2013’te Gayrimenkul alan ve satanlar aman dikkat – 26 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 26 Aralık 2013 - 12:30

2013 yılı içinde ev, büro, dükkân, arsa ya da arazi alan veya satanlar; aman dikkat!
Aldığınız gayrimenkulle ilgili bazı yükümlülükleriniz var.
Onları sakın atlamayın.

GAYRİMENKUL ALANLAR

1. Emlak Vergisi Bildirimi:
2013 yılı içinde alınan gayrimenkuller için, 31 Aralık 2013 tarihine kadar, ilgili belediyeye “emlak vergisi bildirimi” verilmesi gerekiyor.
2013’ün son üç ayı içinde yani Ekim, Kasım veya Aralık ayı içinde satın alınan gayrimenkuller için “satın alma tarihinden itibaren üç ay içinde” örneğin 15 Kasım 2013’de alanın, 15 Şubat 2014 tarihine kadar ilgili belediyeye “emlak vergisi bildirimi” vermesi gerekiyor.
“Eyvah 2013’ün emlak vergisini unuttum” demeyin. 2013 vergisinin tamamını, size gayrimenkulü satanın ödemesi gerekiyor.
2. Emekli, İşsiz, Ev Hanımı ve Engelliler:
2013 yılında brüt alanı 200 m2’yi aşmayan bir konut alan ve başka bir konutu bulunmayan; emekli, işsiz, ev hanımı ve engellilerin, ilgili belediyeye başvurarak, durumlarını belirten bir formu düzenleyip vermeleri gerekiyor.
Bu formu vermelerine bağlı olarak, 2014 yılında söz konusu konut için emlak vergisi ödemeyecekler.

GAYRİMENKUL SATANLAR

1. Emlak Vergisi Yönünden:
2013 yılında gayrimenkul satanların, ilgili belediyeye bu durumu bir dilekçe ile bildirmelerinde yarar var. Böylelikle, sattıkları gayrimenkul nedeniyle izleyen yıllarda emlak vergisine muhatap olma ihtimali ortadan kalkar.
2. Gelir Vergisi Yönünden:
a) Değer Artışı Kazancı:
2013 yılında satılan gayrimenkul, iktisap (edinme) tarihinden itibaren 5 yıl içinde elden çıkartılmışsa, bundan doğan kazanç 1-25 Mart 2014’de yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilecek (GVK Mük. Md.80/6).
b) Ticari Kazanç:
Gayrimenkul alım-satım işleriyle “devamlı olarak” uğraşılması, “ticari kazanç” olarak nitelendirilmektedir. Maliye, yıl içinde birden fazla ya da arka arkaya iki yılda en az birer gayrimenkul satılmasını “devamlılık” olarak nitelendiriyor (GVK. Md.37/4).
Aynı şekilde, arsasını kat karşılığı müteahhide verenlerin, edindikleri gayrimenkulü elden çıkartmalarında da duruma göre yukarıdaki (a) veya (b) bentlerinden biri uygulanıyor.
Hemen belirtelim, ivazsız (yani miras veya bağış) yolu ile edinilen gayrimenkullerin elden çıkartılmasında, 5 yıllık süre dolmasa bile, “değer artışı kazancı” söz konusu olmuyor (GVK Mük.Md.80/6 parantez içi hüküm. Ayrıca Bkz. 25 Mart 2011 tarih ve GVK-76/2011-2 sayılı Gelir Vergisi Sirküleri, www.yaklasim.com).
3. Kurumlar Vergisi ve KDV Yönünden:
a) Kurumlar Vergisi:
Gayrimenkul ticareti ve kiralamasıyla uğraşanların dışında kalan kurumlar (örneğin anonim veya limited şirketler), en az iki yıl süreyle aktiflerinde yer alan gayrimenkulleri elden çıkardıklarında, bundan doğan kazancın yüzde 75’lik kısmı Kurumlar Vergisi’nden istisna tutuluyor (Ayrıntı için Bkz. KVK Md.5/e).
b) KDV:
Gayrimenkul ticaretiyle uğraşanların dışında kalan kurumların, “en az iki tam yıl” süreyle aktifinde kayıtlı gayrimenkulleri elden çıkarmaları, KDV’den istisna (KDV Kanunu
Md.17/4-r).

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25444062.asp

Evlilik konsoloslukta tanıtın–Hasta olan rapor almalı–Ev hizmetlisinin vergisi olmaz – 25 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 25 Aralık 2013 - 10:37

Yabancı bir ülkede yapılmış evliliğin Türk Hukuku için de geçerli olabilmesi için evlendiğiniz ülkedeki Türk Konsolosluğuna başvurup, nüfus kayıtlarına evliliği işletmeniz gerekir… Bu işlemden sonra vefat eden Türk eşinizden dul aylığı alacaksınız…

Ali bey, ben Romanya vatandaşıyım. 2006 yılında bir Türk ile Romanya’da evlendim ve eşim 2008 yılında vefat etti. Eşimin SSK’sına baktırdım 4900 günü var. Şimdi SGK bana dul aylığı bağlar mı? Bu arada eşim Türkiye’de evli görünmüyor.

Sayın okurum, evet 2006 yılında bir Türk ile Romanya Hukuku çerçevesinde evlenmişsiniz ama bu evliliği sadece Romanya biliyor. Türk mercilerinin de evliliği bilmesi için Medeni Kanun gereğince tanınması gerekir. Tanıtmak için elinizdeki evlenme belgeleri ile Romanya’da Türk Konsolosluğuna başvurun ve evlenmeyi Türk nüfusuna kaydettirin.

***EVLENMEYİ İŞLETİNCE DUL AYLIĞINIZ OLACAK

Evliliğiniz Türk nüfus kayıtlarına işlenince, eşiniz 2008’de vefat ettiğinden SGK size dul aylığı bağlayacak. Zira, gerek 506 ve gerekse 5510 sayılı Kanunlar gereğince hangi ülke uyruğunda olursanız olun size dul aylığı verilir, yabancı ülke vatandaşı olmanız SSK ve Bağ-Kur için önemli değildir. Sadece, eşiniz 5434 sayılı Kanun’a tabi olsaydı o zaman mütekabiliyet uygulaması devreye girecekti. Romanya, Türk eşlere dul aylığı veriyorsa o zaman Türkiye size dul aylığı verecekti ama eşiniz SSK’lı olduğu için dul aylığı sizin hakkınız.

***5 YILLIK BİRİKMİŞ DUL AYLIĞI ALACAKSINIZ

Evlilik nüfusa kayıt olduktan sonra eşinizden geriye doğru 5 yıllık birikmiş dul aylığı bağlanacak. Eşinizin hizmet dökümüne baktım, size aylık 900 lira dul aylığı verecekler ve 5 yıllık birikmiş para ile toplamda 45 bin liraya yakında birikmişiniz olacak.

Hasta olan rapor almalı

Hasta olduğum için bugün işe gitmedim ve yöneticime durumu bildirdim. Acaba ücretim kesilir mi? İşe gidince geçmiş gün için mazeret izni doldurabilir miyim? İşe başlayalı 4 ay olduğu için bu konuları daha yeni yeni araştırıyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. İsmi Saklı

Sayın okurum, işçi çalıştığı günler için ücret alır, çalışmadığı günler için alamaz. Daha doğrusu işveren çalışmadığınız günler için ücret vermek zorunda değildir, dilerse verir, dilemezse vermez. Bu arada hasta olduğunuzu siz ifade ediyorsunuz, hasta olduğunuz ve evde dinlenmeniz gerektiğini hekim karar verir. Bu sebeple, SGK ile sözleşmeli hastaneye-doktora gidin ve ordan alacağınız raporu işverene verin. SGK, raporların ilk iki günü için para vermez, 2 günden sonraki günler için ücretinizi SGK öder.


Ev hizmetlisinin vergisi olmaz

Ali bey, evime dün iki vergi memuru gelmişler ve evimde çocuğuma yardım amacıyla bakan kadınla ilgili inceleme yapacaklarmış. Bu konuda bilgi verir misiniz? İsmi Saklı

Sayın okurum, ev hizmetliniz varsa ve O’na ücret ödüyorsanız sosyal güvenliğiniz sağlamak zorundasınız ama ev hizmetlilerinin sosyal güvenliği zorunlu olmakla birlikte, gelir vergisinden muaftırlar. Bu sebeple vergi dairesi ile işiniz yok ama SGK ile var.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6559

Meslek odalarında genel kurul – 25 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 25 Aralık 2013 - 10:35

5362 sayılı yasa ile kurulmuş esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşlarının, dört yılda bir yapmaları gereken olağan genel kurullarının, önümüzdeki yılın ilk üç ayında yapılması gerekmektedir. Başka bir anlatımla meslek odaları 2014 yılının Ocak, Şubat ve Mart ayları içinde olağan genel kurullarını yapmak zorundadırlar.

Genel kurul toplantısını zamanında yapmayan esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşlarının genel kurul işlemleri; bağlı olduğu birlik tarafından yapılır. (Md.42)

İthafta bulunduğumuz aynı maddenin devamında; “Genel kurul toplantılarının yeri, tarihi, saati ve gündemi toplantıdan en az on beş gün önce ilgili esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşunun Bakanlık e-esnaf ve sanatkâr veri tabanındaki sayfasında yayınlanır. Ayrıca, oda ve birliklerce mahalli olarak günlük veya haftalık yayınlanan bir gazetede, gazete çıkmayan yerlerde ise teamüle göre ilan olunur.“ denmektedir.

Yine aynı maddenin devamında; “Genel kurula sunulacak raporlar toplantıdan on beş gün önce ilgili esnaf ve sanatkâr meslek kuruluşunun Bakanlık e-esnaf ve sanatkâr (ESBİS) veri tabanındaki sayfasından üyelerinin bilgilerine sunulur ve kuruluşun merkezinde ayrıca incelemeye açık tutulur.” denmektedir. Ancak ESBİS siteminden yapılan açıklamaya göre; hazirun cetvellerinin alınabilmesi için genel kuruldan en az yirmi gün önce tüm raporların yüklenmesi ve ardından Bakanlığın onay vermesi gerektiği duyurulmuştur. Yirmi günlük süre, ilçe seçim kuruluna müracaat edilecek süreyi belirlemektedir. Bu nedenle raporların ve hazirun cetvellerinin yirmi günden daha fazla bir süre içinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Aksi halde genel kurul için yapılmış tüm çabalar boşa gideceği gibi yeni külfetler ve sıkıntılar çıkaracaktır.

Genel kurul toplantısının yapılacağına dair bir üst kuruluş yazılı olarak on beş gün önce haberdar edilir. Başka bir anlatımla, oda genel kurul toplantısını bağlı olduğu birliğe on beş gün önce yazılı olarak bildirir.

Kanunun; “Genel kurul toplantıları ve çoğunluk” başlıklı 45’inci maddesinde; “Esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşlarının genel kurul toplantılarının açılabilmesi için genel kurul üyelerinin yarıdan fazlasının toplantıya iştirak etmesi şarttır.

Birinci toplantıda çoğunluk sağlanamadığı takdirde genel kurul toplantısı bir ayı geçmemek üzere ertelenir. İki toplantı arasındaki süre odalarda beş, diğerlerinde iki günden az olamaz. Bu durum iki genel kurul üyesi ve Bakanlık temsilcisi veya hükümet komiseri tarafından düzenlenecek bir tutanakla tespit olunur.

İlk toplantı ilanında ikinci toplantının yeri, tarih ve saati belirtilmiş ise yeniden ilan yapılmaz. İkinci toplantıya katılanların sayısı odalarda, yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin toplamının beş katından az olamaz. Diğer esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşlarında bu maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.

Genel kurul toplantılarında kararlar toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu ile alınır. Ancak, fesih konusunda karar alınabilmesi için genel kurul üyelerinin üçte ikisinin, ana sözleşme değişikliği için ise genel kurul üyelerinin yarısından fazlasının kararı zorunludur.” denmektedir.

Kaynak: http://www.gazeteyenigun.com.tr/koseyazilari/28213/meslek-odalarinda-genel-kurul

İş güvenliğinde teşvik başlıyor – 25 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 25 Aralık 2013 - 10:34

Birkaç gün sonra yeni bir yıla girerken, iş sağlığı ve güvenliği konusunda da yeni bir döneme adım atmış olacağız. Tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinin tamamı 1 Ocak 2014 itibariyle iş sağlığı ve güvenliği personeli çalıştırmaya başlayacak. Bu yılın başında 50 ve üzeri işçi çalıştıran işyerleri kapsama alınmıştı. Yeni yılla birlikte 50 sınırı kalkmış olacak ve bir kişi bile çalıştıran tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve yardımcı sağlık personeli çalıştırmaya başlayacak.

Az tehlikeli ve kamu 2016’da

1 Ocak 2014’ten sonra az tehlikeli özel işyerleri ile kamu kurumlarının muafiyeti devam ediyor. Bunlar da 2016/Temmuz itibariyle kapsama girmiş olacaklar. Kapsama giren işyerleri iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve yardımcı sağlık personeli ile kısmi süreli sözleşme imzalayabileceği gibi bu hizmetleri bir ortak sağlık güvenlik biriminden de alabilecekler.

Çalışan başı 14-16 lira destek

Özellikle küçük işyerleri için iş sağlığı ve güvenliği personeli istihdam etmek ilave bir maliyet getirecek. İşte bu maliyet göz önünde bulundurularak, 10’dan az işçisi olan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerine devlet tarafından çalışan başına destek sağlanacak. Bu destek tehlikeli işyerinde çalışan başına 14,2 lira, çok tehlikeli işyerinde yine çalışan başına 16,3 lira olacak. İşveren önce ortak sağlık güvenlik birimine ödemeyi yapacak. Üçer aylık dönemler halinde de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan çalışan sayısına ve tehlike sınıfına göre hak ettiği destek ödemesini alacak.

Örnek: 8 işçinin çalıştığı bir döküm atölyesi iş sağlığı ve güvenliği açısından çok tehlikeli kapsamda yer alıyor. Bu işyerinin sahibi, bugünkü asgari ücretle devletten her ay için 130,64 lira destek alacak. Eğer işyerinde çalışan sayısı 10 ve üzerine çıkarsa, işyeri destek alamayacak.

Örnek: 5 işçinin çalıştığı hamam işyeri tehlikeli kapsamda yer alıyor. 2014/Ocak itibariyle bu hamamın sahibi, her ay için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan 71 lira destek alacak.

Kayıt dışına destek yok

İşyerinde eğer alt işverenlik yani taşeronluk uygulaması varsa, işçi sayısında toplam sayı esas alınacak. Eğer işverenin işyerinde sigortasız işçi çalıştırdığı tespit edilirse, takip eden üç yıl boyunca bu işyerine destek verilmeyecek. Ayrıca kayıt dışı çalıştırmanın başladığı tarihten itibaren ödenmiş destek tutarı yasal faiziyle birlikte geri alınacak.

1 Ocak 2014’te başlayacak olan teşvik, özellikle küçük işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uyumu adına son derece önemli. Türkiye’de iş kazalarının çok büyük kısmının enformel sektör dediğimiz 10 kişiden az çalışanı olan işyerlerinde gerçekleştiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu sektörün özel olarak desteklenmesi, iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine zimmetlenmesi iş kazalarını azaltma adına önemli getiriler sağlayacak. Desteğin aşırı derecede yüksek tutulmaması, işveren üzerinde 10 kişiden fazla istihdam konusunda direnç oluşmaması açısından yerinde olmuş.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/is-guvenliginde-tesvik-basliyor-yazisi-909421

Aralıkta şirkete otomobil almanın dayanılmaz cazibesi – 25 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 25 Aralık 2013 - 10:33

BAŞLIKTAKİ cazibe, vergi avantajından kaynaklanıyor. Aralık ayı sonuna kadar otomobil veya cip almanın, önemli bir “vergi avantajı” var.
Silindir hacmi 2.000 cm’ü aşan otomobil ve ciplerde, bu avantaj daha fazla.

AVANTAJ NE?

Otomobil ya da cip alanlar, fatura bedelinin yarıdan fazlasını, bir defada defterlerine masraf yazabiliyorlar.
Örneğin bu gün “sıfır kilometre” otomobil ya da cip alan bir doktor, avukat, mimar, noter aldığı aracın fatura bedelinin üçte ikisini, defterine anında masraf yazıp, gelirinden düşecek.
Olay bu meslek grubu ile sınırlı değil. Aynı avantaj mobilyacı, yedek parçacı, konfeksiyoncu, inşaatçı gibi ticari kazanç elde edenler için de söz konusu. Kuşkusuz limited ya da anonim şirket adına alınan otomobil ve cip için de..
Hemen belirtelim bu avantajdan yılın ilk günlerinde, yıl içinde ya da yılın son gününde lüks araç alanlar da yararlanıyor. Ancak yılsonunda, büyük bir gider kalemi olması nedeniyle, şu anda avantaj daha fazla. İkinci el araç alana ise vergi avantajı yok.

100 OTOMOBİLE 171 VERGİYE
Türkiye’de satılan otomobil ve ciplerin, vergisi tabloda gösterilmiştir.
Motor silindir hacmi 2.000 cm3’ün üzerinde olan otomobil ve ciple ilgili olarak Tablo-I’de örnek verilmiştir.
Görüldüğü gibi, değeri 100 bin TL olan bir otomobil ve cipten, 171,4 bin TL vergi alınıyor.
Başka bir anlatımla, otomobil veya cip için ödenen 271,4 bin TL’nin, 171,4 bin TL’si yani yüzde 63’ü vergi oluyor.
Tablo-II’de de gördüğünüz gibi, vergilerin toplamı; 1.600-2.000 cm3 arasında yüzde 112,40 (yani otomobil satış fiyatının yüzde 53’ü), 1.600 cm3’e kadar olan otomobillerde de yüzde 65,2 (yani otomobil satış fiyatının yüzde 39’u) oluyor.
Görüldüğü gibi, silindir hacmi 2.000 cm3’ün üzerinde otomobil ve cip alanlar, ödedikleri yüzde 171,4 ÖTV ve KDV’nin tamamını, defterlerine gider yazabiliyorlar (Yasal dayanağı için Bkz. KDV Kanunu Md.30/b ve 23 seri No.lu KDV Genel Tebliği (I) bölüm ve VUK.Md.270/2).
Ayrıca, aynı otomobil veya cip için yıl sonunda kıst amortisman yoluyla ilave bir gider yazma imkanı da oluyor (VUK Md.320/2). Bunların yanı sıra; bakım, onarım giderleri ile şoför ücreti de şirketten ödenip, masraf yazılabiliyor.
Özetle, otomobille ilgili giderler ve ödemeler, Devletten ve şirketten karşılanmış oluyor.
DİĞER ARAÇLAR
2.000 cm3’ün altında silindir hacmine sahip otomobil ve ciplerin alımında da yukarıdaki avantajdan yararlanılıyor.
Ancak Tablo-II’de görüldüğü gibi, silindir hacmi küçük olan araçların ÖTV oranı düşük olduğu için, gider yazılabilecek tutar da buna göre oluyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25437259.asp

50’den az çalışanı olan Tehlikeli işyerlerinde uzman ve doktor zorunluluğunu unutmayın – 24 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 24 Aralık 2013 - 10:26

Tehlikeli işyerlerinde uzman ve doktor zorunluluğunu unutmayın

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa’sı yürürlüğe 1.1.2013 günü girdi. İşyerinde istihdam edilecek iş sağlığı ve güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri çalıştırma zorunluluğu ise işyerinde çalışan işçi sayılarına göre peyder pey yürürlüğe girecek. Ancak, yanında bir çırak bile çalışsa bütün işverenler 1.1.2013 itibariyle risk değerlendirmesini yaptırmak ve işyerlerinde bulundurmak zorundaydı. Yasa 1.1.2013 günü 50’den çok çalışanı olanlar için tamamen yürürlüğe girmişti. Şimdi 2014 yılı Ocak ayında 50’den az çalışanı olup da tehlikeli ve çok tehlikeli sınıflar için yürürlüğe girecek.

***İŞYERLERİ TEHLİKE OLARAK ÜÇE AYRILIYOR

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa’sı, işyerlerini üçe ayırıyor, az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli ve bu sınıflandırmayla ilgili genelge  26 Aralık 2012 günlü Resmi Gazetede yayınlandı ve NACE kodlarına göre de sınıflandırıldı.

***UZMAN VE HEKİM ÇALIŞTIRMA PEYDER PEY

Yasa ilk defa 1 Ocak 2013 günü sadece 50 veya daha çok işçi çalıştıran işyerleri için yürürlüğe girdi ve bu işyerleri zaten eski İş Sağlığı uygulamasında kapsamda olup işyeri hekimi ve iş sağlığı güvenliği uzmanı çalıştırmak zorundaydılar bu sebeple onlar için yeni bir şey yok.


***2014 OCAK AYINDA 50’DEN AZ İŞÇİSİ OLAN TEHLİKELİ OLANLARINDA…

Yasa 2014 yılı Ocak ayında da 50 işçiden az çalıştıran ve tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri için yürürlüğe girecek. Bu işyeri işverenleri işyerlerinde ya tam zamanlı ya da kısmi zamanlı işyeri hekimi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı işe alacak veya ortak sağlık-güvenlik şirketlerinden fatura mukabili bu işi satın alacak. Ayrıca, işverenin kendisine ait belgesi varsa kendisi, belgesi olan işçisi varsa bu işçisini de isterse Bakanlığa uzman olarak bildirebilecek.

2016 TEMMUZ AYINDA HER YERDE UYGULANACAK

2016 yılı Temmuz ayında da, kamu işyerlerinin tümünde, özel sektördeki az tehlikeli tüm işyerlerinde devreye girecek. Yani, bakkal, manav, berber ve apartmanlarda yürürlüğe girmesine daha bir buçuk yıldan fazla süre var ama RİSK değerlendirmesi için kapsama çoktan girdiler.

ESNAF ve küçük işletmeye uzman ve doktor için devlet desteği var

İşyerinde 9 veya daha az çalışanı olanlardan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta olanların iş sağlığı ve güvenliği ile işyeri hekimi veya diğer sağlık personeli ihtiyacını SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) illerde açacağı ihaleler sonrasında, ortak sağlık-güvenlik (OSGB) birimlerine ihale edecek ve bu işyerlerinin cebinden tek kuruş para çıkmayacak. İhaleyi alan OSGB, sanayi sitelerindeki tamirhane, tornacı, elektrik ustaları gibi işyerlerine yılda bir defa 1 saat iş sağlığı ve güvenliği uzmanı ile üç yılda bir defa işyeri hekimi gönderecek.

***KAYIT DIŞI OLAN İŞVEREN ÜÇ YIL SÜREYLE DESTEKTEN YARARLANAMAYACAK

Kamu denetim elemanlarınca işyerlerinde yapılacak kontrol ve denetimlerde; istihdam ettiği kişilerin sigortalılık bildiriminde bulunmadığı tespit edilen işverenlerden; tespit tarihine kadar yapılan ödemeler yasal faizi ile birlikte SGK tarafından tahsil edilecek ve işveren destekten üç yıl süreyle faydalanamayacak.

***1-9 ÇALIŞANI OLANLAR 2016 YILI TEMMUZDA

İşyerinde 9 veya daha az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde 2016 yılı Temmuz ayında yasa yürürlüğe girecek ve bu işyeri işverenleri OSGB ile sözleşme imzalayacaklar ve yıllık maliyetleri de işçi başına 30 ile 100 lira arasında değişecek. OSGB’nin doktoru bu işyerlerine 3 yılda bir defa bir saat uğrayacak, OSGB’nin iş sağlığı ve güvenliği uzmanı da yılda bir defa 1 saat uğrayıp, iş kazalarına karşı riskleri tespit edip, bu risklerin ortadan kaldırılmasını talep edecek.

ÖRNEK SINIFLAR

47.22.01 Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda et perakende ticareti (sakatatlar, av ve kümes hayvanı etleri ile kasaplar dahil) Tehlikeli
33.12.02 Tarım ve ormancılık makinelerinin bakım ve onarımı (traktörlerin bakım ve onarımı hariç) Tehlikeli  
33.12.03 Motor ve türbinlerin bakım ve onarımı (hidrolik, rüzgar, gaz, su, buhar türbinleri) (gemi ve tekne motorları dahil, motorlu kara taşıtı ve motosiklet motorları hariç) Tehlikeli  

Not: Sınıfınız öğrenmek için 26/12/2012 tarihli resmi gazeteye bakınız.

 

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6557

Bilmeceyi çözemedik – 24 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 24 Aralık 2013 - 10:24

Para piyasasında heyecan sürüyor. Merkez Bankası kur baskısına TL likiditesini sıkarak tepki verdi. Döviz almak için önce TL bulmak gerektiğini hatırlatalım. Döviz sepeti 2.47 TL civarında dalgalandı. Gösterge faiz yüzde 9,7’ye tırmandı.

“2014 yılında para ve kur politikası” bugün Başkan Başçı tarafından açıklanıyor. Para politikasının ana metinlerinden biridir. Son iç ve dış gelişmeler Merkez Bankası’nın politika tavrını daha da hayati kılıyor.

Merkez Bankası açıklasın

İşi gücü bıraktık. İran’a ambargonun Türkiye’nin dış hesaplarına etkisi ile uğraşıyoruz. Ciddi karmaşa yarattığı açıktır. İran’la ticaret açığı ve net hata noksan fazlası arasındaki ilginç ilişkiyi geçen yazımda gösterdim.

Ege Cansen’e danışacağımı söylemiştim. Telefonda uzun konuştuk. Yetmedi, birkaç kez daha aradım. Benim aklımdaki açıklama Ege’yi tatmin etmedi. Muhasebe ilkeleri ile tutarlı bulmadı.

Özetleyelim. Türkiye yaptığı ithalatın parasını ödüyor. Döviz fiilen çıkmıyor. Ama İran lehine o tutarda yükümlülük oluşuyor. Kredili ithalata benziyor. Ödemeler dengesinde o şekilde kayda alınması gerekiyor.

Sonunda şu karara vardık. Bu konuda fikir jimnastiği beyhudedir. Neyi nasıl kaydettiğini sadece hesabı tutan Merkez Bankası biliyor. Dolayısı ile onun açıklık getirmesi, İran’a ödemelerin nasıl muhasebeleştirildiğini açıklaması gerekiyor.

İktisat ve Toplum

İktisat ve Toplum dergisini daha önce de ekonomiye ilgi duyan okuyucularıma önerdim. 38’inci sayısı dağıtıma girdi (www.iktisatvetoplum.com/iktisat-ve-toplum-dergisi-sayi-38.html). Örneğin D&R’da bulunuyor.

Kapak konusu çok cazip: Fed Kime Çalışıyor? İçi dolarla dolu bir çanta resmi var. Baskıya 17 Aralık’tan önce verildiği anlaşılıyor. Yazık; birkaç gün ile ayakkabı kutusu koyma fırsatı kaçmış. Fed’le doğrudan ilgisi yok ama çok yakışırdı.

Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/bilmeceyi-cozemedik/594866/4/yazarlar

Rüşvetin vergisi olur mu? – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:34

BAŞLIĞI okuyunca “Hadi canım sende, rüşvetin de vergisi mi olurmuş” demeyin. Oluyor…
Ancak, bu vergi tüm rüşvetler için değil bazı rüşvetler için söz konusu. Üstelik, Gelir Vergisi Yasası’nda bununla ilgili madde bile var!
İsterseniz, sözü uzatmadan, hangi rüşvetin gelir vergisine tabi olduğunu açıklayalım.

HANGİ RÜŞVET
Gelir Vergisi Yasası’nda “Arızi kazançlar” başlıklı 82. madde var. Bu maddenin, birinci fıkrasının (2) no.lu bendinde; “…..İhale, artırma ve eksiltmelere iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen hasılat” gelir vergisine tabi “arizi kazanç” olarak belirtilmiş.
Yasa hükmüne göre, arızi kazanç olarak belirtilen “ihaleden çekilme karşılığı” alınan paranın, müteahhitler arasındaki deyimle “çıkmaların”, elde edildiği tarihi izleyen yılın 1-15 Mart tarihinde yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle, beyan edilmesi gerekiyor. Beyan edilen bu gelirin de biri Mart diğeri de Temmuz ayında iki eşit taksitte ödenmesi gerekiyor.
Merak edip araştırdık, şimdiye kadar hiç kimse “İhaleden çekilmek için şu kadar para aldım” diye beyanda bulunmamış dolayısıyla vergi de ödememiş.
Yukarıda belirtilen yasa maddesi de bir süs olarak kalmış!..Beyan edilmeyişinin çok sayıda nedeni var. Önemli nedenlerden birini belirtelim. Gelir Vergisi Yasası’nda “İhaleden çekilme karşılığı elde edilen hasılat beyan edilsin ve gelir vergisi ödensin” deniliyor ama olay Türk Ceza Yasası açısından da suç!.. Bunun yaptırımı da beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası (TCK Md.235).
Hem alan hem de veren yönünden suç oluşturuyor ve hapis cezasını gerektiriyor. Ayrıca, İhale Yasası açısından da ihaleye fesat karıştırıldığı için, ihalenin iptalini veya sözleşme yapıldıysa sözleşmenin feshini gerektiriyor. İhaleden çekilme karşılığı alınan para, 5 yıldan 12 yıla kadar hapsi gerektirdiği sürece, Maliye bu paraların beyan edilmesini ve vergisinin ödenmesini daha çok bekler!..
Kanunlarla yasaklanmış olan faaliyetler nedeniyle elde edilen kazançlar, vergi ödenmesini gerektiriyor (Vergi Usul Kanunu Md. 9/2).
Buna göre örneğin; uyuşturucu madde ticareti yapmak ya da kumarhane işletmek, kanunlarla yasaklanmıştır.
Ancak kişinin yapmış olduğu bu faaliyetin kanunen yasaklanmış olması, vergi mükellefi veya vergi sorumlusu olmaya engel değil.
Aynı şekilde, gümrüksüz mal veya eşya ithali yani kaçak mal ya da eşya getirilmesinden sağlanan kazanç da vergiye tabi tutuluyor.
Aynı şekilde, “naylon fatura” ticareti ya da başka bir yasa dışı faaliyet nedeniyle alınan “komisyonlar da” vergilendirilmektedir.
Servetin kaynağı yönüyle politikacılar ve çocukları
1- Servetin Kaynağı: Politikacıların, başlangıçta verdiği; kendisi, eşi ve çocuklarını kapsayan “mal bildirimi” var. Aradan geçen süre zarfında örneğin 5-10 yıl içinde edinilen servet, bu bildirimle kıyaslanır. Ciddi bir artış varsa ve açıklanamıyorsa, o zaman sorun vardır. Bunun hesabı her an sorulabilir.
2- Çocukların Serveti Politikacıların çocuklarına gelince; 18 yaşına, tahsilde ise 25 yaşına kadar olan çocuklarının ve eşinin servetini, kendi mal bildirimlerinde gösteriyorlar. Çocuklar büyükse yasa gereği gösteremiyorlar. Burada ilginç bir durum var; çocuk 28 yaşında, 5-10 milyon dolarlık ya da 40-50 milyon dolarlık serveti var. Normalde, 15-20 milyon dolar ya da daha fazla kazanç sağlamalı ya da miras kalmalı ki bu serveti edinsin. Ancak, politikacıların büyük kısmının çocukları, şahıs olarak ya vergi mükellefi değiller ya da sembolik bir kazanç bildirmişler. Böyle olmasına rağmen, kendilerine “Arkadaş, sen 30 yaşında genç bir adamsın. Milyonlarca dolar servetin var. Bu değirmenin suyu nereden geldi? Açıkla bakalım” diye sorulamıyor.

NİYE SORULAMIYOR?
Nedeni belli, bu sorgulamayı engelleyen bir yasa var da onun için.
1) Kişinin her türlü harcama ve tasarruflarını, vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağlayıp sağlamadığının sorgulanması ile ilgili Vergi Usul Kanunu’nun 30/7. maddesi 1 Ocak 2003 tarihinden geçerli olmak üzere, yürürlükten kaldırıldı (Bkz. 9 Ocak 2003 tarihli R. Gazete’de yayınlanan 4783 sayılı Kanun’un 9. maddesi).
2) Vergiye tabi gelirlerle ilişkilendirilemeyen ve harcandığı veya tasarruf edildiği tespit edilen mal ve hakların, safi irat olarak kabul edileceğine dair, Gelir Vergisi Kanunu’nun 82/2. maddesi de aynı Kanunun 7. maddesi ile yürürlükten kaldırıldı.
Özetle, bu yasaya istinaden bir siyasetçinin ya da işadamının oğluna, kızına ya da karısına “Bu değirmenin suyu nereden geldi? Bu evi, arsayı, villayı, fabrikayı, parayı vs. nereden aldın, bankadaki milyon dolarların kaynağı ne?” diye sorulamıyor, vergisi de alınamıyor…

Diğer rüşvet olayında cezalar
YASALARIMIZDA, “rüşvet” olayı daha çok kamu görevlisinin aldığı rüşvet açısından düzenlenmiş. Ancak kamu görevlileri dışındaki kişiler için de ceza uygulaması bazı durumlarda geçerli.
Tanımına gelince; yolsuzluğun özel bir şekli olan rüşvet “kamu görevlisinin performansını etkilemek için, görev gereği yapmaması gereken uygunsuz bir şeyi yapması veya yapması gereken bir şeyi yapmaması için gönüllü olarak kendisine değerli bir şeyin verilmesi” olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanunu’nun, Rüşvet başlığı taşıyan 252. maddesine göre;
Rüşvet alan kamu görevlisi, 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

KARA PARA 
Uyuşturucu, psikotrop maddeler, silah kaçakçılığı, patlayıcı, kadın ve çocuk ticareti, sahte fatura düzenleme,  belgeleri tahrif etme gibi yollarla edinilen paralardır.
Komisyon ya da aracılık faaliyeti nedeniyle elde edilen gelir, kara para kapsamında olmadığından, olayın olsa olsa vergi boyutu göz önüne alınır.

Hediye alma yasağı
Devlet Memurları Kanunu’nun 29. maddesinde, devlet memurlarının doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemeleri ve görevleri sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı ile hediye kabul etmeleri veya iş sahiplerinden borç para istemeleri ve almaları yasaklanmıştır.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25423047.asp

Sermaye hakkında yanlış beyanda bulunmanın hapis cezası olduğunun farkında mısınız? – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:33

Değerli okurlarımız Ticaret Kanunu 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girdi ancak kanunun halen farkında olunmayan birçok düzenlemesi bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de anonim şirketlere ilişkin olarak getirilen sermaye hakkında yanlış beyanda bulunulması halinde doğacak sorumluluk olup, konu bu yazımızda ele alınacaktır.

Yeni TTK’nın 549’uncu maddesi uyarınca,şirketin kuruluşu, sermayesinin artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin, izahnamelerin, taahhütlerin, beyanların ve garantilerin yanlış, hileli, sahte, gerçeğe aykırı olmasından, gerçeğin saklanmış bulunmasından ve diğer kanuna aykırılıklardan doğan zararlardan, belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanlar ile kusurlarının varlığı hâlinde bunlara katılanlar sorumludur.

Diğer yandan 550’nci madde uyarınca ise, sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler.

Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar.

Sermayenin korunması ilkesinin bir uygulaması olarak düşünülen 550’nci madde düzenlemesi, 549’uncu maddenin tamamlayıcısı niteliğindedir. Sermaye tamamen taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme gereğince ödenmemişken;

–                Taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile

–                Şirket yetkilileri

kusurlu olmaları şartıyla tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemiş payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. Aynı durum, kanun ve esas sözleşme gereği ödenmesi gereken pay karşılıkları için de geçerli olacaktır.

Önemle vurgulanmalıdır ki buradaki ceza sistemi yalnızca para cezasından ibaret değildir. Aynı zamanda 550’nci madde düzenlemesine riayet etmemenin hapis cezası da bulunmaktadır. TTK’nın 562’nci maddesinin 9 numaralı fıkrasına göre, 550’nci maddeye aykırı hareket edenler üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacaklardır.

Diğer yandan, işleme aracılık eden noterler ile işleme katılan diğer şahıslar da 549’uncu madde uyarınca sorumlu olacaklardır. 562’nci maddenin 8’inci fıkrası uyarınca da, 549’uncu maddede belirtilen belgeleri sahte olarak düzenleyenler ile ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaklardır. Dikkat edilirse bunlar için hapis cezası öngörülmüştür ve adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak, sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile bunlara yardım edenler hapis cezası ile cezalandırılabileceklerdir.

Kaynak: http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2644/sermaye-hakkinda-yanlis-beyanda-bulunmanin-hapis-cezasi-oldugunun-farkinda-misiniz

Sağlık Çalışanlarına El Kaldırana Ağır Ceza – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:32

Bütçe çalışmaları sonrası sıra tam gün yasasına geliyor. Planlanan düzenlemeler kabul edilirse sağlık alanında önemli yenilikler hayatımıza girecek. Sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlar kasten yaralama suçuyla mahkemeye çıkacak

Kamuoyunda tam gün yasası olarak bilinen ve Meclis Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri öncesi birinci bölümü kabul edilen kanun tasarısının görüşülmesine bütçe görüşmelerinden sonra devam edilecek. Yoğun siyasi gündem ve Meclis temposuna sıkışan bu düzenleme, sağlıkta önemli yeniliklere imza atacak.
Kanun tasarısının getirdiği belki de en önemli düzenleme doktorlara yönelik şiddetin önlenmesini hedefliyor. Buna göre, kanun tasarısı yasalaştıktan sonra sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele, görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu tutuklama nedeni sayılacak.
Dolayısıyla pek çok kez gazetelere yansıyan ve doktorların ölümü ile neticelenen şiddet olaylarının engellenmesi amaçlanıyor. Ayrıca özel sağlık kuruluşlarında görev yapan personele yönelik bu tarz bir eylemin gerçekleşmesi halinde bu kişiler de kamu görevlisi sayılacak. Bu şekilde hekime şiddet olaylarında özel kamu ayrımı ortadan kaldırılacak ve özelde görev yapan doktorlar da kamu görevlisine şiddet uygulanması kapsamındaki korumadan yararlanacaklar.

‘Tam gün’e yeni düzen

Tam gün yasası daha önce düzenlendiğinde Anayasa Mahkemesi düzenlemenin bir bölümünü iptal etmişti. Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hekimlerin çalışmalarına bazı sınırlar getirilebileceği ve çalışma koşullarının yeniden belirlenebileceği ifade ediliyordu.
Ayrıca öğretim elemanlarının unvan ve statülerine uygun bazı sınırlamalarla çalışma koşullarının düzenlenebileceği de kabul edilmişti. Yeni kanun tasarısının hedefi bu kabul doğrultusunda yeni bir düzenlemenin yapılması. Kanun tasarısı ile tam gün yasasının uygulanmasındaki eksikliklerin giderilmesi amaçlanıyor.
Yeni düzenleme ile üniversite hastanelerinde görev yapan doktorlar, mesleki faaliyette bulunmak üzere muayenehane açamayacaklar. Bu şekilde muayenehanesi olan doktorlar kanun tasarısı yasalaştıktan sonra üç ay içinde bu çalışmalarına son vermek durumundalar. Bu süre zarfında çalışmalarına son vermeyenlerin “kamu görevlisi” statüleri sona erecek.

Hastaların ‘kişisel bilgisi’ bakanlık ile paylaşılacak!

Kanun tasarısında sağlık hizmetlerinden yararlananları da ilgilendiren bir düzenleme var. Sağlık Bakanlığı denetimine tabi tüm sağlık kuruluşları bir denetim esnasında her türlü bilgiyi ve belgeyi müfettişlerle paylaşmak zorunda. Hastaların kişisel bilgileri bu kapsamda Bakanlık ile paylaşılacak. Vatandaşın sağlık durumu ve geçirdiği ameliyatlar, daha önce geçirdiği tüm hastalıklar, kullandığı ilaçlar ve genel durumu hakkında bilgi edinmek söz konusu olacak. Hâlbuki kişilerin sağlık durumu doktor ile hasta arasında kalması gereken bir konu. Gizliliğinin ihlal edilmesi anlamına gelecek bu durum ileride başka bazı sorunların doğmasına da neden olabilir.

İşyeri hekimlerinin durumu

Kanun tasarısında işyeri hekimi sayısının azlığı nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan sıkıntının da çözülmesi öngörülüyor. Buna göre; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan ve yöneticilik görevi bulunmayan tabipler ile aile hekimleri, çalışma saatleri dışında aylık 30 saatten fazla olmamak şartıyla işyeri hekimliği yapabilecekler. İşyeri hekimliği eğitimi alma ve işyeri hekimliği belgesine sahip olma şartı, sadece “çok tehlikeli” sınıftaki işyerlerinde aranacak. Dolayısıyla piyasada eksikliği çekilen ve bu nedenle yüksek ücretler talep eden işyeri hekimlerinin yerine aile hekimleri de görev yapabilecekler. Bu şekilde kendilerine sağlanan haktan yararlanmak isteyen aile hekimlerinin gelirlerini artırma şansı olacak. Yalnızca aile hekimleri değil, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan ve yöneticilik görevi bulunmayan tabipler de kurum ve kuruluşlarındaki çalışma saatleri dışında aylık 30 saatten fazla olmamak kaydıyla işyeri hekimliği yapabilecekler. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki hekimler ile aile hekimlerinin bu yöndeki çalışmaları kamuda tam gün çalışmanın istisnası olarak değerlendirilecek.

Aile hekimlerine nöbet dayatması

Kanun tasarısında aile hekimlerine nöbet zorunluluğu getiriliyor. Aile hekimlerinin iş yükleri zaten bu kadar fazlayken, bir de nöbet zorunluluğu eklemek, hizmet kalitesini düşürücü etki yaratacaktır.  Ayrıca aile hekimlerinin mesai saatleri dışında ayda en az 16 saat nöbet tutması yönünde bir düzenleme de tasarıda yer buldu. Bu düzenleme yasalaşırsa, aile hekimlerinin iş yükleri artacağı gibi, birinci basamak sağlık kurumu olma özelliği ve niteliği de farklılaşacak. Dolayısıyla aile hekimlerine bu yönde getirilecek bir dayatmanın olumlu sonuçlar doğurmayacağını düşünüyorum.

Nöbet ücretleri artıyor

Kanun tasarısında yoğun bakım, acil servis ve 112 acil sağlık hizmetlerinde görev yapan personellerin nöbet ücretlerinin de yüzde 50 oranında arttırılması planlanıyor. Son derece yerinde olan bu düzenlemenin yanında diğer personellerin de nöbet ücretlerinin arttırılması olumlu olacaktır. Sağlık çalışanlarının toplumun genel sağlığı için nöbet tutmaları karşılığı alacakları ücret belirli bir miktarın üzerinde olmalı ve fedakârlıklarının karşılığı verilmelidir.
Sağlık alanındaki bu yeni yasanın, aile hekimlerine nöbet dayatması, hastaların kişisel bilgilerini paylaşma zorunluluğu getirmesi dışında olumlu düzenlemeler getirdiği görülüyor. Ancak ne yazık ki, yasa hazırlanırken sağlık çalışanları ve sağlık sektörünün önemli aktörleri ile görüş alışverişinde bulunulmaması bu yasanın akıbetinin kötü olabileceği endişesini yaratıyor. Daha önce tam gün yasasında yaşanan sıkıntının temel kaynağı da bu noktaydı. Yeni yasada da yine bu hususun atlandığını görüyoruz.
Sağlık hizmetlerinde kalitenin arttırılması ve yetişmiş insan gücünden yararlanmayı mümkün hale getirecek bir düzenlemenin hazırlanması çok önemli. Ancak mutabakat ile hazırlanmayan düzenlemeler ile sonuca ulaşılamayacağı da biliniyor. Bu nedenle yasanın bugünden ne yönde etki yaratacağını söylemek oldukça güç.

Diş hekimlerine ‘özelde’ sözleşme

Üniversite hastanelerinde çalışan hekimlerin özelde hizmet vermemesi konusunda tek istisna diş hekimleri için getirildi. Üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinde görev yapan profesör ve doçentler sözleşme ile özel sağlık kuruluşlarında ve vakıf üniversitelerinin hastanelerinde hizmet verebilecekler.
Bunun için üniversite yönetim kurulu kararı gerektiği gibi, ilgili fakültelerin aynı kadrolarında öğretim üyesi sayısının yüzde 5’inden fazla öğretim üyesi bu kapsamda sözleşme imzalayamayacak. Ayrıca sözleşmeler aylık çalışma süresi 80 saati geçmemek üzere en fazla bir yıllık yapılabilecek. Sözleşme ile görev yapan kişilerin idari görev almaları mümkün olmayacak.

Kaynak: http://ekonomi.milliyet.com.tr/saglik-calisanlarina-el-kaldirana/ekonomi/ydetay/1811354/default.htm

Yurtdışında Vergi Mükellefi Olanlar da Borçlanma Yapabilir mi? – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:31

Soru: Yurtdışında kendime ait işyerim var ve bundan dolayı erkek vergi mükellefiyim, Türkiye’den emekli olmak istiyorum. Yurtdışı borçlanması yapabilir miyim? Yapabilirsem hangi belgeler gerekir? A.C.

Cevap: Sahip olduğunuz ve işlettiğiniz işyeri Türkiye ile sözleşmeli bir ülkede mi yoksa sözleşme imzalanmamış bir ülkede mi belirtmemişsiniz. Türkiye ile sözleşme imzalamış ülkelerden birinde (Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Avusturya, İsviçre, Lüksemburg, Danimarka, İsveç, Norveç, Libya, KKTC, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Arnavutluk, Azerbaycan, Gürcistan, Romanya, Kanada, Kebek) işyeri çalıştırıyorsanız yani vergi mükellefi iseniz 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanma yapabilirsiniz. Yani yurtdışında hizmet akdine dayalı SSK’lı gibi çalıştığınız süreleri borçlanabileceğiniz gibi, Türkiye ile sözleşmeli ülkelerde Bağ-Kur sigortalısı gibi çalıştığınız süreleri de borçlanabilirsiniz.

Bu amaçla yurtdışında kendi adına ve hesabına çalışan kişi olarak bağlı olduğunuz vergi dairesi, ilgili meslek kuruluşu veya birliğince verilen hizmet belgesi yahut bulunduğunuz ülkedeki Türk konsolosluğu, çalışma ve sosyal güvenlik müşavirlikleri veya ataşelikler gibi temsilciliklerden alınacak ve yurtdışı borçlanma için kullanılacağı belirtilen hizmet belgesi yeterli olacaktır.

Her ne kadar yurtdışında çalışmaya devam ettiğiniz için aylık bağlatamayacak olsanız dahi yurtdışı borçlanmasının kaldırılabileceğini göz önüne alarak borçlanma işlemini şimdi yapabilirsiniz. Son bir haftasına girdiğimiz eski rakamlardan borçlanma yapmanı avantajınıza olacaktır. Şayet 31.12.2013 tarihine kadar başvuru yaparsanız üç ay içinde ödemek kaydıyla yeni yıl ödeseniz de (Günlüğü 10,90 TL ila 70,85 TL arasındaki) cari rakamlardan ödeme yapabilirsiniz.

Soru: 07.09.1961 doğumluyum. Sigortalılığa Ocak 1984’te başladım. Daha sonra Ocak 1999’da Bağ-Kur sigortalılığına geçtim. Son olarak üçbuçuk yıl SSK sigortalısı oldum ve bu yıl emekli oldum. Elime ulaşan kağıtta 1692 gün SSK hizmet ve 3849 gün Bağ-Kur hizmeti ile toplam 5 bin 535 gün üzerinden emekli olduğum belirtiliyor. Fakat 1988-1989 yılları arasında yedek subay olarak görev yaptığım hizmet burada yok. Emeklilik hizmetlerinin birleştirilmesi ya da başka bir yoldan yaptığım yedek subay dönemini emekliliğime ekletebilir miyim? Ya da bu görev süresinin bir kullanımı olabilir mi? Mehmet P.

Cevap: Aylık başvuru formunu dikkatle doldurmadığınız anlaşılıyor. Emekli Sandığı iştirakçiliği süreleri henüz elektronik ortama aktarılmadı. Bu nedenle memurların ve yedeksubay olarak askerlik yapanların bu Emekli Sandığı iştirakçiliği süreleri kâğıt belge üzerinden birleştiriliyor. Şayet siz yedeksubaylık sürenizi belirtmemişseniz SGK da bu sürelerin arayışında olmamıştır. 2000 yılı öncesindeki bu süreleriniz elbette aylığınızı etkileyecektir. Bağ-Kur basamaklarınız 12 ve altında kaldığına göre 2000 yılı ve sonrasındaki taban aylığınızın düşük çıkacağını göz önüne alırsak 2000 yılı öncesindeki fiili hizmet zammı dahil 15 aylık sürenizin eklenmesiyle aylığınızda yaklaşık 40 TL kadar artma olacaktır. Ama bu artma herkes için mutlak değildir. Örneğin 2000 yılı öncesinde düşük ücretle veya Bağ-Kur sigortalısı olarak prim ödemiş, buna karşın 2000 yılı ve sonrasında yüksek matrahlardan prim ödemiş SSK sigortalıları için 2000 öncesindeki yedeksubay askerlik süresini eklemesi aylığını bir miktar düşürebilir de.

Ek olarak belirtmeliyim ki emeklilik için biraz geç kalmışsınız. Zira sigorta girişiniz itibariyle 48 yaşına tabisiniz. 25 yıl ve 48 yaş şartlarınız 2009 yılında tamamlanmış, ama siz SSK sigortalılığından emekliliğe tabi olmakta geç kaldığınızdan zamanında emekli olamamışsınız. Yani SSK sigortalılığına 2005 yılında geçmiş olsaydınız dört yıl daha erken emekli olabilirdiniz.

Kaynak: http://www.alitezel.com/index.php?sid=yazi&id=6554

Emekli maaşı hesaplamaları neye göre yapılıyor? – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:30

>Mehmet O.
01.01.1965 doğumlu olup, 29.03.1987 Sigorta girişliyim. 1985-1986 tarihinde askerlik görevimi ifa ettim. 1999-2000 yıllarında 18 ay askerlik borçlanmamın tamamını ödedim. Sonra 12 ay borçlanmam yeterli olduğunu öğrendim. Bu vesileyle 6 aylık ödememi geri alabilir miyim? Emekli maaşı hesaplamaları neye göre yapılıyor? Bu duruma göre ne kadar emekli maaşı alabilirim? 8.500 iş günüm var. Bu durumda fazla günün olması ile maaşın düşüşüne mi sebebiyet verir yoksa artmasına mı sebep olur? Teşekkür ederim.
CEVAP: 18 ay askerliğiniz 29.03.1987 tarihinden önce olduğu için giriş tarihiniz 29.09.1985 olur. 25 yıl, 49 yaş ve 5.300 günle emekli olabilirsiniz. 18 ay askerlik borçlanmanız ile birlikte toplam 8.941 gününüz var. 25 yılınız ve gününüz dolmuş. 49 yaşınızın dolduğu 02.01.2014 tarihinde emeklilik müracaatı yapabilirsiniz. 11 ay askerlik borçlanması yeterli olurmuş. Fakat fazladan ödenen kısmın ücretini geri alamazsınız.
1.062 TL civarında maaş bağlanabilir. Emekli maaşları 5510 sayılı yasaya göre üç bölümde hesaplanıyor:
Birinci Bölüm: 01.01.1990-31.12.1999 tarihleri arası ayrı hesaplanıyor.
İkinci Bölüm: 01.01.2000-30.09.2008 tarihleri arası ayrı hesaplanıyor.
Üçüncü Bölüm: 01.10.2008 tarihinden sonrası ayrı hesaplanıyor.
Ücretleri 1.021,50 TL asgari ücret ile 3.300 TL arasında gösterilenlerin emekli maaşları ayda 2-3 TL düşüyor. Primleri 6.639,90 TL Sigorta tavanından ödenenlerin emekli maaşları ayda 6-7 TL artıyor.
Görüldüğü gibi emekli maaşının yüksek olması, gün sayısının fazla olması ve primlerin yüksekten ödenmesine bağlı. Ayrıca emekli maaşının yüksek olmasına, 1990-1999 yıllarında ödenen primlerin yüksekten ödenmesi önemli etki ediyor.

NE ZAMAN EMEKLİ OLABİLİRİM?

>Mesut C.
13.07.1965 doğumluyum 01.11.1988 SSK girişim ve 1.020 günüm var. 01.12.1989-31.12.2011 tarihleri arasında BAĞ-KUR ödedim. 01.01.2012 tarihinden itibaren SSK’lı çalışmaktayım. Askerliğimi 1985-1986 yıllarında (18 ay) yaptım ve askerliğimi ödedim. Bu şartlarda ne zaman emekli olabilirim, hangi kurumdan hangi tarihlerde emekli olabilirim, emekli maaşım hangi kurumdan daha avantajlı olur? İlginize şimdiden teşekkür ederim.
CEVAP: 01.11.1988 tarihli Sigorta girişiniz ve 18 ay askerlik borçlanması ile birlikte 4/a, 4/b mevzuatı gereği ödenmiş toplam 9.510 gününüz var.
-50 yaşınızda, BAĞ-KUR’dan 9.000 günle emekli olabilirsiniz. Hizmet süreniz dolmuş. 50 yaşınızın dolmasını bekleyeceksiniz.
-25 yıl, 50 yaş ve 5.375 günle SSK’dan emekli olabilirsiniz. 01.01.2012 tarihi itibariyle SSK’ya 660 gün prim ödemişsiniz. 20 ay daha öderseniz, 1.260 güne tamamlayarak, 50 yaşınızın dolduğu 13.07.2015 tarihinde emeklilik müracaatı yapabilirsiniz.
-İki Kurum’dan da aynı tarihte emekli oluyorsunuz. Fakat Sigorta’dan emekli olmayı tercih edebilirsiniz.

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/lutfi-koksal/577408.aspx

Kümeste uzman doktor çalışacak! – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:29

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile   çalışanı bulunan işyerlerine iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli(işyeri hemşiresi) çalıştırma yada bu hizmeti dışarıdan satın alma zorunluluğu getirildi. İşyerlerinin iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri hemşiresi çalıştırma yükümlülüklerinin başlama tarihleri işyerlerinin çalışan sayısı ve tehlike sınıflarına göre farklı şekilde düzenlendi. Çalıştırma yükümlülüğünün başlangıcı konusunda değişik tarihlerde ertelemeler yapıldı. En son düzenleme Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 6495 Sayılı Kanun ile yapıldı. Anılan  Kanuna ile 6331 sayılı  İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 38/a maddesinde değişiklik yapıldı. Buna  göre;

50’DEN AZ OLANLAR

“Kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 01.07.2016 tarihinden,
” 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 01.01.2014 tarihinden,
İtibaren iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli çalıştırma yükümlüğü başlayacak.
Tam süreli işyeri hekimi görevlendirilen işyerlerinde, diğer sağlık personeli(işyeri hemşiresi) görevlendirilmesi zorunlu değildir. İşyerlerinin tehlike sınıfları 29 Mart 2013 tarihli ve 28602 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İş Sağlığı ve İş Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları Tebliğinde belirtilmiştir. İşyerlerinin hangi tehlike sınıfında olduğu tebliğe göre belirleniyor. İşyerleri “az tehlikeli”, “tehlikeli” ve “çok tehlikeli” olmak üzere üç sınıfa ayrılıyor. Örneğin kümes hayvanlarının yetiştirilmesi tehlikeli sınıfta yer alıyor. Kümes hayvanları yetiştiriciliğinde en az bir kişi çalıştıran işverenler yılbaşından itibaren iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri hemşiresi çalıştıracak yada bu hizmeti satın alacak.  2014 Yılı Ocak ayından itibaren tehlikeli sınıfta olup   iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri hemşiresi çalıştırma yükümlülüğü olan  işyerlerine örnekler:

NERELERDE OLACAK

*Kümes hayvanlarının yetiştirilmesi (tavuk, hindi, ördek, kaz ve beç tavuğu vb.)  *Sebze, kavun-karpuz, kök ve yumru sebzelerin yetiştirilmesi  *Endüstriyel ve yakacak odun üretimi. *Deniz ve kıyı sularında yapılan balıkçılık  *Turunçgillerin yetiştirilmesi  *Sütü sağılan büyük baş hayvan yetiştiriciliği. *At ve at benzeri diğer hayvan yetiştiriciliği. *Peynir, lor ve çökelek imalatı. *Halı ve kilim imalatı. *Çıkartma, takvim, ticari katalog, tanıtım broşürü, poster, satış bülteni, kartpostal, davetiye ve tebrik kartları, yıllık, rehber, resim, çizim ve boyama kitapları, çizgi roman vb. basım hizmetleri. *Şampuan, saç kremi, saç spreyi, jöle, saç düzleştirme ve perma ürünleri, saç losyonları, saç boyaları, vb. imalatı. *Ayakkabı ve terliklerin plastik parçalarının imalatı. *Kuaförlük ve diğer güzellik salonlarının faaliyetleri

AĞIR CEZALAR VAR

Çalışan sayısı 50’nin altında olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personeli (hemşire) çalıştırmayan veya bu hizmetleri veren ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden satın almayan işyerlerine, her ay için  13.475  TL idari para cezası uygulanacak. Ocak ayından itibaren bu ceza yeniden değerleme oranı kadar artacak. 50’den az işçi çalıştıran “tehlikeli işyerleri” için 6331 Sayılı Kanunun iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri hemşiresi çalıştırma yükümlülüğünün  bir yıl daha ertelenmesinin faydalı olacağı  kanaatindeyim.

Kaynak:http://www.gunes.com/2013/12/23/yazar/5444/arif_temir/kumeste_uzman_doktor_calisacak_.html

Ücreti ödeme zamanı – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:27

‘İşçiye ücretini teri kurumadan verme’ hakkındaki hadis ile konulan ilkenin anlamı, toplumsal dokumuzu biçimlemiş olmalıdır. Ancak uygulamada bu ilkeye bağlılık hakkında yeterince titizliğin sağlandığı maalesef söylenememektedir. Bu nedenle konu hakkındaki bazı sorunların genel çerçevesini belirleyen nitelikte, aşağıdaki soruları tespit edebiliyoruz: İşçi, ücretini aylık olarak zamana göre alıyorsa, ücretin ödenme günü, bir aylık çalışma süresi tamamlandıktan sonraki ikinci ayda, işverenin ilan ettiği veya iş sözleşmesinde belirtilen gün müdür? Yani ücreti ödeme günü, bir aylık çalışma süresinin sonunda, ikinci ayın birinci günü müdür; yoksa iş sözleşmesinde belirtilmiş olan bir gün müdür? İşveren, ücreti ödeme gününü bir aylık çalışma süresi sonunda, ikinci ayın 20’nci gününe kadar geçen süre içerisindeki bir gün olarak ilan edebilir mi? Ücretten sosyal sigorta primleri, vergi (GV, DV) gibi kesintilerin doğru olarak hesaplanabilmesi için işverene sağlanan bir süre, var mı? Örneğin hak edişi izleyen ayın ilk 10 günü içerisinde tahakkuk zamanı oluşturulması vb bir düzenleme ihtiyacı karşılanabilmiş midir? Elbette bu soruları çoğaltmak mümkündür.

4857 sayılı İş Kanunu’nda ‘ücretin en geç ayda bir ödeneceği’ (m.32) düzenlenmiştir. Ayrıca ücretin ödeme gününde ödenmemesi ve bunun üzerinden 20 gün geçmesi halinde işçinin iş görme borcunu ifadan kaçınabileceği (m.34) de düzenlenmiştir. Buna göre, ücret ayda bir ödenecektir, ancak hak edişten itibaren ne kadar sürede, yani kaç gün sonra ödenmesi gerektiği yasada açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Uygulamada ekseriyetle her işverence öngörülen bir ödeme günü vardır. İşverenin belirlediği ve her zaman uyguladığı bu ödeme günü, işçinin ücret alacağının muacceliyetini karşıladığı söylenebilir mi? Ücretin ödeme gününü 20 gün geçtiği halde ödenmemesi, işçiye işi ifadan kaçınma hakkı veriyor, ancak iş sözleşmesini haklı nedenle (İşK.m.24/II) fesih imkânı da veriyor mu? Örneğin yol parasında indirim gibi yan haklarda azaltmaya gidilmesi akdi fesih imkânı verir mi?

Örneğin Ekim ayında 31 gün çalışan işçinin ücretinin ödeme günü, işçinin iş görme borcunun o ay itibariyle sona erdiği 31 Ekim gününü izleyen 1 Kasım günüdür. Yani 1 Kasım itibariyle ücret alacağı muacceldir. Ekim ayında hak edilen ücret ise en geç 20 Kasımda ödenmelidir. Ücretin ödeme zamanı, iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleriyle düzenlenebilir. Böyle bir düzenleme yoksa kanun hükmü uygulanarak, hak edilen ayın ücreti, en geç izleyen ayın 20’nci gününde ödenmelidir. En geç 20’nci günde ücretin ödenmemesi işçiye iki hak daha sağlamaktadır: 1) İşçi, İşK.m.24/II-e hükmü gereğince iş sözleşmesini hak etmişse kıdem tazminatını vb işlemiş haklarını işverenden talep ederek, haklı nedenle feshedebilir. Ve bu işçi, hak kazanmışsa, İŞKUR’dan işsizlik ödeneğini de isteyebilir. 2) İşçi, iş görme borcunu bireysel olarak ya da topluca yerine getirmeyebilir. Bu davranış, yasal ya da yasadışı grev niteliği taşımaz. Zira işveren temerrüde düşmüştür. Ancak işçi, iş görmekten kaçınma hakkını kötüniyetli olarak kullanmamalıdır. Örneğin temel ücreti ödendiği halde yol yardımının ödenmemesi, işçiye bu hakkı vermemektedir. Çünkü genel anlamda ücret, işçinin çalışması karşılığı aldığı temel-kök ücrettir. Geniş anlamda ücret ise temel ücretin yanında işverenin işçiye sağladığı örneğin ikramiye, yemek, yol yardımı gibi eklentileri de içerir.

İşverenin ücret ödeme borcu, işçinin iş görme borcunun karşılığı olan asli bir borçtur. Ücretin en geç ayda bir ödeneceğine ilişkin İşK.m.32/4 hükmü, emredici nitelikte olup, aksi kararlaştırılamaz. İşK.m.32/4’ün ikinci cümlesine göre, bu süre, iş sözleşmeleri ya da toplu iş sözleşmeleriyle bir haftaya kadar indirilebilirse de uzatılamaz. İş sözleşmesinin sona ermesi durumunda da işçinin ücreti ile sözleşme ve yasadan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur (m.32/5). Her karşılıklı borç doğuran sözleşmede olduğu gibi, iş sözleşmesi gereği işçi, gördüğü işin karşılığı olarak ücrete hak kazanır. İşveren de görülen işin karşılığı olarak işçinin ücretini zamanında ve eksiksiz ödemek zorundadır.

İşverenin ücret ödeme borcunu yerine getirmemesi, işvereni borçlu temerrüdüne düşüren bir durumdur. Konusu para olan borçlarda temerrütle birlikte faiz de istenebilir. İşK.m.34’teki ‘Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır’ hükmünde geçen ‘gününde’ kavramı da işçinin ücretinin ‘en geç ayda bir’ ödeneceğine ilişkin m.32/4’deki, uygulanması hep sorun içeren ve çoğunlukla da uygulanamayan kesin süreyi belirtmektedir. Bu nedenle ‘Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir* bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir'(m.34) hükmüne bakılarak işverenin temerrüdünün yirmi günlük erteleme süresinden sonra başlayacağı görüşünü tercih etmek istiyorum. Makul bir yasal süre düzenlemesini gerektiren tahakkuk gerçeklerine uygun olmamakla birlikte, bilhassa iş teftişlerinde temerrüt tarihi ve faiz başlangıcının ilk ödeme günü (m.32/4) olduğu görüşünün baskısı oluşmaktadır. Bu doğrultuda uygulama yapılması, tahakkuk sürecinin öngördüğü süreyi haksız olarak işverenin elinden almaktadır. Bu itibarla ücret ve eklerinin ödeme gününden başlayarak ‘yirmi gün’ sonra ‘muaccel’ olacağını kabul etmek uygun olacaktır.

İşverene ücretin hak edilmesini puantaj kontrolü vb yöntemlerle inceleyip denetleme ve belirlenen hak edişe uygun tahakkuk yapabilme yetkisini kullanabilme süresi sağlanmadan işçilerin ücretlerini geç ödeme gerekçesiyle ceza (İPC vb) ve gecikme faizi yaptırımlarını (müeyyidelerini) uygulamak hakkaniyete uymayan olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu olumsuzluğun önlenmesi gerekmektedir.

__________

*Mücbir (zorunlu) sebepler; deprem, su baskını, yangın, toprak kayması, kasırga, savaş durumu, hatta genel grev gibi önceden tahmini ve önlenmesi mümkün olmayan, çoğunlukla doğal afet türü olaylardır

Kaynak: http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TahsinSinav/ucreti-odeme-zamani/44764

Gerçek usulden basit usule geçmek mümkün – 23 Aralık 2013

Ana Sayfa » Basından Haberler (Page 20)
Paylaş
Tarih : 23 Aralık 2013 - 10:26

Bilindiği üzere yakın döneme kadar basit usule tabi olmanın şartlarını kaybedenler ile herhangi bir şekilde gerçek usulde vergilendirilmiş olanlar bir daha hiçbir şekilde basit usule dönememekteydi. Hatta bu kişilerin aynı türden iş yapan eş ve çocukları da bu faaliyetleri nedeniyle basit usulden yararlanamıyordu. Bu durum, ilgili kişilerin işlerini terk etmelerine veya kayıt dışı olarak çalışmalarına neden olabilmekteydi.

6322 Sayılı Yasa ile Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası bu mağduriyet ortadan kaldırıldı. Gelir İdaresi Başkanlığı da geçen hafta yayımladığı 93 seri no’lu Gelir Vergisi Sirküleri ile uygulamaya ilişkin ayrıntıları netleştirdi.

Basit usul avantajlı mı?

Basit usule tabi olmanın vergi yükü üzerinde bir etkisi yok. Yani gerçek usulde vergilendirilen mükellefler hangi oranda gelir vergisi ödüyorsa, basit usule tabi olanlar da o oranda ödüyor.

Ancak basit usule tabi olmak, pratikte bazı kolaylıklara sahip olmayı da beraberinde getiriyor.

Örneğin, basit usule tabi olanların; yasal defter tutma zorunluluğu, geçici vergi ödeme yükümlülüğü, vergi tevkifatı yapma sorumluluğu bulunmuyor. Bunlara ek olarak, basit usule tabi olanların mal teslimi ve hizmet ifaları katma değer vergisinden istisna.

Basit usule tabi olmanın şartları neler?

Her şeyden önce, basit usule tabi olmak isteyen gerçek kişinin gelir vergisi mükellefinin kendi işinde bilfiil çalışması veya bulunması gerekmekte. Ancak yardımcı işçi ve çırak kullanmak bu şartı bozmuyor. Diğer taraftan işyeri mülkiyetinin iş sahibine ait olması halinde emsal kira bedelinin, kiralanmış olması halinde ise yıllık kira bedeli toplamının; 2013 yılı için, büyükşehir belediyesi sınırları içinde 5300 TL, diğer yerlerde 3700 TL’yi aşmaması gerekiyor.

Bu genel şartları taşımak doğrudan basit usule tabi olmayı sağlamıyor. Ayrıca; satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların yıllık alımları tutarının, 2013 hesap dönemi için 75000 TL’yi veya yıllık satışları tutarının 110000 TL’yi aşmaması; bu işlerden farklı türde işlerle uğraşanların ise bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatının 37000 TL’yi geçmemesi gerekiyor.

Gerçek usulden basit usule geçişin şartları

Yeni düzenlemeye göre, gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerden;

-Basit usule tabi olmanın genel şartlarını taşıyan,

-Arka arkaya iki hesap döneminin iş hacmi basit usul için belirlenen hadlerin altında kalan,

-Yazılı talepte bulunanlar, bu şartların gerçekleşmesini takip eden takvim yılından başlayarak basit usule geçebilecekler.

Örneğin; Ankara’da öteden beri gerçek usulde vergilendirilen kuaför Ayşe Hanım, 2012 ve 2013 yıllarında yukarıda belirttiğimiz şartların tamamını sağladıysa, yazılı talebi üzerine 01/01/2014’ten itibaren basit usulden faydalanabilecek.

Sahte belge düzenleyenlerin durumu

Düzenlemeye göre; işin eş ve çocuklara devri halinde iş hacminin hesabında devirden önceki süreler de dikkate alınacak.

Diğer taraftan, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenledikleri tespit edilenler hiçbir suretle basit usulde vergilendirilmeyecekler.

Yazılı talep tarihi çok önemli!

Şartları sağlayıp basit usule geçmek isteyen mükelleflerin 1 Ocak-31 Ocak tarihleri arasında yazılı olarak bağlı bulundukları vergi dairesine başvurmaları gerekiyor.

Buna göre, gerçek usulden basit usule geçmeye ilişkin olarak bağlı bulundukları vergi dairesine bir dilekçe ile başvuruda bulunanların mükellefiyet şekli, ocak ayı başından itibaren basit usul olarak tesis edilecek.

Diğer taraftan, şartları taşıdığı halde ocak ayının başından 31’inci günü akşamına kadar basit usulde vergilendirmeye geçmek için yazılı olarak başvuruda bulunmayan gerçek usule tabi mükelleflerin, kendi istekleri ile gerçek usulde vergilendirmeyi seçtikleri kabul edilerek bu usulde vergilendirilmelerine devam edilecek.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/gercek-usulden-basit-usule-gecmek-mumkun-yazisi-907085

SPONSOR REKLAMLAR

Mali Müşavirlere Özel Web Sitesi

BENZER HABERLER

Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!
Evdeki yabancı bakıcı başınıza iş açmasın!

Yaklaşık 1.5 ay önce Türkiye’de çalışan yabancılarla ilgili izin şartları değişti. Yabancı çalışma izni harçlarında ve cezalarda değişikliğe

Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları
Borçlanmalarla Emeklilikte Püf Noktaları

Doğum borçlanması 5510 sayılı Kanunla 2008 yılından itibaren getirilen bir hak. Sadece sigortalılık başlangıcından sonraki sürelerin borçlanılması

10 işçiden 1’i sendikaya üye
10 işçiden 1’i sendikaya üye

1 Mayıs İşçi Bayramı geride kaldı fakat görüldü ki sendikalaşma oranları ülkemizde halen çok düşük. Türkiye örgütlülük konusunda ne



GENEL MUHASEBE

E-BÜLTEN ÜYELİK

E-posta Adresiniz:

NOT: E-postanıza gelen onay linkine tıklayınız. Onay linki gelen kutunuzda bulunmuyorsa, Gereksiz ya da Önemsiz klasörünü kontrol ediniz.

KÖŞE YAZARLARI