özel sektörde çalışanlar ile ev hizmetlerinde 30 günden az çalışanlardan aylık prim ve hizmet belgesi ile bildirilen eksik gün nedeni (06) (Kısmi istihdam) ve (17) (Ev hizmetlerinde 30 günden az çalışma) olan sigortalılar ay içinde zorunlu sigortalılık dışındaki sürelerini borçlanabileceklerdir.

Kadınlar-Erkekler

İlişkiler-Çelişkiler

Cumartesi akşamı kendi deyimleri ile kıç kadar yeri olan Mecidiyeköy’deki Oda Tiyatrosu’na bir arkaşımla gittim. Yaşlanmış bir “Cem Yılmaz” vari, Kaan ERKAM ve oğlu vardı oyunda, oğluna kadınları anlatıyor ve tecrübelerini konuşturuyor. Kadınları çözmüş, ilişkilerde profesör mertebesine ulaşmış biri vardı karşımda gerçi beni pek sevmedi ama oyunu harikaydı. Tavsiye ederim, özellikle erkekler mutlaka gidin de “Kadınlar-Erkekler, İlişkiler-Çelişkiler”i anlamaya çalışın. Epey sayıda kadın tanımış biri olarak çoğu aktarımının ve görüşünün altına imzamı atarım

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6484

Ekim enflasyonu – 5 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 05 Kasım 2013 - 12:05

Döviz piyasası haftaya zaten gergin başlamıştı. Enflasyon beklentilerin epey üzerinde gelince dolar 2.02 TL’yi aştı. Döviz sepeti 2.38 TL’ye ulaştı. Ama devamı gelmedi. Gösterge tahvil faizi ise yüzde 8,2’nin altında kaldı. Yeni normal için olağan sayılır.

IMF her yıl Jacques Polak adına bir konferans düzenler. Bu yılın şeref konuğu Stanley Fischer; “Krizler: Dün ve Bugün” teması işleniyor. Robert Mundell Lecture Krugman tarafından veriliyor: “Kur Rejimleri, Sermaye Akımları ve Krizler”. İndirdim, okuyacağım.

Gıda fiyatları şaşırtıyor

Ekimde tüketici fiyatları yüzde 1,8 arttı. Beklenenden yarım puan yüksektir. Geçen yılın 0.2 puan altındadır. Bu sayede yıllık enflasyon yüzde 7,7’ye geriledi. İlk on aylık fiyat artışı ise yüzde 6,9’a ulaştı.

Halbuki geçen hafta yayınlanan Enflasyon Raporu yıl sonu için yüzde 6,8 öngörmüştü. Tutması için önümüzdeki iki ayda fiyatların yüzde 0,1 düşmesi gerekiyor. Hemen olmaz demeyin. 2010’un son iki ayında fiyatlar yüzde 0,3 gerilemişti.

Sürprizin nedeni gene gıda fiyatlarıdır. Ekimde yüzde 4,2 artış var. Ekim için 2010 hariç son on yılın en yüksek gıda enflasyonudur. 2010’da kasım ve aralıkta gıda fiyatlarında sert düşüşler gerçekleşti. Bakalım 2013’te tekrarlanacak mı?

Döviz kuru etkisi

Kurun yükselmesi ithal malları fiyatlarına yansıyor. Kaçınılmazdır. Üç aydır döviz sepetinin yıllık değer kaybı yüzde 14 civarında seyrediyor. Doğal olarak yıllık çekirdek enflasyon (ÖKTG-I) yüzde 7,5’a tırmandı.

Buna karşılık yakından izlediğim kiralar ve berber fiyatları az da olsa geriledi. İkisinin de aylık ve yıllık enflasyonu eylülün altında çıktı. Kurun yükselmesinin fiyatlama davranışlarını etkilemediğine işaret ediyor.

Normaldir. Büyümede yüzde 4 bile hayal duruyor. Bütçe disiplini sürüyor. Dünyada hammadde fiyatları gevşiyor. Euro bölgesinde deflasyon konuşuluyor. Bu koşullarda kur tırmansa da enflasyon bir yere gidemez. Benden söylemesi…

Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/ekim-enflasyonu/581229/4/yazarlar

Çalışan kadının hayatı değişiyor! – 5 Kasım 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 30)
Paylaş
Tarih : 05 Kasım 2013 - 12:04

–  Çalışma hayatına yeni giren kadınların yüzde 86-88’i anne olduktan sonra da çalışmaya devam etmek istiyor.
–  Çalışan kadınların yüzde 36,4’ü iş ve aile yaşamı arasında çatışma yaşıyor.
–  Çalışan kadınların yüzde 21’i ev işleri ve çocuk bakımı tüm zamanlarını aldığı için işten ayrılıyor.
–  Anne olduktan sonra işten ayrılanların gerekçeleri: yüzde 32’si çocuğa bakacak kimse olmadığı için, yüzde 10,5’i çocuk bakım masrafları yüksek olduğu için.
–  Çalışma hayatından ayrılan kadınların yüzde 32,2’si esnek çalışma, çocuk bakımı desteği, izinlerin artması, ev işlerinde yardımcı olunması durumlarında çalışmaya devam edebileceğini ifade ediyor.
–  Yoğun çalışma hayatı nedeniyle evlenmekte/anne olmakta geciken kadın oranı yüzde 19,7, ailesi ile yeteri kadar ilgilenemeyen kadın oranı yüzde 28,4 (Toplam: yüzde 48,1).
Bu tespitler geçtiğimiz hafta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’la, İstanbul’da bir araya geldiğimiz yemekli toplantıda yapılan sunumdan alındı. Toplantıda ağırlıklı olarak, son günlerde artık can sıkacak kadar çok dile getirilen “yaşlanan nüfus” konusu ele alındı. Özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, kamuoyunda “kadınları eve hapsedecekler” şeklinde karalama kampanyalarından rahatsız olduklarını, muhafazakâr bir parti olarak amaçlarının kadını iş yaşamından uzaklaştırmak değil, tam tersine kadın istihdamını artırmak olduğunu, bu amaçla pakette önemli düzenlemelere yer verdiklerini söyledi.
Gerçekten de Türkiye’ye ilişkin nüfus tahminleri, önümüzdeki yıllarda nüfusun ilk önce artacağını daha sonra azalma trendine geçeceğini söylüyor. İşte bu nedenle, Hükümet, ekonomik büyümenin yeterli nüfus olmadan sağlanamayacağı düşüncesiyle, bugünlerde konuşulan kadın istihdam paketi ve gelecekte açıklayacağı diğer tedbirlerle soruna çare aramaya çalışıyor.

Pakette neler var?
Hazırlanan paketin genel olarak politika alanları şu şekilde sıralanıyor:
–  Doğuma bağlı izinlerin işverenleri kadın istihdam kararından caydırmayacak şekilde artırılması
–  Doğum sonrası yarı zamanlı çalışma modelinin geliştirilmesi
–  Esnek çalışma imkânlarının geliştirilmesi
–  Gençlerde evliliğin desteklenmesi
–  Kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması
–  Aile ve çocuk dostu sosyal ve kültürel ortamın geliştirilmesi
–  Aile refahının korunması
–  Aile ve iş yaşamının uyumunun artırılması

Kreş kurana teşvik yolda

Kreş konusunda işverenlere yeni teşvikler getirilmesi de gündemde. Herhangi bir zorunlu uygulama olmadan, kreş kuran işverenlere önemli avantajlar sağlanacak. Ayrıca bu teşvikler işyerinde çalışan işçi sayısı dikkate alınmadan  verilecek.
Aslında kadın istihdamı konusunda en hassas konu bu kreş ve bakım meselesi. Bugün gelişmiş ülkelerde kadının istihdamda daha fazla yer almasının temelinde bu konu yatar. Biz de kadını daha aktif, üreten hale getirmek istiyorsak asıl bu konuya önem vermeliyiz. Her mahalleye bir kreş kurulması gibi bir tedbir gelecekse, bu paketin kendisi olur.

Son gelişmeler hükümetin yeni istihdam paketi konusunda oldukça ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu noktada ortaya çıkan paradoksal durum, artan nüfusun iyi sağlık ve eğitim imkânları alıp alamayacağı ile alakalı. Toplantıda bu konudaki çekinceler de dile getirildi. Gerçekten de nüfus artışı tek başına düşünüldüğünde bir şey ifade etmeyebilir. Ancak refah şartları içerisinde, sağlıklı ve eğitimli bir nüfus yapısı elbette ekonomik büyüme için belki de en vazgeçilmez olanıdır. Dolayısıyla nüfus artışı konusunun bu yönüyle ele alınmasında son derece fayda bulunmaktadır.

Okul yaşı sınırı
Diğer yandan, özellikle kadın istihdamının “esneklik” konusuyla ilişkilendirilmesi beraberinde son derece önemli problemleri getirebilir. Mevcut koşullarda bile kadının iş yaşamında ayrımcılık gördüğü bir iş yaşamında, bir de bunun üzerine işverenleri mecbur tutarak halen tam gün esasına göre çalışan kadınlar için part-time çalıştırmaları yaygınlaştırmak olumsuz neticeler doğuracaktır. Burada hassas olan konu, esnekliğin kadınlara tanınacak bir güvence ile mi sağlanacağı ayrıca işverenler için ek bir maliyet çıkıp çıkmayacağıdır.
Bu endişelerimiz karşısında Bakan Fatma Şahin, esnek çalışma konusunda, doğum yapan kadınların part-time çalışmasının çocuk okul yaşına kadar devam edebileceğini, sadece kadın çalışanın değil, eşinin de bu imkândan yararlanabileceğini ifade etti. Ayrıca, yapılacak yasal düzenlemelerle, doğum sonrası part-time çalışmayı tercih eden kadınların işten çıkarılmalarının zorlaştırılacağını da belirtti.

Kaynak: http://ekonomi.milliyet.com.tr/calisan-kadinin-hayati-degisiyor-/ekonomi/ydetay/1787175/default.htm

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI